Ayşe Emel Mesci

Hades’in hükmü yürüyor

27 Ocak 2020 Pazartesi

Bir süredir o tarafa gitmemiştim. Trafik ışığında durdum, yayalar için yeşil yanmasını bekledim. Sonra dalgın dalgın karşıya geçtim. Birden olduğum yerde donup kaldım. Seyhan’ın çiçek tezgâhının üstü Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun ve mahalle sakinlerinin yazılarıyla dolmuştu. Tezgâhın önünde içi boş iki polis arabası park etmişti. Çiçekler boyunları bükük bekliyorlardı. Seyhan, o yeşil gözlü güzel genç kadın, hapisten çıkan kocasının kurşunlarıyla 18 Ocak Cumartesi günü saat 18.00 civarında burada can vermişti. Katil, karısını öldürmeden önce, aynı yerde bir başka tezgâhta çiçekçilik yapan annesini de vurmuştu. Geride Seyhan’ın iki çocuğu kalmıştı.

Kadına yönelik şiddetin ne kadar olağanlaştığını tüm ruhumla hissettim. Bir cumartesi günü, sahil yolunun en işlek noktalarından birinde güpegündüz cinayet işlenebiliyordu. Bu gibi olaylar dünyanın her yerinde yaşanıyor, diye önemi azaltılamayacak kadar hayatımızın parçası haline getirilmiş bir vahşet, hayatını çalışarak kazanan bir kadının çiçekçi tezgâhına herkesin gözü önünde çöreklenebiliyordu.

Kolektif bilinçaltı

Bir kez daha baktım tezgâha... Giderek solmaya yüz tutan çiçeklerin arasından Hades’in karanlık bakışlarını görür gibi oldum. Mitolojide Zeus ile Demeter’in kızı Persephone (veya Kore), yeraltı dünyasının tanrısı olan Hades tarafından kaçırılıp hapsedilir ve onun eşi olmaya mecbur edilir. Erkek egemen dönemin mitolojisine kadar sızmış kadim bir kız kaçırma ve tecavüz olayı söz konusudur. Ama bu olay aynı zamanda bitki dünyasıyla ve bereketle de ilişkilenir. Çünkü Persephone’nin annesi Demeter kaçırılan kızının ardından dünyadan elini eteğini çekince, buğdaylar ve diğer bitkiler büyümez olur, kıtlık ve açlık kapıya dayanır. İşte o zaman işine gelince en usta uzlaştırıcı olabilen Zeus, kardeşi Hades ile Demeter arasında bir orta nokta bulup, Persephone’nin altı ayını yeryüzünde, altı ayını da yeraltında geçirmesi çözümünü üretir.

Tarım üretimi ve doğayla döngüsel zamanı, ölme-dirilme ritüellerini, aydınlık ve karanlık çatışmasını çok ustaca birleştiren, Jung’un deyimiyle insanın “kolektif bilinçaltı”nın örneği sayılabilecek bir mitostur söz konusu olan.

İnsanın karanlığı ve aydınlığı 

Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü’ndeki öğrencilerimle birlikte Persephone mitosu üzerinde çalışırken, bütün bu kültürel, tarihsel, toplumsal anlamların yanı sıra, bir yorum olasılığı daha bulunabileceğini düşünmüştüm. Her insanın içinde karanlık ve aydınlık, yeraltı ve yerüstü bir arada bulunabilir. Bu ikilem içinde Hades aşağı dünyayı, yeraltını, hayvani güdülerin egemen olduğu yanımızı simgelerken; kızının yeryüzüne dönmesiyle birlikte doğayı uyandırıp bereket saçan Demeter ve tabii onunla birlikte Persephone yukarı dünyayı simgeleyen aydınlık yüzümüzdür.

Geçmişin mitolojilerinde, hiç değilse döngüsel zaman algılarından dolayı, en acı olaylar bile olumlu da yorumlanabilecek yeni gelişmelere neden olabiliyor, ölümü dirim izleyebiliyor. Bir kız kaçırma ve tecavüz hikâyesi dünyanın ve doğanın yenilenmesi ritüeliyle iç içe geçebiliyor. Oysa bizim çizgisel zamandan başka seçenek tanımayan, gözü körleşmiş çıkarcılığı din sömürüsüyle birleştiren, Hades’in Persephone’yi yeraltına hapsetmesi gibi kadını eve hapsetmeyi, ikinci sınıflaştırmayı marifet sanan katil erkek-egemen iklimimizde hiçbir yenilenme umudu yok. Bizim Persephone’lerimiz namuslarıyla ekmeklerini kazandıkları çiçek tezgâhlarının başında öldürülüyor ve geri gelmiyorlar. Çiçekler öksüz kalıyor. Şafak bir türlü sökmüyor. Hades’in hükmü yürüyor.


Yazarın Son Yazıları

Aziz Nesin Kabare 13 Nisan 2020
Korona Günleri 16 Mart 2020
Hesabı kim soracak? 10 Şubat 2020
Mahşer Görüntüleri 13 Ocak 2020
Bilkent ve antik tiyatro 9 Aralık 2019
Bir kuşak giderken 25 Kasım 2019