‘O akşam aynada yüzüme tükürdüm’

30 Ekim 2018 Salı

Cumartesi günü 9. Antalya Konyaaltı Kitap Fuarı’nda idim.
Belediye Başkanımız Muhittin Böcek’i kutluyoruz. Üç büyük kent dışındaki kitap fuarlarını geleneksel halegetirmek kolay değil. Önümüzdeki yıl iki haneli rakama ulaşacağına göre oturmuş demektir.
Kitap fuarlarında yurttaşlarla yüz yüze söyleşi en doğal kamuoyu araştırması demek. Ülke için duyarlı, bilinçli, gelecek kaygısı taşıyan insanların ne düşündüğünü bilmek bizim için de öğretici oluyor.
Yedi saat boyunca yüzlerce okurla ikişer üçer dakikalık ayakta görüş alışverişinden satırbaşları şunlar:
-Bu iktidar gitmez düşüncesini yüksek sesle dillendirenlerin sayısı artıyor. Bu düşünce beraberinde siyasetten umudu kesmeyi getirir. Bu tam bir demokrasi çölleşmesine gider.
-CHP’den beklenti büyük. Beklenti büyüklüğü beraberinde sitem ve öfkeyi getiriyor. O insanlara, “Öfke, haklılığın intiharıdır” sözünü anımsatmak fayda etmiyor. Bu da sandığa gitme-gitmeme tartışmasına kadar varıyor. Bu düşüncelere parti yönetiminin kızgınlıkla karşılık vermesinin yararı yok. Asıl yanıtı aranması gereken soru, bu duygunun nasıl ortadan kaldırılacağı ve umuda dönüştürüleceği.
-Umutlu insanların sayısı da az değildi. Onlara, umutlarını besleyen şeylerin neler olduğu sordum. Pek çoğundan şu yanıtı aldım: “Aslında neden umutlu olduğumu ben de bilmiyorum. Böyle gidemez diyorum.”
- 24 Haziran’ın yıkıcı etkisi devam ediyor. Bunu aşmayı amaçlayan, toplumun dikkatinde olan bir çaba da dile getirilmiyor.

***

Kimi kişisel yorumlar da vardı. Onlardan birini paylaşmadan geçemeyeceğim.
İrikıyım, 40’lı yaşların başında bir devlet memuru, fotoğraf çektirdikten sonra iyice eğilip fısıldadı:
Bu fotoğrafı sosyal medyada paylaşamayacağım için kahroluyorum.
Tahmin ettim ama nedenini sordum.
Bilmediğinizi sanmıyorum” dedi, devam etti:
Bütün sosyal paylaşımlarımız izleniyor. En iyi niyetli yönetici uyarıyor, dikkatini çeken bir şey varsa, ‘hemen sil’ diyor. Bazıları bir şey bulmuş gibi hemen şikâyet ediyor...
Bunları söyledikten sonra yutkundu. Devamını getirsem mi getirmesem mi der gibi bir ikirciklenme içindeydi. Biraz daha kulağıma yaklaşıp şunları söyledi:
Zaten hepimizi sindirdiler. En son sendikamızdan istifa edip iktidar sendikasına geçtik. O gün, bunu nasıl yapabildiğime şaşıp işkence altındaymışım gibi kıvrandım. Akşam eve geldim. Aynada yüzüme baktım, tükürdüm...

***

Üç gündür o devlet memurunun yüzü gözümün önünden gitmiyor.
Bir devlet memurunun iktidar sendikasına geçmeye zorlanıp akşam aynada kendi yüzüne tükürmesi...
Başka yorum gerektirmeyecek kadar net bir biçimde içinde bulunduğumuz durumu özetliyor.
Yüreğinin derinliklerindeki köz hâlâ tutuşmaya hazır ki, o utancı yenip kitap fuarına geliyor, bize anlatıyor. Ona bir kaza ya da benzer travma sonrası insanın durumundan örnek verdim; böyle bir anda kişi ağlıyor ya da benzer tepki veriyorsa büyük olasılıkla kısa sürede sorunu aşacak demektir. Çünkü bilincini yitirmemiştir.
Hiç tepki vermiyorsa, durum vahim demektir.
Sözünü ettiğim devlet memuru gibi insanların büyük çoğunluğu tepkisini aynaya gösteriyor, gözyaşını içe akıtıyor. İçindeki köz duruyor.
Bütün mesele o köze nefes vermekte...


Yazarın Son Yazıları

Ş-ahlanış! 17 Ocak 2021
Demoktatörlük! 13 Ocak 2021