Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Savaşlar ve yalanlar

12 Nisan 2018 Perşembe

Demokraside en yüce karar verici halktır: Cumhurbaşkanını, parlamento üyelerini, belediye başkanlarını vb. halk seçer. Öyleyse halka, doğru bilgileri ulaştırmamanın, onun doğru karar vermesi için ihtiyacı olan gerçekleri ondan gizlemenin en ağır suçlardan biri sayılması gerekmez mi?
Halklar, telgrafın icadına kadar, sonuçları, geleceklerini fazlasıyla etkileyecek olan savaşlar konusunda bile bilgiyi genellikle savaş sona erdikten sonra edinirlerdi. Zamanla savaş konusunda aktarılan günlük bilgilere savaşta çekilmiş fotoğraflar da eklendiğinde olup bitenler daha doğru değerlendirilmeye başlandı.
Habercilerin ve fotoğrafçıların sağladığı veriler, halkın savaşlar konusunda doğru kararlara varması için yeterli olabildi mi? Hannah Arendt’in dilimize “Siyasette Yalan” başlığı ile bu yıl çevrilmiş olan kitabını (SEL yayıncılık) okuduğumdan bu cevabın “Hayır !” olduğunu biliyorum.
Bir sosyal eylemci, 1971’de Vietnam Savaşı konusunda halka söylenmiş yalanları açıklayan ve Pentagon Belgeleri olarak bilinen evrakı New York Times gazetesine sızdırmıştı; Arendt kitabında bu belgeleri irdeliyor.
Vietnam Savaşı sırasında ABD ve yandaş kuvvetlerden 47 bin, ABD karşıtı Vietnam güçlerinden ve sivillerden toplam bir milyondan fazla insan öldü. Sakat kalanların sayısını, harbin yol açtığı yıkımların gerçek boyutlarını saptamak ise güç.
Pentagon Belgeleri, bu savaşta yönetimin kamuoyuna, Vietnam’da savaşmanın nedenini zaman geçtikçe değiştirilen şekillerde tanımladığını yansıtıyor: Başta, “amacımız Komünist komploya karşı ülkenin verdiği mücadeleye destek olmaktır” denmişken, amaç, bir zaman sonra “Çin’in etkisinin yayılmasını engellemek”, daha sonra “Düşmanı savaşı kazanamayacağına inandırmak” olarak tanımlanmış, ardından “ABD’nin dost bir ülke için neler yapabileceğini dünyaya göstermek için savaşıldığı” söylenmiş.
O sırada ABD’de kamuoyu, Vietnam’daki ormanlar yakılarak, napalm bombaları kullanılarak kendilerine saldırıldığı zamana kadar düşman olmaya ne niyeti ne de gücü olan insanlara neler çektirildiğini bilmemekteydi.
Yazara göre, savaşla ilgili hesapları yapanlar, ABD halkının savaşta ölen Amerikan askerlerinin sayısının ne kadarına kadar tahammül göstereceklerini de hesaplamaktaydılar. Onlara göre bu sayı mesela trafik kazalarında ölenlerinkini aşmamalıydı.
Bütün bu gerçekler bize, sadece basının, hem de baskılanmamış ve hür bir basının aktardıkları ile yetinildiğinde bile halkın doğru karar verebilmesi için yeterli bilgi sahibi olamadığını yansıtmaktadır. İnsanlar doğru karar verilebilmesi için yeterli verilere ancak savaş konusunda onlardan esirgenmiş bilgiler (Bu şık da New York Times tarafından) açıklandığında sahip olabilmektedir.
Anayasamıza kamuoyunu yanıltmanın, gerçekleri ondan saklamanın suç, basının gerçekleri açıklamasının ise asal görevi olduğunu daha güçlü bir şekilde vurgulayan cümleler eklenmelidir.

Tümü Selçuk Erez - Son yazıları

Cumhuriyet gazetesinin benim için anlamı 13 Eylül 2018 Per
Ekonomi hemen düzelecek! 6 Eylül 2018 Per
Böcek yeriz o zaman! 30 Ağustos 2018 Per