Berlin Neden CIA’ya Bayrak Açtı?

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Ekmek için Ekmeleddin” sloganının derinliklerine girmeyelim de… bugün Almanya’nın yeni “stratejik derinliğinden” ve ABD ile bilek güreşine dönüşen büyük “casus krizinden” bahsedelim…
Berlin’de gün geçmiyor ki yeni bir CIA faaliyeti deşifre edilmesin…
Berlin-Washington arasında artık “kronik” nitelik arz eden “casus krizi”, biliyorsunuz geçen yıl eski ABD istihbaratçısı Edward Snowden’ın ifşaatlarıyla patlak vermişti.
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) uçan kuşu dinlediğini faş eden ve dinlenen “müttefik ülke” hükümet/ devlet başkanları arasında Merkel’in de bulunduğunu açıklayan Snowden’ın çıkışı Almanya’da büyük tartışma yaratmış; Alman yetkililer ABD’den bir türlü karşılık verilmeyen “izahat” taleplerinde bulunmuştu.
Merkel, “dinleme krizi”ni, iki ülke ilişkilerinde ajandasının en üst sırasına yerleştirmiş; geçen bahar yaptığı Washington ziyareti öncesinde, NSA’da hakkında tutulan dosyaları görmek istemiş ama Alman başbakanın bu isteği geri çevrilmişti.
İşte Berlin’de CIA hesabına çalışan iki casusun geçen hafta yakayı ele vermesi, müzminleşen bu sorunların üzerine geldi ve bardağı taşıran son damla oldu.

Stasi’nin anısı…
Alman yetkilileri; daha önce benzerine hiç rastlanmayan bir sertlikle sözü edilen Alman casuslarını, ABD istihbaratı hesabına istihdam eden Berlin’deki CIA şefini “persona non grata” ilan etti. CIA üst yöneticisinin, yedi düvelin duyacağı bir gürültüyle ülkeden gitmesini istediler. Olanca sertlikle hatta; “CIA görevlisinin kendi iradesiyle ülkeyi terk etmemesi halinde sıradan kaçak göçmenler gibi sınır dışı edileceğini” söylediler.
Merkel başta olmak üzere hükümetin en üst kademelerinden çok sert açıklamalar geldi.
Doğu Alman gizli servisi “Stasi”nin polisiye yöntemlerini çok iyi bilen Merkel; “İstihbarat örgütlerinin (Soğuk Savaş sonrası demokrasilerindeki) rolü üzerinde… ABD ile aramızda çok büyük prensip farkları var!” dedi. Müttefiklerin birbirlerine yönelik casusluk faaliyetlerini “zaman, enerji kaybı” olarak nitelendirdi.
“Merkel’in müstakbel halefi” gözüyle bakılan Savunma Bakanı Ursula von der Leyen gelinen noktayı “vahim” diye nitelendirdi.
Alman hükümetinin deneyimli, “duayen” üyesi Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble de ABD’den gitgide “yabancılaşmaya varan bir uzaklaşmadan” bahsetti ve Washington’ın Berlin’de bu arkası gelmeyen ısrarlı casusluk hamleleri için “O kadar aptalca ki!” diyerek ekledi: “Bu derece aptallık karşısında insanın ağlayası geliyor!!”

Merkel’in rüşt ispatı
Asıl mesele bu: Amerika Birleşik Devletleri, acaba Avrupa’daki en büyük ve en önemli partnerini neden bu derece rahatsız/irite etmek pahasına bu casusluk eylemlerini sürdürüyor? AB’nin lider ülkesi konumundaki Almanya’yı neden bu “Büyük Gözaltı”nda tutuyor?
Beri taraftan yalnız Merkel değil… Snowden’ın NSABüyük Birader skandalı kapsamında baştan söylediği gibi tüm Avrupa başbakanları, liderleri… bu yakın takibe tabi kılınırken neden Merkel’den başka kimsenin sesi çıkmıyor da, Almanya-ABD arasında şimdi böyle bir büyük kriz patlak veriyor?
Aslında iki sorunun yanıtı aynı: Avrupa’nın tartışılmaz hâkim gücü olan Almanya’nın konumu, diğer Avrupa ülkelerinden bariz biçimde farklı. Almanya’nın artan gücünden ABD belli ki bundan böyle çekiniyor ve bu nedenle Berlin’i, diğer AB ortaklarından daha ısrarlı biçimde takibe alıyor.
Bunun yanı sıra Washington’dan “casusluk skandalının” hesabını sormaya diğer AB liderlerinin alenen gücü yetmiyor.
Merkel; Berlin’deki CIA şefini kapı dışarı etmekle ABD karşısında aynı zamanda bir tür “rüşt ispat etmiş” oluyor.
Geri kalan AB ülkeleri için, ABD nezdinde bir “sınırlı egemenlik” söz konusu iken; Merkel, Washington’a açıkça rest çekiyor…
Çok sayıda gözlemciye göre Almanya çünkü derinleşen bir Berlin-Moskova ekseni üzerinden, ABD’nin Avrupa’daki sınırsız gücünü giderek dengelemeye çalışıyor.
Bir tür “stratejik derinlik” yani! Bu da “Alman stratejik derinliği” oluyor.

Yeni Avroasya jeopolitiği
2000’ler başında “Paris-Berlin-Moskova” adında Avrupa’da ses getiren bir kitap çıkmıştı.
Henri de Grossouvre isimli bir Fransız yazar tarafından kaleme alınan kitap özetle, “Avrupa’nın, ABD etkisinde bir serbest ticaret bölgesine indirgenmesini engelleyecek tek yolun, yeni bir ‘Paris-Berlin-Moskova’ ekseni kurmak olduğunu; Atlantik’ten Pasifik’e uzanan bir yeni Avroasya jeopolitiğinin şart olduğunu” söylüyordu…
Geçen zaman içinde Paris-Berlin ekseni gündemden düştü.
Fransa AB içindeki eski liderlik konumunu yitirdi.
Meydan büyük ölçüde Berlin’e kaldı.
Merkel Almanyası artık yalnız Rusya’ya değil, ekonomik ve finansal olarak çok iddialı biçimde Çin’e de giriyor…
ABD belli ki bu yeni Alman “stratejik derinliğini” zapturapta almak istiyor.
Tüm dengelerin altüst olduğu bir zamanı yaşıyoruz.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020