Aptalı oynama lüksümüz kalmadı ki

10 Mayıs 2016 Salı

•Parlamento’suz ve parti’siz bir düzene götürü-
lüyoruz.
AKP’nin ne olacağına bir kişi karar veriyor.
HDP Meclis’ten dışlanıyor.
MHP’nin kongresi “engellendiği için”, baraj altı
kalmaya itilmek isteniyor.
CHP gerekli atılımları yapamıyor, “statükocu” konumuna sokuluyor.
Sistem kilitlenmiş durumda, “ülke sanki kendini yok etmeye programlanmış bir bilgisayar” gibi.
Bu konuma gelmemizde etkili olan faktörler şunlardır;
1) AKP’nin tek adama bağlanmış olması.
2) MHP’nin başında tek adam olarak Bahçeli’nin “oturtulması”.
3) PKK-HDP ortaklığı.
4) CHP’nin gerekli atılımları yapamaması.

Nereye götürür?
Bu tablo ülkeyi karanlığın ve bölünmenin içine götürür;
HDP, “PKK ile ortaklığından vazgeçemez ve Meclis dışına itilirse”, Demirtaş’ın tehdit yollu söylediği gibi, “kendi meclisini kurma girişimleri başlar”. Bu girişimleri kabule hazır küresel güçler kapıda hazır bekliyorlar.
Ergenekon ve Balyoz kumpasları zaten bunun için yapılmadı mı?
Ülke zaten iç çatışmaların ve dış saldırıların içinde; bu süreç hem derinleşir hem yaygınlaşır.
AKP ve ülkenin bir kişinin denetimine girmesi için legal(!) olarak da ortam hazırlanıyor.
Lozan’a, Cumhuriyet devrimlerine ve Atatürk’e baştan beri zaten karşı olan iç ve dış güçler amaçlarına ulaşmış olurlar Meclis’in başına “getirilenlerin” nasıl ve neden geldiğinin yanıtı da verilmiş olur.
2002 Kasım seçimlerine yol açanlar ile bugün Meclis Başkanı’nı seçtirenler aynı kişiler değil mi? Bahçeli değil mi?

Tablo nasıl değişir?
Bu çok karanlık gidişi ve bölünmeyi ancak “güçlü hale getirilmiş bir CHP” ile Meral Akşener’in başına geçtiği bir MHP kurtarabilir. Zaten bu nedenle her iki gelişmenin de önü kesilmek isteniyor.
Bütün mesele iç dinamikler bu yönde bir gidişe doğru yönlendirebilecekler mi? Bu toplumsal beceriyi gösterip “Körfezleşmek”ten kurtulup Avrupalı değerlere doğru yönelebilecek miyiz?
Bugün yaşadığımız kaos ortamından ve kutuplaşmadan yararlananlar kimler;
1) Türkiye’yi bir iç çatışmaya sürükleyip bölmek ve “Suriyeleştirmek” isteyenler.
2) Demokrasiden tamamen uzaklaşıp tek adamlı ve dinci bir rejim kurarak Cumhuriyet’i tersyüz etmeye çalışanlar.
Davutoğlu’nun gönderilişi ile zaten fiilen yürüyen “tek adamlı sistem” şimdi hukuki olarak da “meşrulaştırılmaya” çalışılacak.
Böyle bir sonuç Türkiye’yi yarın, kesin olarak “Suriyeleşmeye” götürür. Akılları hâlâ başlarında kalanlar bu gerçeği görmek ve gereğini yapmak zorundalar.
Erdoğan’ın vize konusunda Brüksel’in, demokratikleşme taleplerine karşı rest çekmesi, “kendisinin Avrupa yerine her anlamda ‘Körfezleşme’yi tercih ettiğinin itirafıdır.” “Siz kendi yolunuzda gidin, biz ‘Körfezleşme’ yolundayız” demiştir.
Ve Erdoğan’ın Avrupa’ya rest çektiği gün, Can Dündar üzerinden Türk medyasına kurşun sıkıldı. Nasıl da her şey birbirini tamamlayarak ilerliyor... 


Yazarın Son Yazıları