Mutfaktaki yangın ve zamansız tartışmalar

19 Kasım 2021 Cuma

Sevgili okurlarım, Merkez Bankası yine faiz indirdi...

Yani mutfaktaki yangına körükle gitti.

Bu, kim bilir aynı doğrultada alınan kaçıncı yanlış karar...

Bırakınız bilimi ve gerçekleri, bu iktidar kendi yaptığı sayısız yanlış deneyimlerin sonuçlarından da ders almıyor!

Öyle anlaşılıyor ki Erdoğan/AKP, iktidarda kaldıkça yangına körükle gitmeye devam edecek...

Halkın cebindeki paranın müteahhitlerin ve yöneticilerin cebine aktarılması da sürecek.

Bu gerçeğe rağmen, siyasette gereksiz ve zamansız tartışmalarla zaman kaybetmeye gerek yoktur:

Her şeyden önce ivedilikle, yangını söndürmek için bu iktidardan kurtulunmalı ve bir daha yangın çıkmasını engellemek için de Parlamenter Demokrasi gerçekleştirilmelidir.

Demek ki siyasetteki öncelik sıralaması günümüzde şöyle olmalıdır:

1) Önce bu iktidardan kurtulunacak...

2) Sonra devlet “Şahsım Devleti”nin zararlarından temizlenecek ve ortam Parlamenter Demokrasi’nin inşası için hazırlanacak...

3) En sonra da “Güçlendirilmiş Parlamenter Rejim”in yeniden kurulması için gerekli anayasal, yasal, teknik ve bürokratik adımlar atılacaktır.

Bu öncelik sıralaması böyleyken:

Hiç gereksiz yere dini kavramlar ve terimler üzerinden, üstelik de bunları yanlış kullanarak, yanlış izlenimler yaratacak söylemlerle...

Veya en son aşamaya ilişkin olan anayasa tartışmalarını şimdiden başlatarak erken çekişmelerle...

“Millet İttifakı”nı da içine alan ve kendiliğinden gerçekleşmiş olan “Demokrasi Cephesi”ni zayıflatacak tartışmalı adımların atılması yanlıştır.

***

Bakın Gazi Mustafa Kemal Atatürk, daha Anadolu’ya ilk ayak bastığı anda kafasında oluşturmuş bulunduğu Cumhuriyet fikrini “Milli Bir Sır” olarak nasıl sakladığını şöyle anlatıyor:

“Gerçekte, içinde bulunduğumuz tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu.

Osmanlı ülkesi tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı.

Son mesele, bunun da bölüşülmesinin uğraşılmasından ibaretti.

......

O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi?

Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli egemenliğe dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!

İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.

......

Dolayısıyla, ya istiklâl ya ölüm!

İşte hakiki kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktı.

......

Bu son sözlerimi özetlemek gerekirse, diyebilirim ki ben, milletin vicdanında ve geleceğinde sezdiğim büyük gelişme yeteneğini, bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak bütün toplumumuza parça parça uygulamak zorundaydım.”

***

Görüldüğü gibi Atatürk, İstiklal Savaşı’nın daha en başında, 19 Mayıs 1919’da, ülkedeki durumun bütün acıklı olumsuzluğunu görmekte ama yüreğinde gizli bir hedef olarak, hem bağımsızlığı hem de Cumhuriyetin ilanını bir sır gibi saklamaktadır.

Burada bir dâhi liderin “zamanlama” kavramına dikkat çekmek isterim.

Toplumun gelişmemişliğinden kaynaklanan siyasal, psikolojik, sosyolojik ve geleneksel engelleri dikkate almakta, Türk Devrimi’ni aşama aşama uygulamaya geçirmeyi planlamakta ve bunu da başarıyla uygulamaktadır. (Emre Kongar Seçkisiyle, ATATÜRK, NUTUK, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2018, ss. 33-39)

***

Muhalefet, yanlış dinsel kavramlarla ve/veya zamansız tartışmalarla kafa karıştırıcı söylemlerde bulunmazsa...

İktidarın somut hatalarını, örneğin mutfaktaki yangını gereksiz tartışmalarla gündemden düşürmek yerine, halkın gerçek sorunlarına eğilirse...

Demokratik Rejimin yeniden kurulmasını daha çabuklaştırmış olur.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları