Neden ‘hepimiz mafyayız?’

11 Haziran 2021 Cuma

Marmara’nın ölümünü tescil eden deniz salyasının nedenleri konusunda uzmanların biri dışında hiçbiri kesin bir şey söylemiyor. Konuya açıklık getiren tek kişi de deniz salyası ya da müsilaj sözcüklerini daha ağzına almadı. Yaptığı açıklamalarla kirlilik konusunda uzman olduğunu kanıtlayan kişi Sedat Peker’den başkası değil. Onu dikkatle dinlediğimizde görüyoruz ki deniz salyasının ve mafya egemenliğinin kaynağı aynı: Talan ve yağma ekonomisinin şahlanışı.

Ürettiğinden çok üreyen ve tüketen Türkiye’nin uyguladığı yağma ve talan ekonomisiyle, doğal kaynaklarını, doğal varlığını ve zenginliğini, tarımsal gücünü yitirerek çıkmaza saplanacağı yıllardır yazılıp çiziliyor.

Belki de bu sütunu izleyenler, bu temanın fazlaca işlendiğinden bile şikâyetçi olabilirler. Ne çare ki bu konudaki korkunç vurdumduymazlık, uyarıları zorunlu kılıyor. İçinde bulunduğumuz olguya, devletin mafyalaşması mı ya da mafyanın devletleşmesi mi demek daha doğru olur, hangisi uzun dönemde toplumsal açıdan daha tehlikelidir, ayrı bir tartışma konusudur.

***

Ama kimsenin hakkını yememek için kesin olan bir noktayı burada vurgulamak gerekir. Türkiye, AKP iktidarından çok daha önce toplumsal ve ekonomik temellerini oluşturmadan uygulamaya soktuğu teksesli, çok partili, çoğunlukçu ama çoğulcu olmayan demokrasi ile birlikte, zamanla artan bir ivme ile yağma ve talan ekonomisini ufaktan ufaktan yürürlüğe koymuştur. Hızlı kentleşmenin doğurduğu sorunlar karşısında yağma ve talan ekonomisinin demokratik umar olduğu yanılgısına düşen toplum da bu pek kendine özgü üçüncü dünya uygulamasının kaçınılmaz olarak çıkmaza saplanmaya mahkûm olduğu gerçeğine gözünü kapayarak çaresiz onaylamıştır.

Böylelikle talan ve yağma düzeninin toplumsal tabanı da oluşmuştur.

AKP’nin düzene katkısı ise bu düzeni, kendi gizli gündemi olan Cumhuriyet, laiklik ve aydınlanma karşıtlığının payandası olacak biçimde, devletin ve yapmacık demokrasinin kurumlarını, yerlerine din sömürücüsü, özgürlük düşmanı ve yağmacı dinbaz düzenin ikamesini sağlayacak biçimde kurumlaştırması olmuştur.

Talan ve yağma düzenine bir ölçüde aşina olan toplumda AKP kendi modelini, güçlü iç ve dış desteklerinin de yardımıyla sürdürebilmiş, bu yolun umar olmayacağı yolundaki uyarıları etkisizleştirebilmiştir.

Ekonominin ana dinamiği üretim, toplumun ana değeri emek olmayınca, yağma ve talan ekonomisinin devleti çeteleştirme süreci içinde, devletin bütün erkleri tek kişinin uhdesinde toplanırken, siyaset sahnesinde devletin nerede başladığı, çetenin nerede bittiği belli olmayan bir mafyalaşma süreci oluşmuştur.

Bu süreç içinde düzeni değiştirmekten aciz olan geniş topluluklar talan ve yağma furyasına dalarken mafyanın düzeniyle bütünleşmekten başka çare bulamamış, biat kültürüyle kolayca bütünleşebilecek bir mafyalaşma sürecine girmiştir.

***

Böylece toplumun hep bir ağızdan “Hepimiz mafyayız be abicim” tekmilini verdiği düzen, egemenliğini pekiştirmiştir. Artık kuraldışının dayatmaları ana kural olmuş, ekosistem ve toplumsal düzen buna göre biçimlendirilmeye başlanmış, doğa ve toplumda da yeni gidişe ayak uyduramayanlar, tasfiye olma sürecine girmişlerdir.

“Hepimiz mafyayız” sloganında ifadesini bulan bu oluşumu anlamadan, düzenin bugüne kadar nasıl gelebildiğini kavramak mümkün değildir.

İşte “hepimiz mafyayız abi” olgusunun nedeni bu.

Ama bugün vardığımız talan ve yağma olanaklarının herkesin mafyalaşmasına el vermediği ortamda, durumun değişmesi umudu doğmuştur.

Yoksa “hepimiz mafyayız abi” sloganı sona ermeden ne Marmara temizlenecektir ne de Türkiye...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Fotoğraf falı 18 Haziran 2021