Erdal Sağlam

Dünya ekonomisi toparlanırken Türkiye savruluyor

20 Mayıs 2021 Perşembe

Dünya ekonomisi pandemi sonrası hızla toparlanma aşamasına girerken bunun, emtia fiyatlarından finans hareketlerine kadar her alanda etkilerini yaşamaya başladık. Dünyadaki toparlanmaya karşılık Türkiye ekonomisinin ise “yönetilemeyen iç ve dış siyasi krizler” nedeniyle hızla savrulduğuna şahit oluyoruz.

Ekonomik tabloya bakacak olursak Türkiye’nin son yılları kötü yönetim örnekleriyle dolu. Pandemi öncesi yanlış kararlarla başlayan kırılganlık, pandemiyle birlikte had safhaya ulaştı. Geçen kasım ayında ekonomi yönetimi değişikliği ve reform sözleriyle toparlanma umudu veren yönetim, 3-4 aylık aranın ardından, son yıllardaki yanlış politikalara geri döndü. Yanlış kararlarla 128 milyar dolarlık rezervin eritilmiş olması, enflasyonun yeniden tırmanışa geçmesi, küresel normalleşmeye Türkiye’nin çok kötü bir tabloyla yakalanmasına neden oldu.

Son günlerde küresel piyasalardaki gelişmelere TL’nin verdiği tepki, Türkiye ekonomisinin ne kadar yüksek kırılganlığa sahip olduğunun kanıtı gibi. ABD’deki enflasyon ve faiz beklentilerine bağlı olarak bu dönemin dalgalı bir seyir izlemesi bekleniyor. Fed’in temkinli tutumuna rağmen piyasalar, pandemi önlemlerinde hızlı bir geri dönüş başlayacağını tahmin ediyor. Gelen verilere ve açıklamalara bağlı ABD Doları’nın değeri piyasalarda oynaklık gösteriyor.

Buna karşılık diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla, Türkiye’nin olumsuz ayrışması devam ediyor. Yani dolar küresel anlamda değer kaybetse de kazansa da TL’nin sürekli değer kaybettiği görülüyor. Uluslararası finans kesiminde, risk iştahının azalmaya devam edeceği, bu nedenle yatırımcıların gelişmekte olan ülkeler arasında çok daha seçici davranacağı beklentisi büyüyor. Bu durum kırılganlığı devam etmesine karşılık dış kaynak ihtiyacı büyüyen Türkiye ekonomisi için önemli bir risk oluşturuyor.

Küresel toparlanmaya bağlı olarak küresel talebin hızla arttığı, çip krizi başta olmak üzere hammadde ve aramalı tedarik sorunlarının büyüdüğü gözleniyor. 

Pandemi başladığında panik havasıyla görülen küresel talep artışı, son aylarda “büyüyecek talebe hazırlık için stok yapma telaşı” nedeniyle yine hızlandı. Uluslararası gözlemciler her türlü malda, her sektörde hızlı bir talep artışı yaşandığını, bu üretim çılgınlığının tedarik zincirlerinin işleyişini zorladığını söylüyor. Talepte yaşanan patlama küresel emtia fiyatlarının da yükselmesine neden oluyor. Dünya gıda fiyatları tarihi zirvelere ulaşırken emtia fiyatları, her alanda, yaşanan kıtlık havasının desteğiyle hızla artmaya devam ediyor. Bu normalleşme sancılarının bu yıl sonuna kadar sürmesi bekleniyor.

Türkiye’nin böyle bir küresel zam furyasına, yüzde 17’yi aşan bir enflasyonla yakalandığı ortada. Bu nedenle enflasyondaki artış trendinin devam edeceği, buna bağlı olarak faiz ve kur başta olmak üzere, finansal dalgalanmaların büyüyerek süreceği beklentisinin yükseldiği de çok açık.

Güvensizlik artıyor

Ekonomideki bu olumsuzluğa ek olarak dış politika ve son günlerdeki mafya bağlantılı görünüm veren iç siyasi gelişmeler, yeni olaylara ve değişikliklere gebe gibi görünüyor. Tüm bunlar yaşanırken Türkiye’nin salgın yönetimi de giderek kötüleşiyor. 17 günlük kapanma ardından yeni vaka sayıları artarken, aşılama konusunda da büyük bir fiyasko yaşandı. Aşı konusunda verilen sözlerin tutulmaması, tedarik yönetiminin yapılamaması, buna rağmen vaatlere devam edilmesi, salgın yönetimine olan güvensizliğin büyüyerek artmasına neden oluyor.

Sadece pandemi yönetiminde değil, yönetimin tümünde bir kilitlenme yaşandığı, karar mekanizmalarının sağlıklı işlemediği, yanlış kararların devam ettiği gözleniyor ve bu durum her kesimin moralini bozuyor. Pandemi nedeniyle yaşanan kapanmalardan olumsuz etkilenen kesimlere doğrudan desteklerin yetersiz kalması, başta esnaf olmak üzere geniş kesimleri daha fazla rahatsız eder oldu. Artan hoşnutsuzluk nedeniyle, 5 ve 3 biner liralık doğrudan destek kararı vermek zorunda kalan iktidar, çok geç ve yetersiz kalan bu destek nedeniyle umduğu memnuniyeti de sağlayamadı.

Tüm bunlar yönetime güvensizliği artırırken, ekonomiye ilişkin beklentilerin bozulmasına neden oluyor. Son olarak gerekli aşılama oranlarına ulaşılamadığı için büyük önem verilen turizm sektöründe bile umutsuzluk hâkim olmaya başladı. Avrupa ülkelerinin yanı sıra en fazla turistin geldiği Rusya’nın da Türkiye’ye seferlerini geciktirmesi, hem ülkenin turizm gelirleri hem de mevcut turizm işletmelerinin akıbeti konusunda umutların azalmasına neden oluyor.

Bu arada “17 günlük kapanma sonrası alınacak normalleşme adımlarının gecikmesi” örneğinde olduğu gibi “İktidarın artık geniş toplum kesimlerinin taleplerine karşı duyarsız bir tavır içine girdiği” izleniminin arttığına şahit oluyoruz. Son çek düzenlemesinde olduğu gibi önlem alınsa bile yanlış kararlar alınıp sürekli yeniden düzeltilmesi de mevcut yönetimin kapasitesine ve liyakatin tümüyle yok olduğuna ilişkin kaygıların pekişmesine neden oluyor. 

Dış politikada İsrail’in haksız saldırıları nedeniyle, iç politikaya dönük hamaset söylemine geri dönülmesinin, çok kritik aşamaya gelen ABD ve AB ile olan ilişkilerin düzelmesinin önünde engel oluşturmaya başladığı da söylenebilir.

Özetle; yönetim zaafları artan Türkiye, yönünü bulamayan ve savrulan bir görünüm sunuyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları