Tayyip, ABD için iyi muhatap mı?

15 Haziran 2021 Salı

Tayyip Erdoğan’ın kamuoyunca merakla beklenen, kendisinden bel bağladığı Brüksel görüşmesi nihayet dün gerçekleşti. Sizler bu satırları okurken içeriği belli olan müzakere, ben yazarken henüz gerçekleşmediğinden o konuda bir şey söylemek mümkün değil. Zaten biz de konunun o yanını değil, Tayyip Bey’in bir ABD başkanı için “iyi” ya da başka deyimiyle “güvenilir” ve önemsenmesi gerekli bir muhatap olup olmadığını ele almak istiyoruz.

AKP’nin Amerikan - Türk ortak yapımı olarak kurulduğu, Erdoğan’ın da yalnız Türkiye’nin lideri değil aynı zamanda evrensel ılımlı İslam modelinin simgesi olarak ileri sürüldüğü dönemlerde, böyle bir sorunun sorulabileceği akla bile gelemezdi. Ama aradan yirmi yıldan fazla zaman geçti, köprülerin altından çok sular aktı. Erdoğan artık ülkesini ekonomik bir çıkmaza sokarak “açız!” feryatlarının dört bir yanı sarmasına neden olmuş, dünyada işsizlik rekortmeni durumuna gelmiş, dünya basını ve kamuoyunda “diktatör” olarak nitelenmiş, uyguladığı ötekileştirme politikası yüzünden vatandaşları tehlikeli biçimde parçalanmış, kamuoyu yoklamalarının araştırmalarına göre sandıkta kazanma şansı hiç kalmamış, buna karşın yine de “ne yapar da iktidarda kalırım” düşüncesiyle her şeyi yapmaya hazır olduğu ileri sürülen yıpranmış bir siyasi figürdür. 

***

Böylece Amerikan siyaset literatürünün yaygın deyimiyle, “topal ördek” konumuna düşmüş, gidişi yakın, iktidarı vaatlerine uygun davranmaya el vermeyecek kadar kısa rejimi demokrasi açısından şaibeli ilan edilmiş olan bir siyasetçiyle konuşacağına, gücü eline geçirecek olanla konuşmayı hangi ABD başkanı yeğlemez ki? Hem gelecek olanın demokrasi vaatleri de göz önünde bulundurulduğunda böyle bir işbirliğinin Washington’un idealleriyle daha çok bağdaşacağı söylenemez mi??

Nitekim Biden’ın iktidara geldikten sonra Erdoğan’ın çok istediği telefon görüşmesi konusunda iyice ağırdan alması ve içeriğinin de Başkan’ın “Ermeni soykırımını!” resmen kabul ettiğinin Erdoğan’a tefhimi olması bu görüşü savunanların tezlerini güçlendirmektedir.

Ama bu savlara yanıt olacak karşıt görüşler de yabana atılır türden değil.

Seçilme şansını yitirmiş, arkasında tek yumruk olacak bir tabana sahip olmayan bir liderin, üstelik uluslararası platformda da büyük bir yalnızlık çukuru içindeyse ileri sürülen isteklere karşı direnme gücünün zayıf olacağı kesindir.

Şimdi de dilerseniz demokrasi konusuna bakalım. ABD Türkiye ile ilişkilerinde hiçbir zaman demokrasi ve insan hakları konusunu önemsememiştir. Hatta Türkiye’deki askeri darbelerin olduğu kadar sivil darbenin de ardında ABD’nin bulunduğunu dünya âlem bilmektedir.

ABD’nin götürdüğü demokrasileri yaşamış olanlar onun ne menem bir şey olduğunu çok iyi bilirler. Uluslararası ilişkilerde demokrasi ve insan hakları ABD’nin umurunda bile değildir.

Üstelik kullanılması çok göz kamaştırıcı olan insan hakları ve demokrasi faktörünün görüşmelerde sürekli baskı unsuru olarak yedekte tutulması ABD’ye daha yararlı olacaktır.

***

Bu açılardan bakıldığında, durumdan yararlanmasını iyi bilenler için Tayyip Erdoğan kötü bir muhatap değildir.

Ayrıca son zamanlarda yaşanmış olanlar, ABD’nin bütün değişen tavırlarına karşın yine de Türkiye’yi gözden çıkarmaya henüz hazır olmadığını gösteriyor.

Ama bütün bunlar Tayyip Bey’i bir zamanlar Washington’un gözündeki seçkin yerine yeniden kavuşturacak değildir.

Tayyip Bey artık Washington açısından beceriksiz, güvenilir olmayan, özü etkilemese bile görüntü açısından çok tehlikeli kontrol dışı çıkışları olabilen yorgun, yıpranmış bir liderdir. Buraya da potikalarının kendi içlerinde tutarsızlıkları, dış politikayı kamuoyunu uyutmak için iç politikanın aracı olarak kullanmasıyla kendiliğinden gelmiştir. Bu da kendisini her türlü müzakerede kırılganlaştırmaktadır. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Düzen namus istemiyor 23 Temmuz 2021
Bir 20 Temmuz sabahı 20 Temmuz 2021
İstese de gidememek 13 Temmuz 2021