Sansür üzerine düşünceler...

Sansür üzerine düşünceler...

10.08.2024 14:32
Güncellenme:
Takip Et:

İngiliz tiyatro adamı Edward Bond, “Tiyatro yoksunluğu şiddeti getirir” der. Daha önce sanatla gerçek anlamda buluşmamışların bize yaşattıkları ise umut kırıcı, nefes daraltıcı. Her yanımız yaralı bereli. Hayvan katliamı sınır tanımadan gözümüzün önünde yaşanıyor. Binlerce canlı göz göre göre öldürülüyor. Sosyal medya karartılıyor, buna karşın bir iki televizyon ünlüsü sosyal medya detoksunun kendilerine iyi geldiğini savunabiliyor. Böylece gündelik yaşam içinde her şey yumuşatılmış oluyor. Burada acıtıcı olan sanatın sektörleşirken kapitale hizmet edenleri koruyup kollaması.

***

Oysa zihin ve yürek açıcı iddiasında bulunan sanatın kendisi de sansürden, hele hele kendini savunmak adına geliştirilen otosansürden de uzakta kalamıyor. 1961 yılında “Genç Oyuncular” Erdek’teki festivalde saldırıya uğramıştı. Kim miydi onlar? Geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz tiyatromuzun öncü ismi Genco Erkal vardı aralarında. Atilla Alpöge, Arif Erkin, Mehmet Akan gibi geleceğin nitelikli tiyatro adamlarıydı her biri. Geleneksel tiyatromuzun tuluat geleneğinden yola çıkarak “Vatandandaşlık Oyunu”nu oynamış; saldırıya uğradıkları yetmezmiş gibi haklarında bir de soruşturma açılmıştı. Genç Oyuncular, Sevda Şener hocamızın deyişiyle, “Sanatı birkaç büyük ayrıcalıklı kentin kültür zenginliği olmaktan çıkarıp halk kitlelerine ulaştırma yönünde önemli bir adım”dı. O dönem çekilen bir fotoğrafa bakıyorum. Genco Erkal gülümsüyor. O kuşağın inadına gülüşüyle yaralı çabasını düşününce aklıma sansürün türlü çeşitleri geliyor. 

***

Haldun Taner, “Sansür Üzerine” adlı yazısını kaleme aldığında yıl 1962’ydi. Erdek’te yaşananlardan tam bir yıl sonraydı. Taner, sansürü aynı zamanda sanata yapılan bir saldırı olarak nitelendiriyor; “Her devirde sansür, ulusal çıkar adına hareket ettiğini savunmuştur. Ama buna hiçbir zaman kendi de inanmamıştır. Aslında geleneğin, statükonun bekçiliğini sırf emrinde bulunduğu efendilerinin adına yapar. Öyle olmasa her yeni idare ile sansür ölçülerinin değişmesi gerekirdi” diyordu. Taner’in sansür adına söyledikleri hâlâ geçerliliğini koruyor. Kendisi de ilk yazdığı oyununda, bu dayatmanın kurbanı olmuş “Günün Adamı”, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda seyirciyle buluşmadan repertuvardan kaldırılıvermişti. 

***

Altmış yıl sonra insan ister istemez çağdaşlık ölçütleri içinde bir şeylerin değişmesini bekliyor. Nafile! Öte yandan ülkemizde yalnızca sansür başlığıyla yola anlatılsa rahatlıkla birkaç ciltlik kitap oylumuna ulaşılabilir. Olağanüstülüklerin sıradanlaştığı bir coğrafyada nefes alma çabamızı sanatın bize sunduğu iyilikle sürdürmeye çalışıyoruz. Konser ve oyun yasakları, indirilen cam çerçeve, kundaklanan kültür ve sanat merkezleri, hatta sanat eğitim kurumları listesi hayli uzun. Yalnızca ilk elde aklımıza gelenleri kaleme almak bile içler acısı halimizi gösteriyor. Tiyatroda yaşatılan sansüre ilişkin çok daha geniş bir döküm yapılabilir. İlk akla gelenleri şöyle bir sıraladım: 

60’ların başında Oraloğlu Tiyatrosu’nda sergilenen “Lady Chatterley’in Aşkı” adlı oyunun müstehcen olup olmadığının anlaşılması için savcılık tarafından bir üst kurul oluşturuldu. Benzer durum Aristofanes’in üç bin yıl önce yazdığı “Lysitrata”ya uygulanmak istendiğinde bu defa Lale Oraloğlu açlık grevine başladı. 

