Yeni Bir ‘Gel Tezkere’ Süreci!

28 Eylül 2014 Pazar

Türk-Amerikan ilişkilerinde tezkereli bir döneme daha giriyoruz. Son anda bir değişiklik olmazsa Meclis’in açılmasının hemen ardından 2 Ekim’de ABD’nin istediği tezkere gündeme gelecek.
Anayasaya göre ülke sınırları dışına asker gönderme ve ülke topraklarında yabancı asker bulundurma kararlarında Meclis’in onayı şart.
Cumhurbaşkanı’nın ABD gezisi dönüşünde uçakta yaptığı açıklamalar, önümüzdeki günlerde IŞİD terörüne yönelik bir Suriye operasyonu olacağını, olası kara harekâtı bölümünde ana rolün Türkiye’ye verildiğini gösteriyor.
Türk-Amerikan ilişkilerinin en uzun yılı 2003’tü. 11 Eylül 2001’de New York’taki ikiz kulelerin saldırıya uğramasının ardından Afganistan ve Irak “terörün beslendiği topraklar” ilan edilmişti. Irak’ta “Saddam adlı bir şeytan” dünya barışı için en büyük tehdidi oluşturuyordu. Bir an önce indirilmeli ve Irak’a demokrasi getirilmeliydi. Aksi halde kimyasal silah depoları da bulunan Saddam tüm dünyanın başını derde sokabilirdi.
Irak operasyonunun ana unsuru (bugün IŞİD tartışmalarında olduğu gibi) Türkiye idi. ABD, TBMM’den Irak’a kara harekâtının önünü açacak tezkerenin geçmesini bekliyordu. Bunun için akla gelen gelmeyen her yöntem denendi. Tarihe 1 Mart tezkeresi diye geçen o günkü oylamada Meclis’ten izin çıkmadı. 1 Mart tartışması hâlâ yeri geldikçe yapılmaktadır.

***

Bugüne gelirsek...
Geçmişten ders alan Erdoğan ABD’ye kendi görüşleriyle gitti, ABD’nin görüşleriyle döndü.
Kürsüde dünya barışından söz etti. BM’nin barışı korumada başarısız kaldığını söyledi. Matematik dersi de verdi; BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesine gönderme yaparak, dünya 5’ten büyüktür, dedi. Hatta doğrudan ABD politikalarına yüklendi. Hemen ardından da ABD’nin ana isteklerinden biri olan kara harekâtına destek için gerekli tezkerenin çıkacağını söylemekle kalmadı, kara harekâtının zorunlu olduğunu ilan etti.
Görünen o ki, uzun bir ekim ayına giriyoruz. Başta vurguladığımız gibi 2003’te Irak için yapılan tartışmaların benzerini bu kez Suriye için yaşayacağız.
Saddam katıksız bir diktatördü, bunda sağduyu sahibi kimsenin kuşkusu yok. Ancak başta kimyasal silah depoları olmak üzere işgal öncesi ortaya atılan haberlerin çoğunun gerçek olmadığı ortaya çıktı.
IŞİD’in de vahşi bir terör örgütü olduğu aşikâr. Ancak kimin, nasıl, hangi amaçla kurduğu ya da büyüttüğü tartışmalı. Oluşan iklim, IŞİD’i durdurmak için Suriye’ye bir an önce müdahale edilmesi yönünde.

***

Amacı ve hedefi ne olursa olsun terörün her türlüsüne hayır dediğimizi bir kez daha vurguladıktan sonra, IŞİD haberlerine ilişkin bir ayrıntıya dikkat çekelim.
Hilafeti de getirmeyi hedefleyen, dini motifleri kullanan IŞİD adlı terör örgütü nereden eleman sağlıyor?
Bu konuda sağlıklı bilgi yok. Farklı kaynaklardan gelen rakamlar, 40’ın üzerinde ülkeden IŞİD’e eleman gittiğini gösteriyor. Avustralya’dan Tunus’a, Suudi Arabistan’dan ABD’ye, Almanya’dan Rusya’ya kadar 5 kıtadan gençler bir terör örgütüne katılmak için yola çıkıyorsa, bunun ayrıca sorgulanması gerekir.
Irak ve Suriye bizim iç güvenliğimiz açısından da büyük önem taşıyan ülkeler.
Dış dünyada inandırıcılığını yitirmiş, komşularının içindeki sorunların çözümü için katkıda bulunmaktan çok o sorunun bir parçası haline gelen AKP hükümetinin IŞİD’le uluslararası mücadele sürecine sağlıklı bakması zor.
Dileriz hükümet, IŞİD’le mücadele derken IŞİDEsad tartışmalarının parçası haline gelmez!  


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020