Barış Terkoğlu

Terörle yargılayan terör

11 Mayıs 2020 Pazartesi

Korku, iki ucu keskin bir bıçak mı? Korkutanın kendisi de bir başka korkunun sahibi mi?

Natascha Kompusch kaçırıldığında 10 yaşındaydı. Bodrum katındaki hapisliği 6 ay sürdü. Delirmek üzereydi. Sapığı Wolfgang Priklopil, üst kata çıkmasına izin verdi. Televizyon izlemesine ve gazete okumasına iki yıl sonra müsaade etti. Kabullenilmiş gardiyan-tutsak ilişkisi öyleydi ki birlikte dışarı çıktıklarında Natascha kurallara uyuyordu. Hep kaçmayı düşündü. Ama içine yerleşmiş “öldürülme korkusu” buna engel oldu. 8. yılında yani 18 yaşında, korkusunu yendi ve kaçtı. Rehinesi elinden kaçan Wolfgang’ın korktuğu başına gelmişti. Trenin altına atlayarak intihar etti. Teslim olan da teslim alan da korkunun farklı yüzlerini içinde taşıyordu.

Cumhuriyet’in “Susmayacağız” yazan tek kelimelik manşetine bakıyorum. Hemen altında iki başlık var. Biri “Korkutamazsınız”, öbürü “Yıldırma politikası”. Sözlüğü açıyorum: “Terör” kelimesinin karşısında “yıldırma, korkutma” yazıyor. Demek; çoğu zaman kanla, bombayla, silahla andığımız terör aslında, korkutma ve yıldırma eylemi. Yani Cumhuriyet’e terör soruşturmaları açanlar, aslında ellerindeki araçlarla terör kelimesinin içini dolduran eylemleri yapıyor. Korkutmaya, yıldırmaya çalışıyor.

“Yargıyla terör olur mu?” demeyin. FETÖ iddianamelerinde bakın ne yazıyor: Örgüt, son yıllarda adeta bir ‘korku imparatorluğu’ oluşturmayı başarmıştır. FETÖ dönemi yargısı böyle suçlanıyor. Bir zamanlar kumpas davalarında sanıkların yaptığı tarifin, bugünün iddianamelerinde yazdığını görüyoruz.

Peki, FETÖ’nün yarattığı “korku imparatorluğu”nun yerine yenisini koyanlara ne diyeceğiz?

Fotoğrafa terör davası

Cumhuriyet gazetesi ile yolumuz iki farklı dönemde iki farklı terör soruşturmasıyla kesişti.

Birincisi FETÖ dönemi...

2008 yılında Ergenekon davasının başlamasına bir ay vardı. Yine bir ramazan ayıydı. Kumpas davasını hazırlayan polisler, Beşiktaş’taki özel yetkili savcılığın yakınındaki iskeleye tekneyle geldiler. Adliyenin savcı ve hâkimleri de tekneye bindi. Hep birlikte Boğaz gezisi yaptılar. Ardından Kandilli’deki iskeleye yanaştılar. Topluca yürüyerek sahildeki korunun içinde bulunan restorana oturdular. Oturma planı önceden ayarlanmıştı. Ergenekon davasını yönetecek mahkeme başkanının iki tarafına soruşturmayı hazırlayan FETÖ’cü polis müdürleri yerleşmişti. Ezan okununca oruçlarını açtılar.

İftar, aslında bir tür ikna turuydu. Yemeğin fotoğraflarını organizasyonu düzenleyen polislerin fotoğrafçısı çekti. Ardından katılımcıların her birine günün anısına fotoğraflar dağıtıldı.

Bu tuhaf akşamın fotoğrafları elden ele dolaştı. Bazı gazetecilere kadar ulaştı. Ancak hiç kimse yayımlamaya cesaret edemiyordu. OdaTV hiç düşünmedi. Haberi ben hazırladım. Ardından FETÖ mahkemelerine ilk darbeyi vuran fotoğrafları yayımladık. Kamuoyunda çok ses getirdi. Ancak hâlâ hiçbir gazete yayımlamaya cesaret edemiyordu. Biri hariç: Cumhuriyet.

