11 Eylül mutlu dünyanın sonu

11 Eylül 2016 Pazar

Bilimkurgu filmlerini andıran 11 Eylül’den bu yana 15 yıl geçti...
Uçakların tere yağına giren bıçak misali kulelere daldığı o sahneler dün gibi aklımda ama 11 Eylül denince ben özellikle 2001 güzünde Madrid’de yaptığım bir sohbeti hatırlıyorum. Daha önce de yazdığım için ayrıntılarına girmeyeceğim ama önemli olduğu için hatırlatacağım.
Kulelerin çöküşünden iki ay sonra Madrid’deydim. Bir dönem ABD’de “Brookings Enstitüsü’nde” çalışmış bir dostumla buluştuğumda bana ilk yönelttiği soru Erdoğan olmuş, onun müstakbel başbakanımız olacağını söylemiş, Türkiye’nin “laik model”inin miadının dolduğunu, yerine “ılımlı İslam”ın getirileceğini, bunun temsilcisinin de RTE olacağını bildirmişti.

İlk ‘rejim değişikliği’
RTE’nin “yasaklı” olduğu o dönemde Ecevit hükümeti hâlâ yerinde olduğu için duyduklarıma inanamamıştım...
Bugün geri dönüp baktığımda 11 Eylül sonrası ilk operasyonun Irak’tan önce Türkiye’ye yapıldığını görüyorum. Evet, konuşmanın cereyan ettiği 2001 Kasım’ında Afganistan savaşı patlamıştı. Ancak ABD henüz Saddam’ı devirmemişti.
Henüz Irak savaşının gölgesi yokken görüyoruz ki çoktan o tarihte Türkiye için bir “rejim değişikliği” projesi yapılmış, yeni rejimin başına kimin getirileceği kararlaştırılmış.
15 yıl önceki 11 Eylül’ün ilk kurbanı bizim nacizane kör topal yerli demokrasimiz oldu.
Irak’a nasıl aleni yalanlarla “demokrasi getiriyoruz” iddiasıyla girildiyse, Türkiye’ye de “demokrasi geliyor” palavrasıyla ne idüğü belirsiz bir “ılımlı İslam” modeli getirildi ve laik rejim taş taş söküldü. Bir zamanlar İsraille Ortadoğu’nun “biricik demokrasisi” diye tanımlanan Türkiye bugün “Erdoğan Sultanlığı” olarak anılıyor.

Avrupa’nın Ortadoğulaşması
11 Eylül’ün etkisi sırf Türkiye’de değil, dünyada özgürlüklerin kısılması, en sağlam demokrasilerin bile tahribatıyla sonuçlandı.
FETÖ darbesi toz dumanıyla Türkiye’nin görüş alanından çıkan Avrupa’da bugün Fransa-İngiltere arasına Calais’te çekilecek göçmen duvarı konuşuluyor.
Berlin Duvarı’nı anımsatan çapta, 2 km. uzunluğunda ve 4 m. yüksekliğindeki duvar “Çin Seddi”ne bir göndermeyle “Calais Seddi” diye damgalanıyor.
Doğu Avrupa’da ardı ardına yükselen göçmen karşıtı duvarlar tartışılırken Avrupa’nın kalbinde yeni bir “Berlin Duvarı” örneğinin gündeme gelmesi, Batı Avrupa’nın gelişmiş değerlerinin ne kerte kırılgan olduğunu gösteriyor.
“Calais Duvarı”nın bir yanı parlamenter demokrasinin beşiği İngiltere...
Diğer yanı; Fransız devrimi, “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” fikirleriyle Avrupa’nın insan hakları kazanımlarının kaynağı olan Fransa.
Eski Kıta’nın siyasi gelişimine bu yaşamsal katkıları yapan iki ülke bile, 11 Eylül sonrası konjonktürde yakıp yıkılan Ortadoğu savaşlarından kaçan göçmenler karşısında duvar gerisine çekilmekten başka çare bulamıyor. Ortak Avrupa projesi iflas yaşıyor. Köklü demokrasiler irtifa kaybediyor. “Burkini” tartışmalarına hapsolan Avrupa, Ortadoğulaşıyor.
İslamafobi, göç, yabancı korkusu sırf Avrupa’ya özgü değil. ABD’nin de fabrika ayarları bozulmuş durumda. Avrupa da oylarını artıran popülist partiler ve liderlerinin ABD’deki karşılığı olan Trump, seçmenlerine bir “Meksika Duvarı” vaat ediyor ve Müslümanları ABD’den atmaktan bahsediyor.
Washington’da 11 Eylül’ün ardından “Bu ABD’nin yeni bir Pearl Harbor baskınıdır. Pearl Harbor’un ardından nasıl II. Dünya Savaşı’na girip kazandıysak bu bahsi de kazanırız” demişlerdi.
II. Dünya Savaşı 6 yıl sürdü.
11 Eylül’den bu yana 15 yıl geçmesine rağmen ortada zaferin izi yok.
Aksine terör küreselleşti.
El Kaide’nin yeni şubeleri, IŞİD ortaya çıktı. Kaos yayıldı.
Ortadoğu yangın yeri oldu. Avrupa savruldu. ABD ise bir Trump tehdidiyle karşı karşıya. Dünyanın şakülü kaydı ve düzeltilemiyor. Dahası kâbusun nerede biteceği bilinmiyor...
Bayramda tüm okurlarıma biraz olsun huzur dilerim.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020