Aslanlar, ceylanlar ve orman kanunları

05 Mayıs 2020 Salı

- Aslan, pençelerinin kaba gücü sayesinde ormanın kralıdır. Geyiği de ceylanı da kaba kuvveti sayesinde alt eder. Güvercin aslandan ve sırtlandan daha becerikli bile olsa, ormanda altta kalır.

Ormanın (ve doğanın) milyonlarca yıldır “doğal dengesi” böyle kurulmuştur.

- İnsanoğlu on binlerce yıl içinde, beynindeki (ve aklındaki) gelişme süreci içinde, orman kanunlarından yavaş yavaş uzaklaşmıştır. 12 bin yıl öncesinde Göbeklitepe gibi “istasyonlardan” geçerek çağımızda, “kalabalıklar ve topluluklar özelliklerinden toplum, birey, vatandaş noktasına gelmiştir”.

- Ancak 7.5 milyarlık yerküremizde insanların, toplulukların ve devletlerin büyük bir bölümü hâlâ, orman kanunlarının doğal ve ilkel “kanunları ve kuralları” içinde yaşamaktadırlar. Korkutarak, baskı yaparak, hapse atarak, silahla saldırarak “postmodern orman kanunu” uygulamaktadırlar. ABD, Vietnam’da ve Ortadoğu’da demokrasi getiriyorum (!) diye milyonlarca insanın ölümüne yol açabilmektedir.

- Son evrede, 1990 sonrası meydanı boş bulan Batı kapitalizmi ortalıkta yeni orman kanunu uygularken ilk darbeyi 2008 ekonomik krizi ile yedi. Son yıllarda ABD’nin başına geçen Trump, kapitalizm ormanının yeni aslanı benim, “önce Amerika” diye aslan rolüne soyundu.

Ancak Batı kapitalizminin sosyal devletten uzaklaşan patronları olarak Trump yanında İngiltere, Fransa, İtalya gibi gergedanları ve çakalları da koronavirüs karşısında ezildiler.

Ormandaki bizim yerimiz!

Küresel düzenin bozukluğu yanında Türkiye’nin çarpık iç siyasal dinamikleri ve demokrasiden uzak yapısı postmodern orman kanunlarına benzer özellikler gösteriyor:

- Halkın oylarıyla seçilen yerel yönetimler kendilerine oy veren kent halkına hizmet verirken yolları kesiliyor. Postmodern bir orman kanunu uygularcasına, “Seni halk seçti, ama ben izin vermezsem seni seçen insanlara hizmet götüremezsin” dercesine uygulamalara gidiliyor.

- Halkın yararına hukuk dışı uygulamaları, medyada yazan ve söyleyen insanlar hapse atılıyor, cezalandırılıyor. Çağdaş, uygar ve hukukun üstünlüğüne dayalı uygulamalar yerine “doğadaki güçlü olan haklıdır” orman kanunu, postmodern hale getiriliyor.

“Göbeklitepe istasyonundan” bugüne geldiğimizde, 12 bin yıl sonra bile eski kurallar, “güçlü haklıdır” dercesine dayatılıyor.

Herkes bugünlerde, koronavirüs sonrası acaba neler değişecek tartışması yapıyor: timsahları ve gergedanları etkileyeceğini sanmıyorum: ama bizler, “eğer insansak”, eğer Metin Uca’nın dediği gibi, “kafamızla kalbimiz arasında sağlıklı bir yolculuk yapabiliyorsak” ya da Shakespeare’in  “Şeytan işine gelirse, kutsal kitaptan vaaz bile verir” sözünü doğru buluyorsak, en azından gönlümüzde ve kafamızda sorunu çözdük demektir.

Ve son söz: Barış’lar, Murat’lar, Çerkezoğlu’lar bizim ceylanlarımız, ama ormanlarda değil, aklımızdan gönlümüze uzanan çayırlarda özgürlük için dolaşmaya susamış ceylanlarımız…

Kimse bu cennet ülkemizi 400 yıl öncesinin karanlıklarına götüremeyecektir, Trump’lara, koronavirüslere rağmen… Yaşadığımız bu bunalımlı yıllarda yeni nesillerimiz bile Atatürk’ün ne kadar önemli ve büyük bir insan olduğunu bu sayede bir daha anlama olanağına kavuşabiliyorlar.

Kimi musibetler, gerçek güzelliklerin daha iyi görülmelerine yol açar, siyahla beyaz gibi… Kamu yararı, sosyal devlet, tarım, Hıfzıssıhha Enstitüsü, Atatürk Havalimanı’ndaki pistin “yıkımı”, haber yazan gazetecinin içeri atılması, Salda Gölü faciası, Kanal İstanbul, ABD’nin PKK’ye maske yardımı “apayrı kareler” gibi görünmelerine karşın, temel sorunun ayrılmaz parçalarıdır. Demokrasi ve sosyal devlet yoksa, anılan yanlışlar var olduğu içindir.

Korona musibeti adeta, bir turnusol kâğıdı işlevi gördü, eve kapanan insanlar sanki bir rüyadan uyanıyorlar… 


Yazarın Son Yazıları