‘Sarı Yelekler’ ve üçüncü ‘şey’
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Sarı Yelekler’ ve üçüncü ‘şey’

13.12.2018 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Fransa’yı sarsan, tüm dünyanın ilgisini çeken, “Sarı Yelek” isyanına katılanlar, “dün yoktuk, bugün varız” diyorlar. Dün, bastırılarak görülmez kılınanın, bugün aniden büyük bir şiddetle görünür hale gelmesi, toplumda bir değişimin başladığına işaret ediyor. Bu başlangıç “şimdi ne oluyor”, bu nedir” sorularını da berberinde getiriyor. Cevapların çeşitliliği, Le Monde’un deyimiyle entelektüellerin de bölündüğünü gösteriyor.

Ne oluyor?
“Sarı Yelek” isyanının çapı, şiddeti, yönetilenlerin artık eskisi gibi yönetilmek istemediğini gösteriyor. Fransa devlet başkanı Macron’un televizyona çıkarak, “kimilerinizin canını yaktığımın ayırdına vardım” diye başlayan konuşmasında verdiği, tavizlere bakılırsa, yönetenler de artık eskisi gibi yönetemiyorlar. Öyleyse, Fransa bir milli krizden içeri ilk adımını atmış. Ancak, yönetenlerle ve yönetilenler arasındaki ilişkiyi çözebilecek bir üçüncü “şeyin” yokluğu hemen kendini gösteriyor.
Verilen tavizler, bütçe hesaplarına, “neo-liberal reform” projesine Macron’un imajına (Financial Times) büyük darbe vurdu. Gelir dağılımı tartışması da yeniden canlandı. Piketty ve arkadaşlarının, gelir dağılımı bozukluğu, göçmenler ve iklim krizi gibi sorunları, Avrupa çapında çözmek için, önerdikleri, toplam 800 milyar Avro’luk vergi projesi egemen sınıflarda tedirginlik yarattı.
Bloomberg’de “Piketty o sarı yeleği çıkartmalı” başlıklı bir yorum, zenginleri, sermayeyi vergilendirmenin ekonomik ve ideolojik olarak ne kadar zararlı olduğunu sert bir dille savunuyordu. Yönetenler, yalnızca Fransa’da değil, birçok ülkede “Sarı Yelek” olayından, verilen tavizlerden hoşnut değil; hareketin yapısı geleceği, yaratabileceği yeni sorunlara ilişkin ciddi bir korku var. Dünya ekonomisinin yeniden yavaşlamaya, “pastanın” yeniden küçülmeye başladığı bir dönemde egemen sınıflar “yeni bir paylaşım” talebine cevap vermeye niyetli görünmüyorlar.Tarih bize, böyle denklemlerin içinden, genelde daha baskıcı önlemlerin çıktığını, korkunun, sermaye sınıflarını aşırı sağ, faşist hareketleri desteklemeye doğru ittiğini gösteriyor.
Yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istememesine gelince, “Sarı Yelek” hareketi çok karmaşık bir olguya işaret ediyor. Bu karmaşıklığın, yönetenyönetilen ilişkisini değiştirebilecek bir yönde sadeleşerek tarihsel bir anlam kazanmasıysa, yukarda sözünü ettiğim üçüncü “şeyin” varlığına bağlı.

Üçüncü ‘şey’
“Sarı Yelek” hareketi “biz halkız” diyor. Ancak henüz bir öfkeli “çokluk” olmayı aşabilmiş değil. Çokluk hem ‘prolos’ (proleter) hem de ‘bobos’ (burjuva ve entelijansiya) özellikleri sergiliyor. İçinde, beyaz işçi sınıfının, ırkçı, homofobik özellikler sergileyen, Marine Le Pen’i destekleyen kesiminin yanı sıra, Melanchon’un “baş eğmeyenler” hareketi, diğer sosyalist, antikapitalist, anarşist akımlar var. Bu “çokluğun” içinde kırsal alandan, taşradan gelen bir üretici ve küçük mülk sahibi (kamyon - mazot kullananların) kesimlerin yanı sıra, kentlerdeki işçi sınıfı, işsizler, (otomobil - benzin kullananlar) orta sınıflar, hatta, lise öğrencileri hareketi de var. Aşırı sağın açıkça faşist ideolojiyi benimsemiş kesimleri de hareketin içinde. Hareket hem sağın taleplerini öne sürüyor, hem de solcu antikapitalist talepleri... Ancak bu hareket kendini bu taleplerin biriyle değil, David Broder’in Conretemps’da işaret ettiği gibi (22/11/2018) aslında siyasi bir anlamı olmayan “Sarı Yelekler” kavramıyla, “bir boş göstergeyle” tanımlıyor.
Bu çokluk, “bir halk” olarak siyasi ifade (proje-program) üretmeye başladığında nasıl bir tanıma sahip olacak? Halen bu çokluğu bir arada tutan bir “boş gösterge” olarak işleyen “Sarı Yeleklerin” anlamını belirleyecek ve sabitleyecek hegemonya mücadelesini kim kazanacak? Marine Le Pen hareketi kazanırsa üçüncü “şey” doğamayacak. Sol/sosyalistler kazanırsa, üçüncü “şey”in yerine geçmeyi başarabilirse, yalnızca Fransa’da değil, genelde insanlığın “yaşam dünyalarında” (Türkiye’de bile olsak) bir değişiklik olasılığı doğacak! Gezi’de de karşımıza gelen olasılık bu değil miydi?  

Yazarın Son Yazıları

250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026