Şimdi de Fransa’da askeri darbe mi?

18 Mayıs 2021 Salı

Uzun yıllar, Milliyet ve Cumhuriyet’in Paris temsilciliğini yapan Mine Kırıkkanat, bu pazar günkü yazısını Fransa’da 20 emekli generalin, açık mektubuna ayırmıştı. Bu mektuptan bir ay kadar sonra bu kez, bini aşkın muvazzafın, “genç subaylar” olarak kaleme aldıkları emekli generalleri destekleyen mektubundan da söz ettiği yazısını Mine Kırıkkanat, “... laik Cumhuriyetin doğduğu Fransa’da iç savaş artık abartılı bir senaryo değil” diye bitiriyordu.

Fransa’yı bu kadar iyi tanıyan bir gazetecinin başka yabancı gözlemciler tarafından da paylaşılan bu alarm zillerini çaldıran yazısına bakınca, emekli subayların “uyarı mektubu” haberinin basınımızda neden yeterince yer bulup tartışılmadığını anlamak zor.

Bizde demokrasinin beşiği ülkelerden biri olarak (çok da yanlış değil) bilinen Fransa’da darbe yaşanmasına pek ihtimal verilmez. Oysa Fransa’da ülkeyi parlamenter sistemden “Başkancı” sisteme, General De Gaulle’ü de Beşinci Cumhuriyet’in başına taşıyan 1958 olayı düpedüz askerin müdahalesiyle gerçekleşmiştir. 

***

Bütün dünyada “Büyük Devrim”in öncüsü olarak bilinen Fransa’nın en belirleyici ve tartışmalı niteliklerinden biri de rejimin, altı iyice çizilmiş laik yapısıdır.

Devrimin üzerinden iki yüzyıl geçtikten sonra bile, tartışılan 1990’larda bile “sivil okul” sloganıyla sokağa taşan tartışmalı gösterilere neden olan Fransa’da, laiklikle ilgili düzenlemeler hâlâ sürmektedir. Nitekim, son tartışmaların doğmasına neden olan da Macron iktidarının geçirdiği “Cumhuriyet Değerleri’ne Saygıyı Güçlendirme Yasası”dır. 

Fransa’da Büyük Devrim’den bu yana laiklik alanında birçok düzenleme olmuştur.

Cumhuriyetçilerin devletin din üzerindeki denetimini sıkılaştıran uygulamaları zaman içinde karşıt güçlerin güçlenmesi sonucu daha dengeli diye nitelenen, 1905 Yasası’nın kabulüyle tartışmalar bir süreliğine hafiflemiştir.

1905 yasası, 21. yüzyıla kadar laiklik ile ilgili tek kaynak olarak sürdü. 2003 yılında Jacques Chirac’ın Stassi Komisyonu’na hazırlattığı, haç, türban ve Yahudi kipası gibi dini simgelerin aşikâr biçimde kullanılmasını yasaklayan üç maddelik laiklikle ilgili yasa, ayırım yapmaksızın her türlü dini simgeyi yasaklamasına karşın, sadece türbanı engelliyormuş gibi türban yasası olarak adlandırıldı ve Müslümanlarla bir bölüm neo-liberal tarafından inanç özgürlüğüne aykırı bulunarak tepkilere hedef oldu.

***

2003’ten bu yana Avrupa’nın en fazla Müslüman nüfusa sahip ülkesi Fransa’da olaylar durmamakta, zincirleme şekilde birbirlerini izlemektedir. Köktenci İslam kaynaklı Bataclan ve Charlie Hebdo saldırılarının yanı sıra Paris’i kuşatan kemerden, zaman zaman başkente de bulaşan, şiddet olayları, Fransız yurttaşında, İslami terör korkusunun kök salmasına neden olurken, özellikle Le Pen’lerin başını çektiği göç karşıtı yabancı düşmanı politikacıların inanılmaz bir sorumsuzlukla fiştekledikleri duygular, İslamcı terör İslamofobi çatışmasını keskinleştirmekte, olayların toplumsal etkisini de büyütmektedir. İşte böyle bir ortamda geçen ekim ayında, öğrencilerine Hazreti Muhammed ile ilgili bir karikatür gösteren öğretmen Smuel Paty’nin, 18 yaşındaki Çeçen kökenli Müslüman bir genç tarafından boğazı kesilerek öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu.

20 general, siyasetçilere ve iktidara karşı kaleme aldıkları mektupta, bu durumu “Fransa çöküyor” diyecek kadar vahim görmektedir.

Fransa’nın çöktüğünü söyleyebilmek o kadar kolay değil.

Ama Fransa’da iki tarafı birbirine düşman eden din temelli çekişmenin, toplumu ülkenin bekasının temeli olan Cumhuriyet değerleri konusunda derin nefret uçurumu ile ayrılmış bir hale soktuğu ve durumun ne yazık ki Türkiye’yi etkileyecek boyutlara eriştiği tartışma götürmez. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Fotoğraf falı 18 Haziran 2021