Ahmet İnsel

AKP hegemonyası ve dış belirleyenler

21 Mayıs 2016 Cumartesi

AKP hegemonyasını besleyen etmenlerin bu siyasal harekete içkin olanlarından bazılarını geçen yazıda ele aldım. AKP’nin artık bariz biçimde Erdoğan Partisi’ne dönüşmesini izliyoruz. Buna rağmen, bu hegemonyanın kendini yeniden üretmesinin nedenlerini sadece Tayyip Erdoğan’ın şahsına indirgemenin yetersiz kaldığı bir toplumsal olayla karşı karşıyayız. Bu hegemonyanın oluşumunu, gelişimini ve kendini yeniden üretmesini sadece içsel etmenlerle açıklamak yeterli değil.
Etki - tepki ilişkisi içinde, Erdoğan/ AKP hegemonyasının yeniden üretimi ve kendini konsolide etmesinin dışsal belirleyenleri de var. Dışsal derken ülke dışı etmenleri değil, Türkiye toplumunda AKP’nin karşısında yer alan toplumsal- siyasal kesimlerin ideolojileri, davranış biçimleri, söylemlerinden oluşan etmenleri kast ediyorum. Bu dışsal etmenlerin başında, AKP’nin seçmen topluluğunun yarısının desteğini alan bir blok oluşturmasına karşılık, bu topluluğun diğer yarısının üç veya dört parçadan oluşması geliyor.
Bu parçaların kendi aralarındaki mesafe, her birinin AKP’ye karşı mesafesinden genellikle daha fazla. MHP ile HDP arasındaki uçurum kadar derin olmasa bile, CHP ile HDP arasındaki mesafe de büyük. MHP tabanı, CHP ile AKP arasında seçim yapmak gerektiğinde, AKP’yi tercih ediyor. Erdoğan, Türk-Kürt çatışmasında, Sünni-Alevi gerginliğinde, yaşam tarzları merkezli muhafazakâr-modern kavgasında hep çoğunluğun sözcülüğünü yapma olanağına sahip.

‘Tek dişi kalmış canavar’
CHP’nin kâh Alevi kimliğinin asli partisi konumuna sıkışması, kâh Türk milliyetçiliğinin sularında kulaç atmak zorunda kalması ya da bunu tercih etmesi, kâh otoriter bir modernleşme ve laikliğin nostaljik savunuculuğuna sırtını vermesi, onu seçmen topluluğunun dörtte biriyle sınırlı, ne küçülür ne büyür bir alana sıkıştırıyor. Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda aldığı zavallı tavır, demokrasi cephesi oluşturulması niyet kırıntılarını da un ufak etmeye yetiyor. Bu partinin daha uzun yıllar esas işlevi, Erdoğan’a muhafazakâr toplumsal tahayyülü diri tutmak için işaret edeceği “tek dişi kalmış canavar” rolü oynamak olacak. AKP’nin Sünni-Türk tahayyül dünyasının korkularını, früstrasyonlarını canlı tutacak bir umacı işlevini görecek malzemeyi laikçi-milliyetçi cenahta bulması zor değil. Akit gazetesinin laik kesimde yarattığı tepkinin benzerini dindar kesimde yaratacak malzeme laikçi cenahta da yeteri kadar üretilmeye devam ediyor.
Diğer bir dış etmen, Türkiye’de sadece devlet şiddetinin yürürlükte olmaması. Bugün otoriter hegemonyanın ağır bir fiziki baskı, insan hakkı ihlalleri, koyu bir muhafazakâr kuşatma ve faşizanlaşan devlet pratikleri eşliğinde hayata geçmesinde, şiddet yöntemlerinin toplumsal muhalefetin bazı kesimlerinde başat direniş aracı olarak görülmeye ve kullanılmaya devam edilmesinin rolü yadsınamaz. Sadece PKK değil burada söz konusu olan. Silahlı mücadele yöntemini benimsemeye devam eden, şiddet araçlarını terör eylemlerine varacak boyutta kullanmaktan imtina etmeyen bir damar hâlâ canlı Türkiye toplumunda. Her gün siviller, güvenlik görevlileri, gerillalar, militanlar ölüyor bu ülkede. Ve hayat o sahte olağanlığı içinde devam ediyor. Sayısı binlerle ifade edilen insanın son birkaç ayda şiddet politika ve araçlarının doğrudan mağduru olduğu, canını kaybettiği bir toplumda otoriter politika ve pratiklerin yerleşmesi ve kabulü dünyanın her yerinde daha kolay olur.

Bedel ağır olacak
Tam da bu nedenle, 7 Haziran seçimleri sonucunun AKP cenahında yarattığı şaşkınlık, hatta paniğin, onu izleyen aylarda çatışmaların başlaması ve sivil, asker, polis, militan ölümlerinin gelmesinin yarattığı huzursuzluktan çok daha büyük olması anlamlıydı. PKK’nin şehirlerde isyan hareketi başlatmasının sonuçları Erdoğan’ın Kürt nüfus üzerindeki etkisini belki daha da azalttı ama Türk çoğunluktan kazandığı bunu fazlasıyla telafi etti. MHP’nin hali ortada. Bu durum PKK’nin de Türkiyeli Kürtler üzerindeki hegemonyasını pekiştirdi. Şimdi HDP’nin siyaset sahnesi dışına elbirliğiyle atılması girişimiyle, şiddetin siyasal alanın merkezine de yerleşerek, Erdoğan/ AKP hegemonyasının Türk çoğunluk içinde biraz daha konsolide olması ve Türklerle Kürtler arasındaki mesafenin daha fazla açılması safhasındayız.
AKP toplumu dışında kalan cenaha bakınca, bu otoriter hegemonyanın kırılmasının kolay olmayacağı hemen görülüyor. Toplumsal bedelinin herkes için çok ağır olacağı da...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir otokrat prototipi 1 Eylül 2018
Kayırma ekonomisinin bedeli 28 Ağustos 2018
Trump ve yeni otoriterizm 21 Ağustos 2018