Bir garip ‘darbe’ üzerine iki not

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Bu garip darbeyi kim hangi akla hizmet tezgâhladı? Bu darbe siyasal İslam içi bir hesaplaşma mıydı? Bu sorulara, tatmin edici cevaplar bulabileceğimi sanmıyorum ama sanırım, geleceğe ilişkin iki gözlem yapabileceğim. (1) Darbeler döneminin geride kaldığı bir kez daha doğrulandı. 2) AKP, camiyi ve sokağı, iktidar ve şiddet aracı olarak kullanmaya başladı.

***

“Askeri darbe” ile “ordunun yönetime el koyması” arasında bir ayrım yapmak gerekir. Askeri darbe, ordunun ya da devletin içinde bir kanadın, devlete makinesini kırarak, siyasi iktidarı ele geçirmeye kalkışmasına ilişkindir.
Bu tür darbelere, sömürgelerin siyasi bağımsızlıklarını kazanmaya başladıkları dönemde kabaca 1950-70 arasında rastlayabiliyoruz. Bu darbeler, kapitalizmin henüz derinleşmediği, sınıflar matrisinin karmaşıklaşmadığı, devletin sınıf karakterinin henüz kesinleşmediği, yapısının genelde baskı aracı, rant kaynağı olmanın ötesine geçemediği ülkelerde başarılı olabiliyordu.
Bugün, böyle anakronik darbelerin hiçbir başarı şansı yok! Çünkü, çevre ülkelerde, kapitalizmin gelişmesinin, sanayileşmenin, uluslararası sermaye ile bütünleşmenin ilerlediği 1960’ların ortasından itibaren, ordular, güvenlik kurumları iki basınç altında önemli değişiklikler geçirdiler. Birincisi, merkezde ve çevrede “fordist sermaye birikim rejiminin” tükenmesiyle başlayan yapısal kriz sınıfsal dengeleri zorlamaya sol popülist ve sosyalist siyasetlere yeni hareket alanları açmaya başladı. İkincisi soğuk savaşın askeri yöntemlerle aşılamayacağının ortaya çıkmasıyla çevre ülkeler iki blokun karşılaştığı alanlar olarak önem kazandı.
Bu iki gelişmenin altında, “postkolonyal” devletin ordusu ulusal bağımsızlık ordusundan, bir iç güvenlik, isyanı bastırma makinesine dönüştü. Bu değişiklikle birlikte askeri darbeler tarihe karışıyor, artık ordunun yönetime el koymasından söz ediliyordu.
Kısaca: Devletin, siyasi partilerin yapılanmasının, egemen sınıfların, bunlarla bağlantılı uluslararası sermayenin ekonomik, hatta kurumsal taleplerini yerine getirmekte, toplumsal muhalefeti denetlemekte zorlanmaya başladıkları noktada; kapitalizmi, egemen sınıfların iktidarını, uluslararası dengeleri tehdit eden bir konjonktür oluşuyor. Bu konjonktürün bir aşamasında, düzeni restore edebilmek için devletin bir organı olarak ordu, öne çıkıyor, devletin diğer organlarına egemen oluyor: Bir askeri diktatörlük, yönetimi bir süre için üstleniyor, ekonomik “reformları” uyguluyor, siyasi dengeleri aşırı uçları temizleyerek “resetliyor” sonra kışlasına dönüyor.
Bu “yönetime el koyma” işlemi “darbe”den farklı olarak, ordunun bir parçası ile değildir; tüm emir komuta zinciriyle ilgili ve egemen sınıfların, uluslararası sermayenin, siyasi dengelerin gereksinimlerine ve onayına bağlı olarak her zaman gündeme gelebilecek bir seçenektir.

***

Erdoğan’ın camileri doğrudan siyasi bir araç olarak kullanarak taraftarlarını sokağa indirmiş olması AKP’nin arkasındaki toplumsal hareketi gözler önüne serdi. Böylece Erdoğan ve AKP, bu Rabia işaretleriyle, tekbir sesleriyle, şeriat, idam cezası talepleriyle sokağa inan şiddet tutkunu, kan akıtmaya meraklı kalabalığı iktidarını korumak için harekete geçirirken, hem kitleyi sokağa alıştırıyor, hem de siyasal İslamın içindeki en radikal, cihatçı kesimlere yeni hareket, örgütlenme alanları açıyordu.
Sonuç olarak cuma gecesi, Türkiye toplumunun fay hatlarındaki kırılma hızlanırken, darbeciler de devirmeye kalkıştıkları iktidara, orduyu yeniden düzenlemesi, sokağa inmesi böylece daha da güçlenmesi, sertleşmesi için bir fırsat sunarak, II. Kuşak yararlı salaklar sıfatını hak ediyorlardı.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Soğuk Savaş’ 2.0 20 Eylül 2021
‘Maoizm’ 2.0 16 Eylül 2021