1963’de Şehir Tiyatroları’nda oynanan Brecht’in “Sezuan’ın İyi İnsanı” saldırıya uğradı. Milletlerarası İcra Komitesi’nin bildirisi şöyleydi: “İstanbul Belediyesi, Tepebaşı Tiyatrosunda, Bertolt Brecht’in 1939 yılında yazdığı eser, başarı ile oynanırken birtakım geri kafalı insanların ilkel topluluklarda bile az görünen bir davranışla ve kişisel, toplumsal uygarlık duygusundan yoksun bir zavallılıkla oyuna karışmaları, bağırıp çağırmaları, oyunculara saldırmaları icra komitemiz tarafından yüz karası bir hareket olarak görülmüştür.” 

1967’de Kadıköy İl Tiyatrosu, Aziz Nesin’in kaleme aldığı “Berber Nonoş” oyunun temsili sırasında otuz kadar kişinin saldırısına uğradı. Oyuncular dövülüp oyunun dekoru parçalandı. Bir yıl sonra Aydın Engin tarafından yazılan “Devr-i Süleyman”ın macerası ise daha çetrefilliydi. Yasaklamalara karşı geri adım atmayan Halk Oyuncuları, önce saldırıya uğradı, ardından oyunun sergilendiği “Küçük Opera” binası yakıldı.

Halk Oyuncuları, tiyatro tarihimizin bir başka yüz karası olarak nitelendirilebilecek başka bir olayı bu defa Tunceli’de yaşadı. Erol Toy’un yazdığı “Pir Sultan Abdal” oyununun valilikçe yasaklanmasının ardından, oyunu izlemek isteyen seyirci ile güvenlik güçleri karşı karşıya geldi; iki kişi vefat etti. Niyeyse önce oyuncular gözaltına alındı. 

1970’lerden sonra, yalnızca AST’nin (Ankara Sanat Tiyatrosu) başına gelenler, pek çok sıkıntı yaşamalarına rağmen tiyatro sanatını yaşatmak adına ayakta durma savaşımı mucize gibidir. Parasal açıdan sarsılmalarına karşın oyun oynama isteklerinden taviz vermemeleri de bu onurlu geçmişin bir parçasıdır. Gorki’nin “Ana” oyunundan sonra tiyatronun kapısına mühür vurulmasına rağmen. Yine aynı yıllarda Dostlar Tiyatrosu’nun tarihi ülkemizde politik tiyatro adına ayakta kalma direnciyle birlikte yasaklar tarihiydi. Bu dönemde pek çok tiyatronun da sansüre uğradığını görürüz. Peter Weiss’in kaleme aldığı, Can Yücel’in dilimize kazandırdığı “Saloz’un Mavalı”nın başına gelenler ise trajikomiktir. 1973 yılında Weiss’a ve kitabın çevirmeni Can Yücel’e dava açılır. En sonunda yazar da çevirmen de beraat eder! 

Takvim yaprakları 1989 yılını gösterdiğinde içimizi acıtan Şan Tiyatrosu yangını yaşanır. Tiyatronun gece bekçisi Niyazi Özlü yaşamını yitirir. O dönem Ferhan Şensoy, “Muzır Müzikal” adlı eserini oynamaktadır.

2017 yılında Müjdat Gezen Sanat Merkezi kundaklanır. Kundakçı ilk ifadesinde, Gezen’in Abdülhamit Han’a dair düşüncelerini beğenmediği için bu eyleme kalkıştığını söyler. 

***

Genco Erkal’ın duru ve sıcak fotoğrafına bakarken düşündüm bunları. Peki, biz bu vahim tablonun ne zaman dışına çıkabileceğiz? Ve sansürle tercih arasındaki farkı ne zaman netleştirebileceğiz? Asıl soru bu! 


Yazarın Son Yazıları

Adana’da Ahmet Erhan...

Dün Adana’da Tüyap kitap fuarında Cumhuriyet Yayınları’nın düzenlediği bir söyleşi ile Ahmet Erhan’ı andık.

Devamını Oku
17.01.2026
Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025
İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

Devamını Oku
12.04.2025
‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

Devamını Oku
05.04.2025