Prof. Dr. Zeynep Sayın olayı ve üniversite kavramı

Prof. Dr. Zeynep Sayın olayı ve üniversite kavramı

20.06.2016 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bilim insanı ve akademisyen Prof. Dr. Zeynep Sayın Balıkçıoğlu ile yetmişli yıllarda annesi ve çok muhterem Hocam Prof. Dr. Sâra Sayın’ın evinde tanışmıştık. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi Bölümü’nde öğrencim de olmuştu.
Mezuniyetinden sonra annesi gibi akademisyenliği seçen Zeynep Sayın, asistanlıktan profesörlüğe uzanan yolu boyunca bana göre hep gerçek, başka deyişle ‘olması gereken’ bir akademisyen kimliğini inşa etti ve taşıdı. Akademik unvanları ile var olmak yerine, her aşamada varlığı ve birikimleriyle unvanlarının içini doldurmayı yeğledi. Bu arada sadece İstanbul’a saplanıp kalmadı. İstanbul’dan güneydoğuya uzanan bir yelpazede, çağrıldığı her kuruma gitmekten üşenmedi. Öğrencileri ile kurduğu ilişkinin temelini ise hep ‘aydınlanma’ ve ‘özgür düşünme/ düşündürtme’ temeline oturttu.
Öğrencileri için her zaman eleştirel düşünme ve özgür bir bireylik geliştirebilme bağlamında bir rehberlik hizmeti üstlendi. Uzmanlık alanı Alman dili ve edebiyatıydı; ancak Zeynep Sayın, bugüne kadar kendini hiçbir zaman tek bir alanın sınırları içersine hapsetmedi. Yıllar boyunca geliştirdiği bir tür Rönesans hümanisti kimliğinin desteğiyle, öğrencileri için aydınlanma yolunda hangi alanı gerekli gördüyse o alana da taşmaktan çekinmedi.

Bir ‘Rönesans hümanisti’ kimliği
Hep “aura”sı olan bir insan kimliğini korudu. Güzel ve acıklı ülkemizde ne yazık ki böylesine ender rastlanan bir eğitim hizmetinin karşılığı olarak, sadece İstanbul Üniversitesi’nden ‘normal’ yolla, yani emeklilikle ayrılabildi. Ama daha sonra çağrılarak gittiği yüksek eğitim kurumlarındaki hizmetlerinin ödülü olarak, bir süre sonra hep kovuldu!
Bugüne kadar ülkemizde şu anda sayısı yanılmıyorsam iki yüzü zorlayan -ancak dünya üniversitelerinin bilimsel bağlamdaki ‘ilk sıraları’ arasında şimdiye kadar yer almamış- üniversitelerin toplumsal olaylar karşısındaki sessizliği üzerine epey yazı kaleme aldım. Ancak önceki sabah gazetelerden Bilgi Üniversitesi yönetiminin bu sessizliği nihayet bozduğu gibi bir haber aldım ve mutluluğa(!) erdim! Habere göre Bilgi Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Zeynep Sayın Balıkçıoğlu, üniversite yönetimi tarafından derste Sayın Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle üniversiteden kovulmuştu! Yani bir üniversite yönetimi, kendini hem savcı hem de yargıç yerine koymuş ve bir öğretim üyesinin cezasını(!) kesivermişti. Üstelik de bu karar o hocaya kendisi İletişim Fakültesi’nde dersini verdiği sırada, yani çok nazik(!) ve bir üniversitenin düzeyine yakışır(!) bir biçimde bildirilmişti!

Tarih, kimi nasıl yazacak?
Prof. Dr. Zeynep Sayın’ın bundan sonra da öğrencileri olacak. Çünkü o, aslında unvanların en değerlisi olan “Hocalık” unvanını birtakım kurullardan ve yöneticilerden falan değil, fakat asıl önemli ve birincil sayılması gereken tek kaynaktan, yani hep öğrencilerinden almış olan katıksız bir akademisyen. Onun gibilerin kendilerine öğrenci bulabilmek için resmi binalara ihtiyaçları yoktur, çünkü öğrencileri onları nasılsa bulur!
Peki, ya böyle bir hocayı derste iken görevinin başından alan üniversite yöneticileri? Evet, onlar ilerde kendilerine Cumhuriyet Tarihi’nin göstereceği yeri acaba beğenecekler mi?
Aslında bu soru önemsiz, çünkü tarih her zaman, ama her zaman acımasızdır!  

Yazarın Son Yazıları

Papa Francis’in yeni misyonu…

Papa Francis’in yeni misyonu…

Devamını Oku
12.06.2017
‘ne garip federico adında olmak…’

‘ne garip federico adında olmak…’

Devamını Oku
05.06.2017
‘Sessiz savaşçı’lığın gürültülü yollarında…

‘Sessiz savaşçı’lığın gürültülü yollarında…

Devamını Oku
08.05.2017
Kültürde ‘geri kalan’ kavramı üzerine (2)

Kültürde ‘geri kalan’ kavramı üzerine (2)

Devamını Oku
01.05.2017
Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine (1)

Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine (1)

Devamını Oku
24.04.2017
Sermet Yeşil’den barış çağrıları…

Sermet Yeşil’den barış çağrıları…

Devamını Oku
17.04.2017
‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında bir sahaf turu …

‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında bir sahaf turu …

Devamını Oku
10.04.2017
Bir tiyatro açmak…

Bir tiyatro açmak…

Devamını Oku
03.04.2017
Tiyatron, düşleyebildiğin kadardır…

Tiyatron, düşleyebildiğin kadardır…

Devamını Oku
27.03.2017
‘Acil’de sabah saatleri…

‘Acil’de sabah saatleri…

Devamını Oku
20.03.2017
‘Belki biraz sevgi verebilirsin …’

‘Belki biraz sevgi verebilirsin …’

Devamını Oku
13.03.2017
Müjdat Gezen’in yaktığı göz ışıkları...

Müjdat Gezen’in yaktığı göz ışıkları...

Devamını Oku
27.02.2017
Kirletilmemiş bir zaman parçası aramak…

Kirletilmemiş bir zaman parçası aramak…

Devamını Oku
20.02.2017
Kediler tekin değildir…

Kediler tekin değildir…

Devamını Oku
13.02.2017
Onat Kutlar’ın düşündürdükleri...

Onat Kutlar’ın düşündürdükleri...

Devamını Oku
06.02.2017
Engin Cezzar da yok artık!

Engin Cezzar da yok artık!

Devamını Oku
30.01.2017
Çevirmenin yalnızlığı…

Çevirmenin yalnızlığı…

Devamını Oku
23.01.2017
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘küresel finans oligarşisi’ (2)

Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘küresel finans oligarşisi’ (2)

Devamını Oku
16.01.2017
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (1)

Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (1)

Devamını Oku
09.01.2017
Ressam Sadi Bey’in Son Tablosu…

Ressam Sadi Bey’in Son Tablosu…

Devamını Oku
02.01.2017
Bir aydın: Bertan Onaran

Bir aydın: Bertan Onaran

Devamını Oku
26.12.2016
İçimden yine tarih yazmak geldi de…

İçimden yine tarih yazmak geldi de…

Devamını Oku
19.12.2016
‘Ben’in sorumluluğu (2)

‘Ben’in sorumluluğu (2)

Devamını Oku
12.12.2016
‘Ben’in sorumluluğu -1

‘Ben’in sorumluluğu -1

Devamını Oku
05.12.2016
Bendeki Fidel Castro…

Bendeki Fidel Castro…

Devamını Oku
28.11.2016
Ataol’un çocukları...

Ataol’un çocukları...

Devamını Oku
21.11.2016
Cumhuriyetin çizgileri…

Cumhuriyetin çizgileri…

Devamını Oku
14.11.2016
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ C yanılsaması (2)

Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ C yanılsaması (2)

Devamını Oku
07.11.2016
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ yanılsaması…

Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ yanılsaması…

Devamını Oku
31.10.2016
‘Hiç kimsenin kenti’nde yaşamak…

‘Hiç kimsenin kenti’nde yaşamak…

Devamını Oku
24.10.2016
Akademisyenlik üzerine bir tartışma...

Akademisyenlik üzerine bir tartışma...

Devamını Oku
17.10.2016
Göçmüş bir kültürün simgesi: Giovanni Scognamillo

Göçmüş bir kültürün simgesi: Giovanni Scognamillo

Devamını Oku
10.10.2016
‘Fırıldaklar Festivali’ne hoş geldiniz!

‘Fırıldaklar Festivali’ne hoş geldiniz!

Devamını Oku
03.10.2016
Deneme üzerine birkaç not…

Deneme üzerine birkaç not…

Devamını Oku
26.09.2016
Evet, Tarık Akan da Türkiye’dir…

Evet, Tarık Akan da Türkiye’dir…

Devamını Oku
19.09.2016
Gündüz Vassaf’tan yarına atıflar...

Gündüz Vassaf’tan yarına atıflar...

Devamını Oku
12.09.2016
‘Paylaşılmış yalnızlık’lara sığınmak…

‘Paylaşılmış yalnızlık’lara sığınmak…

Devamını Oku
05.09.2016
Bir kez daha: Anayasa kültürü…

Bir kez daha: Anayasa kültürü…

Devamını Oku
29.08.2016
Sorun ‘Avrupalılık’ değil, uygar olmak...

Sorun ‘Avrupalılık’ değil, uygar olmak...

Devamını Oku
22.08.2016
Biz nasıl bu kadar cahil kalabildik?

Biz nasıl bu kadar cahil kalabildik?

Devamını Oku
15.08.2016