Feyzi Açıkalın

"Aşılıyım, zarar vermem"

15 Mayıs 2021 Cumartesi

Ülkemizde turizm (de) tek merkezden yönetiliyor. Ne var ki bu merkezde turizm bileşenleri yer almıyor… Mesela Dışişleri Bakanı var ama Turizm Bakanı yok…

Hatırlıyoruz; Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu 6 Mayıs’ta, “Turistin görebildiği herkesi aşılayacağız” demişti. 14 Mayıs’ta ortaya çıkan, “Aşılıyım, tatilinin keyfini çıkar” temalı reklam Çavuşoğlu’nun bu sloganı önceden bildiğini gösteriyordu.

Sosyal medya ayağa kalktı; turizm emekçisi, dolayısı ile ülkemiz aşağılanıyordu. Asıl sorgulanması gereken ülkeye giren turistin aşısı iken, güvenlikli turizm adına alındığı söylenen aşı önlemi reklamlarıyla dünyaya rezil oluyorduk. 

Acaba öyle miydi? Başta turizm emekçisi olmak üzere; otelcisinden tur operatörüne, yerel yönetiminden gazetecisine kadar turizmin içinde yer alanlar söz konusu reklam ile kendilerini aşağılanmış hissediyorlar mıydı?

Öncelikle bir kez daha anımsatalım: Ülkemizde tek tip turizm yok. Örneğin Kapadokya’daki ya da Belek’teki turizm ile Alanya’daki bir değil. Böylece tek anahtar ile bütün kapılar açılamıyor…

Alanya ve benzeri, yoğunluklu kitle turizminin yapıldığı beldelerde konuk birebir yöre halkı ile iletişimde oluyor. Turizm kazançları halkın her kesimine aracısız ve çok çabuk ulaşıyor. Bu gerçek de, o yöreyi turizme göbekten bağımlı kılıyor.

Ülkeyi yöneten siyasi rejim, yalnızca döviz geliri sağladığı için kerhen desteklediği turizmden halkın, “ekmeğini bir şekilde çıkartmasını” istiyor. Bu konudaki her türlü kanunsuzluğa göz yumabileceğini hissettiriyor.

Bu görüşten vazife çıkarmaya çoktan teşne olan yerel yönetimler de, hem vergi kazançlarını hem de bir sonraki seçimi düşünerek turizm esnafına yol veriyor. Bu yol veriş ruhsatlandırmadan, işgaliyeye; müzik izinlerinden vergilere uzanan geniş bir yelpazede değerleniyor.

Avrupa’nın az kazanan halkını konuk ederken, tur operatörlerinin sunduğu ahlaksız teklifler sonrasındaki masraflarını karşılayabilmek için kaliteden ödün vermek durumunda olan bu tür beldelerdeki her tür işletme de, “Kim olursan gel” düsturuna mahkum ediliyor. Aslında aşağılanıyor. Böylece bırakın turizmin evrensel kurallarını, insanlık onuru da bir ölçüde rafa kalkıyor.

İşte böyle bir beldede, turizmle aşina olmayan sosyal medya erbabının şiddetle (ve haklı olarak) karşı çıktığından farklı olarak “aşılanmanın aşağılanma olduğu” söylemi çok da kabul görmüyor.

Çünkü, turizm kazançlarına mahkum edilen ve geçimini zorlukla sürdürmekte olan halkın önceliği ne yazık ki onur değil. Hem bu yörelerde, üstü çıplak erkek garsonların barın üstüne çıkarak dans ettiği, kalça kıvırdığı mekanlar var. Gezinti teknelerinde köpük partisi adı altında inanılmaz rezaletler yaşanıyor. Otel animasyonlarda diz boyu şaklabanlıklar sürüyor. Çarşı esnafı bir tişört satmak için bin takla atıyor. Onun için, “Ben aşılıyım” yazan maskeler, sayılanların yanında devede kulak kalıyor… 

Dahası ve önemlisi, tepkiler sonrası geri çekilen bu rezalet kampanyaya yörelerin gazetecilerinden, turizm örgütlerinden, yerel yönetiminden tepki gelmemiş olmasıdır. Gidin sorun; büyük bir kaşarlıkla, “Ne yapılsaydı yani, güvenlikli turizmi başka ne yolla anlatabilirdik?” diyeceklerdir.    

Böyle başa, böyle tarak…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları