Aykut Küçükkaya

Tunç Soyer’e ‘kayyım’ı sordum...

06 Temmuz 2020 Pazartesi


Cumartesi sabahı Türkiye’nin aydınlık yüzü İzmir’deydik... Bir süredir yandaş medyanın ve iktidarın hedefinde olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’le buluştuk...

İzmir’in havası “siyasi gündem” kadar sıcak... Sığacık’taki Yazarlar Evi’nin bahçesinde insanı serinleten bir rüzgâr var... Arkadaşımız Hazal Ocak’ın röportajını dün Cumhuriyet’in manşetinden, “Kurtuluş yolculuğu” başlığıyla duyurmuştuk... Soyer, İzmir’in kurtuluşunun 100. yılı için projelerini şöyle sıralamıştı:

1- Görkemli 100. Yıl Anıtı...

2- 100. Yıl Kurtuluş Müzesi...

3- 100. Yıl Marşı...

4- 26 Ağustos 2022’de Afyon Kocatepe’den başlayacak ve 14 gün sürecek “zaman yolculuğu”... İzmir’in kurtuluşuna giden yolda 100 yıl önce 14 gün boyunca ne yaşandıysa bire bir canlandırılacak ve yürüyüş 9 Eylül 2022’de İzmir’de Hükümet Konağı’na Türk bayrağının çekildiği o tarihi görüntüyle sonlandırılacak. Yürüyüşe CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da katılacak...

***

100. yıl projelerinin heyecanını yaşayan Tunç Soyer’e, linç kampanyasının hemen ardından savcılığa yapılan “İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atansın” başvurusunu soruyorum... “Bu başvuruya ne yanıt verilir?” diyorum, Soyer yanıtlıyor:

Dünyadan haberi yok, denir. İzmir’den haberi yok, denir. İzmir’de bizim uyguladığımız politikalar çok büyük bir teveccühle ve anlayışla karşılaşıyor. İzmirliler bizi biliyor. Bize sahip çıkıyor. Dolayısıyla bu tür çırpınışlar, bu tür saldırıların hepsi İzmirlinin duvarına toslar. Bundan hiçbir şey çıkmaz. O yüzden zerre kadar bir kıymeti harbiyesi de yoktur. Bu tür insanlar çıkıyor, çıkacak. Olabilir, ama bunların bir karşılığı yok. Bunları ciddiye alıp vereceğim bir cevap yok. İzmirliler tokat gibi o cevabı veriyorlar. Daha da vermeye devam ederler.

Beni durdurmakla engelleyeceklerini zannediyorlar, öyle bir şey yok. Bizi gömmeye çalışıyorlar ama unuttukları şey, biz tohumuz. Biz gömüldükçe daha çok çıkıyoruz. Onu bilmiyorlar. Bu kentin damarlarında böyle bir ateş var, böyle bir demokrasi var, böyle bir kültür var; bu genetik bir şey. Bu, dün ortaya çıkmadı. Bu kentin binlerce yıllık tarihinden süzüle süzüle bugüne geldi. O yüzden de 10 yılda, 18 yılda değiştirilemez bir şey. Bu doğayı, bu toplumu hiç anlamamak demek. Öyle bastırarak, başındaki adamı linç ederek... Oh ne âlâ memleket. Var mı öyle bir şey! Yok öyle bir duygu.

***

İki saate yakın süren sohbetimizde Tunç Soyer, üzerine basa basa birkaç kez “Korku toplumu çürütür” diyor... Soyer, 17. yüzyılda yaşayan İngiliz siyaset felsefecisi Thomas Hobbes’un düşüncelerini anımsatıyor...

Hobbes demiş ki: ‘Otoriter yönetimlerde korku egemendir... Ama bu korku 2 yanlı bir korkudur. İktidarın gazabına uğramaktan korkanların korkusu ve iktidarını kaybetmekten korkanların korkusu. Bu iki korku birbirini besler, büyütür ve sonunda toplum çürür...’ Korku toplumu çürütür. Çürüyen toplumlarda ne ahlak kalır ne de özgürlük. Şimdi içinde bulunduğumuz ortam biraz böyle bir ortam. Korkunun karşılıklı olarak büyüdüğü, büyüdüğü için de toplumun çürüdüğü, erdemlerin, özgürlüklerin yok olduğu böyle bir zaman dilimi içinden geçiyoruz. Bütün bu saldırılar… Barolarla ilgili yaşanan gerçeği biliyoruz, basına uygulanan yaptırımları biliyoruz. Türkiye hiçbir zaman bu kadar özgürlüklerin azaldığı, demokrasinin daraltıldığı bir dönem yaşamadı. Hakikaten yaşamadı...

Evet...

Korku dağlarının büyüttüğü toplumsal çürümeyi durdurabiliriz... Basınıyla, siyasetçisiyle, barosuyla, kadınıyla, işçisiyle, bilim insanıyla... Yeter ki yönümüz 100 yıl önce Anadolu’da yakılan bağımsızlık ateşi, ilkemiz Atatürk’ün “Aydınlanma Devrimleri” olsun!..


Yazarın Son Yazıları

Ne çektin be karga!.. 12 Ekim 2020
Toplumsal çöküntü... 28 Eylül 2020
Kullanışlı Aptallar!.. 21 Eylül 2020
Nefes aldıkça... 7 Eylül 2020
Kadın devrimi... 24 Ağustos 2020
3 bin 135 hastaya ne oldu? 10 Ağustos 2020
Okluk Koyu’na 4 kat! 20 Temmuz 2020
Bu böyle biline!.. 13 Temmuz 2020