19 Mayıs neyin başlangıcı?

19 Mayıs 2016 Perşembe

Bugün 19 Mayıs 1919’un, yani Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basışının 97. yıldönümünü kutluyoruz.
Bazıları bu tarihi, Kurtuluş Savaşı’nın, hatta modern Türkiye’nin başlangıcı olarak kabul ederler.
Oysa daha Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önce de Anadolu’nun dört bir yanında çoban ateşleri misali, bağımsızlık tutkusunun meşaleleri kongreler toplanmaya başlamış, halkın bağrından “reddi ilhak” ve bağımsızlık çığlıkları yükselmişti.
Daha önce de çeşitli vesilelerle belirtmeye çalıştığım gibi, ulusal bir hareketi tek kişinin irade ve eylemlerine indirgemeye kalkmak, kabul edilemez bir yanlıştır.
Tarihimizi, Osmanlı’nın yüzyıllar süren ataleti ve onun üzerine ölü toprağı serptiği toplumun meskeneti ve sonra da bir dâhinin şimşek gibi zekâsı ve azmi ile bu olguları tersine çevirmesi çelişkisiyle yorumlarsak hem onu hiç anlamamış, hem de karşı karşıya bulunduğumuz sorunları aşacak yöntemlerden de mahrum kalmış oluruz.
Toplumsal olayların çözümündeki anahtar tümce “Nasıl çözülür” olmalıdır, “Kim çözer” değil.
Zaten modern toplumları kadim toplumlardan ayıran başlıca öğelerden biri de budur.

***

Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının 19 Mayıs 1919’da o tarihi randevuyu kaçırmayıp, Samsun’da olmalarının nedenini ve anlamını da olayı ancak kişisel kararların ötesinde, zamanın imbiğinden süzülüp gelmiş, tarihsel gelişmelerin ve toplumsal dinamiklerin ışığında irdelediğimizde kavrayabiliriz.
Evet Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet, başka deyişle modern Türkiye, salt Mustafa Kemal’in kişisel iradesinin ürünü olmanın ötesinde bir olaydır.
Hatta, önderin, Samsun’daki tarihi randevuda bulunmasını bile bu yöntemle açıklamak gerek. O koşulların bir araya gelmesi olmasaydı, hiçbir irade 19 Mayıs randevusunu oluşturamaz, oluştursa bile, ona bu işlevi kazandıramazdı.
Peki o zaman, Mustafa Kemal’i, 19 Mayıs’ı nereye oturtacağız?
Kurtuluş ateşi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasından önce yakıldıysa, 19 Mayıs neyin başlangıcıdır?
Lider ile tabanının birleşmesinin ilk adımı olan 19 Mayıs 1919 vatanın dört bir yanında, ateşlenmiş, ama henüz bir araya gelecek olgunluğa erişemeyip, münferit durumda olan bağımsızlık hareketlerinin, Erzurum’da yerelden bölgesele, Sivas’ta bölgeselden ulusala evrilmesinin, nihayet bunun 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi ile taçlandırılmasının başlangıcıdır.
Başka bir deyişle, 19 Mayıs 1919 bağımsızlık savaşını yürütürken, ona koşut olarak gelişen, birleşme bütünleşme, bir amaca doğru yönelirken oluşan uluslaşma sürecinin başlangıcıdır.
Ve onu ne yalnızca Mustafa Kemal’in iradesiyle açıklamak mümkündür, ne de Mustafa Kemal’in liderliğini ve Mustafa’yı Gazi Mustafa Kemal yapan koşulları görmeden anlamak ve anlatmak.

***

Tarihe bakmak, ileri vitesle giderken dikiz aynasına bakmaya benzer.
Uluslar, toplumlar, insanlar hangi amaca doğru ilerlemek istiyorlarsa o amaca uygun olarak bakarlar geriye.
19 Mayıs’ı çarpıtmak, 23 Nisan’ı unutmak, Mustafa Kemal’i inkâr etmek (inkâr edenlere karşı çıkmak ilahlaştırılmasını onaylamak anlamına da gelmiyor tabii ki) hep ileriye yönelik amaçların ürünüdür.
Kim ki TBMM’nin de üstünde görmektedir kendini, 23 Nisan’ı unutturmaya çalışır, kim ki milli iradenin tek temsilcisi olduğu iddiasındadır ve ulus kimliğine karşıdır, 19 Mayıs’ı çarpıtmaya çalışır.
Kim ki aydınlığın ışığına karşıdır, Mustafa Kemal’i unutturmaya çalışır.
Şu 19 Mayıs günü bir türlü çözemediğim bir soruyu size sormak istiyorum.
Milli iradenin temsilcisi olduğunu söyleyen bir kişi, nasıl olur da onun ilk kilometre taşlarından biri olan 19 Mayıs’ı ve onunla özdeşleşmiş Mustafa Kemal’i yadsır, unutturmaya çalışır?
19 Mayıs’ı tarih içindeki yerine doğru oturtunca, kendini toplumun üstünde görenlerin gerçek yerleri de kendiliğinden çıkıyor ortaya.  


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020