‘Kızıl Goncalar’: Yeni kupada eski zehir
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Kızıl Goncalar’: Yeni kupada eski zehir

29.01.2024 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Kızıl Goncalar”la ilgili yazımı, “eğer devam ederse” kaydıyla, kimi sorularla bitirmiştim. 3. bölüm bir “reyting patlaması” yapmış; izlemek, o sorulara cevap aramak farz oldu.

SORULAR VE CEVAPLAR

Dizinin biri gerçek sanata doğru, diğeri de sıradanlığa (kitch) doğru çeken iki dinamiği birden taşıdığını belirtmiştim. Dizi, tarikat dünyasıyla modern seküler dünya arasında, siyasal İslamın hegemonyası altında bir “orta yol” öneriyordu. Bu önerinin da Fethullah ve liberal entelijansiya ittifakının “Birbirimizi anlayalım, dinleyelim” fantezisinde olduğu gibi, siyasal İslamın hegemonya sürecini, iktidar ilişkilerini gizleyerek yeniden üretmekten başka bir işlevi yoktu. Dizinin tepki çeken yanı, onun, karanlıkta kalmak isteyen iktidarların üzerine ışık tutan dinamiğiydi. Bitirirken “Eğer dizi devam ederse yapımcılar, bu iki dinamik arasındaki diyalektiği acaba ne yönde ilerletecek?” diye sormuştum.

Yapımcılar o diyalektiği, çelişkinin taraflarını yumuşatarak ama Kemalist-laik “dünyayı” daha derinden mahkûm ederek, tarikatın gizemli padişah, filozof şehzade, politikacı vezir ve kullar dünyasını taklit eden yaşamını daha kabul edilebilir biçimde sunarak, yönetmeye çalışmışlar. Ancak bu “yumuşatma” da liberal-Fethullah ittifakının ürettiği fantezilere dayanıyor.

AYNANIN İÇİNDEKİLER

Bazen, bir yazar, ressam ya da yapımcı yapıtının içine bilerek ya da bilmeden, yapıtın hakikatini yansıtan bir “ayna” koyar. 

3. bölümde, Kemalist doktorla Kemalist babası arasında geçen konuşma izleyiciye tam da böyle bir “ayna” sunuyor. Bir çocuğun evlendirilmesini yasal yolla önlemeye çalışan doktora babası, “Sen Jakobenlerin tam bir özetisin. (...), -Bunu ben söylersem bir anlamı olur. Biz bunlara neler yaptık hatırlamıyor musun? Ne değişti? Bunlar tek bir şeyden korkarlar; değişmekten. Anlamaları lazım. Anlamadan olmaz. (...) Anlatabilmen için dinlemeleri lazım. Hastan gibi düşüneceksin... Polisi karıştırmadan...” diyor.

Kısacası, sen, hukuku karıştırma, kişisel düzeyde örf âdet (tabii ki burada şeriat) alanında kal. Bu tavsiye, ister istemez biri sultan ve tebaasından diğeri hukuk devleti ve vatandaşlarından oluşan, tarihleri, dayandıkları “hakikat rejimleri” birbirini dışlayan dünyaların birlikteliğini onaylıyor. Bu onaylama, siyasal İslamın modern hukuk düzeninin dışında, kendi “dünyasının” yasaları içinde yaşama pratiğini kabulleniyor. Bir yasadışı durumu önlemek için devletin güvenlik güçlerinden yardım istemek ise Jakobenlik oluyor. Bu da Jakobenliğin, karşıdevrimci Anglosakson (kralcı) yorumunu ve liberal-Fetullah ittifakının, laik Cumhuriyete karşı mücadele ederken kullandığı söylemi yeniden üretiyor. O ittifakın en büyük hegemonyacı fantezisi de devrede: Kemalist profesör, 28 Şubat’ı kast ederek “Biz bunlara neler yaptık” diyor; belli ki nedamet getirmiş. Belki de ölmek üzere olduğu için...

Cumhuriyetin, Kemalist devlet sınıfları, entelijansiyası siyasal İslamın devlete erişmesini yasal yollardan önlemeye çalıştılar. Çünkü o gelenek, liberal salakların aksine, siyasal İslam devlete ulaştığında nelerin olacağını biliyordu. Peki, ya siyasal İslam? O neler yaptı, hem de o çok yakındığı “derin devletle” el ele? Kanlı Pazar, Maraş katliamı, Sivas Madımak katliamı, daha yakın zamanda devleti ele geçirdikçe yasadışı telefon dinlemeleri, kişi özeline tecavüzler, uydurma delillerle sözde yargılamalar...

Dizinin, 28 Şubatçı baba karakteri, “Tek bir şeyden korkarlar” diyor, “değişimden”. Bunu, 20 yılda köklü değişimler yaratmış karşıdevrimci bir hareketin temsilcileri için söylüyor. Böylece karşımıza “olayı yaşamış ama anlamını hâlâ kavrayamamış” iflah olmaz bir tip konuyor. Nedamet getirmiş Kemalist, “anlatmaktan” söz ediyor, adeta kampanya yapmaya başlamış Zaman gazetesi gibi: “Birbirimizi anlayalım, dinleyelim”. Adam, karşısındaki kültürün, geleneğin de ayırdında değil. Adam, karşısında, Cumhuriyete yabancı bir yaşam dünyasının, ilk bölümlerde gördüğümüz gibi Türkçeden farklı bir dil ile konuşan (3. bölümde değişti) bir tabakanın iktidar ilişkilerinin dahası “hakikat rejiminin” olduğunun ayırdında değil. Onları “akıl hastası” zannediyor: “Hastanla konuşur gibi, sinirlenmeden...” Bir anlasalar değişecekler... “Valla bunlar iflas olmaz!”

Yazarın Son Yazıları

‘Hava kurşun gibi ağır’

İBB davaları sürüyor, İmamoğlu 9 Temmuz’da ne olacak, operasyon mu var diye soruyor.

Devamını Oku
06.07.2026
250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026