Efsane - Kestane

14 Kasım 2014 Cuma

Bugün gazeteye gelirken kafam karışıktı: Sporun içinde bulunduğu şu kaos ortamında, hayalet yazarlarla ilgili bir şeyler yazmak ne kadar doğru olurdu? Ya da... O gün bugün müydü?
Neyse! Şimdi kafam daha da karışık çünkü spor servisinde adıma gönderilmiş bir paketin içinden Fenerbahçe Ülker’in hediyesi (!) çıktı: Bir masa üstü tahtasının üzerine aynen şunları yazmışlar: (Birinci satır) “Sarının yanına lacivert koyarsan” (İkinci satırda ve daha büyük puntolarla efsane olursun” (Üçüncü satırda yine daha küçük puntolarla) Ahmet Kurt - 19.06.2014yazıyor. Ne yani? Koymazsak kestane mi olacağız? Kim düşünmüş, neden bana da göndermişler bilmiyorum ama şunu bilmeliler: Ben Fenerbahçe taraftarı değilim!..
Çok merak edenler için yazayım: Ben, 10 yıl Beşiktaş’ta oynadım, şampiyonluk yaşadım, kaptanlık yaptım (Efsaneyse belki Beşiktaş’ta efsane olmuşumdur) ama şunu da açıklamalıyım: Ben Beşiktaş taraftarı da değilim! Bu gazetede 30 yıl önce ilk yazımı yazdığımda açıklamıştım: Ben, Beşiktaş sevgimi kalbime gömüp, tarafsız spor yazarı olmaya çalışacağımdiye. O gün bugün de kendime verdiğim sözü tuttuğumu düşünüyorum...
Ah! Her ne kadar sosyal medyanın “rumuzlu yeniyetmeleriher yorumumun ardından bana başka bir takımı yakıştırıyorlarsa da ben kendimi biliyorum. Gülüp geçiyorum. Sakalile ilgili bir yazımın altına bile Kıl tüy yazmayı bırak. Obradovic’i eleştirdiyene bile rastladığımız bir ortamda nasıl gülmeyelim? Her yazıdan bir kulüpçülük çıkarıyorlar. Senli benli yazışmalar havada uçuşuyor. Yaşı bile belli olmayan cahiller, rumuz ardından öyle bir sallıyorlar ki okusanız yanıt veresiniz gelir... Eh! Bizim de kalemi kılıç gibi kullanma konusunda bir eksiğimiz olmadığı bilinir ama ben, bana yapılan saldırıları sessizce izliyorum. Bunlardan ülkemizin sosyal yapısı, gençlerin aile terbiyeleri, yüzeysellikleri, kulüpçülüğün hangi boyutlara getirildiği ve insanların nasıl ayrıştıkları konularında anlamlar çıkarmaya çalışıyorum...
Buraya kadarı tamam ama özgürlükler adına izin verilen bu eleştiriler kişiselleşince kafamın tası atıyor. Biri çıkıyor Orhun Ene haberinin altına sen kimsin?” diye başlayan ve zehir kusan yorumlar yapıyor. Diğeri Hüseyin Beşok’un bir okulda yaptığı, “yabancı sayısı” konusundaki yorumuna kişisellik kokan eleştiriler yolluyor. Hakaret içermediği düşünüldüğü için de bunlar yayımlanıyor. Sen kimsin? Maccabi de ne yaptın? “Sana ne ulan” Hüseyin’in Maccabi’de ne yaptığından demezler mi insana! Adam Hüseyin adıyla İsrail’de forma giymeye cesaret edecek kadar büyük oyuncuyken sen kimsin ki ona bu soruları soruyorsun. Ya Orhun Ene haberlerinin altına bir rumuz ardına saklanıp zehir kusan velet. (Elbette ki velet olmalısın çünkü Orhun Ene’ye “basketbol için ne yaptın?” diye sormuşsun) Ya Orhun (veya başka biri) rumuzuna hitaben “Beni tanımıyorsan anana veya babana sor; onlardan biri mutlaka tanıyordur” diye bir yanıt yollarsa ne olacak? Bir şeyler yazmak istiyorsanız lütfen cesur olun çocuklar: Rumuz kullanmayın, klavye delikanlılığı yapmayın! Hatta bir adım daha öteye götürün cesaretinizi: Basketbola eleştiri getirebilmek için ne gibi bir donanımınız olduğunu yazın bizlere. Tanıyalım sizleri...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sorumluluk! 11 Mayıs 2020
Mücbir sebep! 24 Mart 2020
Ergin-Larkin 18 Mayıs 2019
Bileğinin hakkıyla... 22 Mayıs 2017
İstatistik ve istek 20 Mayıs 2017