Elbette FETÖ savcıları boş durmadı. Haber değeri olan, hatta bu nedenle gazetecilik ödülleri alan haber için “bir suç” buldular. “Kamu görevlilerini terör örgütlerine hedef gösterme” suçlamasıyla dava açtılar. Haberde ne terör ne de hedef gösterme vardı. Ama yargı hesaplaşmalara meze yapılmıştı. O kadar ki dava başladığında duruşmaya gelen mahkeme başkanı, fotoğraflardaki hâkimlerden biriydi. Kendi fotoğrafı için karar verecekti.

O gün sanık sandalyesinde ben ve Cumhuriyet’in yazıişleri müdürü (Güray Öz) oturuyordu. Savcılar, hâkimler, polisler, AKP-FETÖ medyası üzerimizde tepindi. Ancak yıllar sonra haberin değeri anlaşıldı. Bazı “büyük gazete”ler, “biz yayımlayamamıştık” itirafında bulundu.

FETÖ sanığı FETÖ savcısı

İkincisi daha yakın...

Cumhuriyet gazetesinin önceki yönetimine ve yazarlarına açılan FETÖ davasıyla ilgili. Soruşturmayı yürüten ve gözaltı operasyonları yapan savcı Murat İnam’dı. FETÖ soruşturması yapan savcı İnam, aynı zamanda FETÖ davasının sanığıydı. Örgüt üyeliği dahil birçok suçlamadan hapsi isteniyordu. En önemlisi, İnam’ın yargılandığı davanın konusu usulsüz dinlemelerdi. Yani “korku imparatorluğu” denilen eylemin esası. Murat İnam, benzer durumdaki savcıların aksine ihraç edilmemişti. Hatta görevde kalması için oy kullanan iki HSK üyesi de bir süre sonra FETÖ davalarının sanığı olmuş, görevden alınmıştı. “Birileri” FETÖ sanığı İnam’a “olur mu” denilen FETÖ soruşturmalarını yaptırıyordu.

Barış Pehlivan OdaTV’de dünyanın her yerinde haber değeri taşıyan bu olayı gündeme taşıdı. Öyle tartışma yarattı ki AKP’den bile “keşke başka savcı görevlendirilseydi” açıklamaları geldi.

Ancak tuhaf bir şey oldu. Barış Pehlivan yanımda otururken telefonu çaldı. Arayan polisti. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın ifadeye çağırdığını haber veriyordu. Suçlama tanıdıktı: Kamu görevlilerini terör örgütlerine hedef göstermek.

Olay duyulunca Meclis’te tartışma çıktı. CHP’liler Adalet Bakanı’na “sizin bile eleştirdiğiniz olay nasıl terör olur” diye soruyordu. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, FETÖ’den yargılanan kendi mensubu olunca, “bizimkine dokunmayın” diyerek gazetecilere savaş açmıştı. Tepkiler büyüyünce savcılık geri adım attı. “Gelmenize gerek yok” denildi ve soruşturma bitti. “Terör” suçlamasının “korkutmak ve yıldırmak” için kullanıldığı öyle açığa çıkmıştı ki mızrak çuvala saplanmıştı.

Korkutan da korkuyor

Kilisenin “sapık” dediklerini cezalandırmak için kurduğu engizisyonun terörünü biliyoruz. “Keşiş savcılar”, “sapık”ları ararken, tüm halk hafiyelik etmekle yükümlüydü. Mahkemeye düşen suçlu sayılırdı. Suçsuz olan bunu ispatlamalıydı. İftiralar da yargılamanın parçasıydı. “Sapık” dedikleri bazen başka inançlar, bazen bilim insanları, kimi de yazarlar oldu. Bugün Roma’da Giardino Bruno’yu yaktıkları yerde, dönemin devleti tarafından desteklenen dinci teröre, geçenlerin lanet okuduğu Bruno heykeli var.

Cumhuriyet’te Alican Uludağ’ın, Hazal Ocak’ın, Seyhan Avşar’ın, Zehra Özdilek’in haberlerine açılan “kamu görevlisini terör örgütlerine hedef gösterme” soruşturmaları bize tanıdık geldi. Yargılayanlar değişse de bir zihniyet kendini farklı isimlerle sürdürüyor.

Don Kişot’ta yazdığı gibi: “Korkunun pek çok gözü var, yeraltındaki şeyleri bile görür!” Emin olun, terörle korkutan terör sahipleri de korkuyor!


Yazarın Son Yazıları

Ecdadın suskun ezanları 1 Haziran 2020