AKP iktidarının uzun kalmasının ‘sırrı...’

12 Mayıs 2020 Salı

AKP’nin 2002’den bugüne kadar, çok uzun süre iktidarda kalmasının siyasal, ekonomik, dini, kültürel “iç ve dış nedenleri” bunu sağlamıştır. İç ve dış dinamikler örtüştüler. İlk iktidar yıllarında başbakan danışmanı bulunan Yalçın Akdoğan, “200 yıldır bizim taleplerimiz ve Batı’nın talepleri ilk defa örtüştüler” demişti. Bu köşede o zaman da yazmıştım. Uzun iktidarın nedenleri şunlardır:

1- Ilımlı İslam ve “yeni Türkiye” formülleri ABD’nin stratejik kurum ve kişileri (Paul Henze ve G. Fuller), BOP kapsamında 1990’ların başında devreye sokuldu. Amerika karşıtı Erbakan 28 Şubat’ta tasfiye ettirildi, “uyumlu İslamcıların” yolu açıldı. Zaten 12 Eylül sürecinden başlayarak demokratik sivil toplum örgütlerinin ve sendikaların önü çoktan kesilmişti. AKP ABD’den büyük destek aldı ve iktidara geldi.

2- Türkiye’deki “Batılı” değil “Batıcı” eğilimindeki çevreler ve neo-liberaller AKP iktidarına destek verdiler. Büyük sermaye çevreleri de (ABD’nin dümen suyunda oldukları için) yeni İslamcılara, kerhen de olsa destek verdiler. Bu olayları bire bir yaşadım.

3- CHP’nin muhalefet görevini yaparken, “demokratik sivil toplumsal örgütlenmeler  ile bütünleşememesi”, buna karşılık AKP’nin İslamcı örgütlerden yararlanması, AKP lehine durumu değiştirdi.

4- Türkiye’de “ikbal arayan” tutucu ve gerici çevreler, köy ağaları ve tarikatlar, “AKP şemsiyesi altında büyüyeceklerini görerek” yeni siyasal İslamcı iktidara destek verdiler ve “kader ortakları” konumuna geldiler. Gülen cemaati çok etkili oldu.

5- AKP iktidarının 2004’ten başlayarak Cumhuriyet döneminin kamu şirketlerini “özel sektöre ve yabancı tekellere satması” AKP’ye çifte yarar sağladı: AKP sağladığı özelleştirme kaynaklarını kendisini destekleyecek şirketlere yönlendirerek “onlar açısından bir beka ortamı yarattı”. AKP oldukça biz de varız diyen kimi iç ve dış sermaye çevreleri iktidara destek vermeye başladılar.

2007’den itibaren hızlanan bu süreç yavaş yavaş, “parti-devlet bütünleşmesini” ortaya çıkarmaya başladı. Gülen cemaatinin 2016’ya kadar olan etkinlikleri, bu süreci var gücüyle besledi.

Özelleştirmeler ve yabancılaştırmalar, ekonomik kaynakların tamamen parti kontrolü altına alınması ve istenildiği gibi “paylaştırılması” yanında, yabancı tekeller ve BOP’u yürüten devletler bakımından da  AKP’ye desteği artırdı.

6- Eğitimin yavaş yavaş Cumhuriyet değerlerinden ve laiklikten uzaklaştırılarak siyasal İslamcı çizgiye çekilmesi, AKP iktidarına siyasi, iktisadi, kültürel ve dini desteğin, fiilen genişlemesine ortam hazırladı. Hatta imam hatipli yeni bir nesil yetişti. 2002’de doğanlar bugün 18 yaşına geldi.

7- AKP bu uzun iktidarı döneminde, “kendi sermayedarı yanında kendi elitini de yarattı.” Yüksek gelir sahibi AKP mensuplarının çocukları Mısır’a, İran’a, Pakistan’a okumaya gitmiyorlar. ABD’ye, İngiltere’ye, Almanya’ya, Fransa’ya gittiler.

Bu boyutu ile biraz da “Körfez ülkelerine” benzemeye başladık. Gelir bölüşümünün iyice bozulması, bu süreci hızlandırdı.

8- AKP döneminde gelir bölüşümü bozulduğu için yoksul kesim hızla büyüdü. AKP bu yoksul kesime “kaynak transferini”, “kendisine bağlamak” için kullandı.

9- ABD ve FETÖ’nün Ergenekon ve Balyoz darbelerinden sonra 2009’dan itibaren yürümekte olan süreç, “parti-devlet bütünleşmesini” sağlamlaştırdı. Arkasından 15 Temmuz 2016 sonrasında, yeni fırsatlarla, Bahçeli’nin de inanılmaz desteği ile getirilen tek adam rejimi işi bitirdi. Operasyon tamamlandı.

Buraya kadar “uzun iktidarı ayakta tutan” önemli gördüğüm faktörleri sıraladım. Ancak geldiğimiz noktada, “AKP’yi iktidara taşıyan iç ve dış faktörler çok büyük oranda değiştiler. Ekonomiden siyasete, yaşam tarzından özgürlüklere bütün faktörler AKP aleyhine çalışmaya başladı.”

2002’den bugüne, “AKP iktidarı açısından yaşanan olumlu öğeler artık bugün çalışamaz hale gelmiştir.” AKP içindeki parçalanma ve korkuların da esas nedeni budur.

Siyasal İslam ve tek adam rejimi, “büyük ekonomik krizden özgürlüklerin ortadan kalkmasına, her alanda ülkenin gerilemesine yol açmıştır”.

AKP’nin büyük şehirlerdeki son yerel seçimleri kaybetmesi bunun göstergesidir. Kaçınılmaz sonu ertelemek için çıtanın sürekli yükseltilmesinin nedeni budur. Aynen 80’li yıllardan beri anlatmaya çalıştığım “sürdürülebilir üstünlükler kuramında” olduğu gibi: statükoyu korumak için, çıtayı sürekli yükseltmek gerekiyor.

Barolar, Halk TV, TELE1 üzerindeki operasyonlar bunun kaçınılmaz sonuçlarıdır... Nereye kadar...


Yazarın Son Yazıları