Kaybolan Basın Özgürlüğünün Peşinde

15 Ekim 2011 Cumartesi
\n

Bir grup Alman parlamenterle gazetemizi ziyarete gelen yeşil siyasetçiClaudia Roth söze bu cümleyle girdi:

\n

Kaybolan basın özgürlüklerini aramak için buradayız!

\n

Türkiye ile uzun zamandır temastayım. Gelişmeler beni endişelendiriyor. 70 gazeteci tutuklu. Arkadaşlarımla konuştuğumda sürekli bir endişe seziyorum. Her şeyden önce otosansür var. Telefonların dinlendiğini söylemek artık paranoya değil..diyen Roth, konuşmasının önemli bölümünü Türkiyedeki baskıve korkuortamına ayırdı ve gelinen noktayı genel bir Kafka atmosferişeklinde değerlendirdi.

\n

Bir sabah birden bir hamamböceği olarak uyanan Gregor Samsadan tutun da, gene bir sabah kendisine söylenmeyen gizemli bir suçtan tutuklanan Joseph K.’nınDavasına dek uzanan yelpazede; Kafkanın romanları malum, en ağır baskıcı rejimlerin alegorisi olarak düşünülür ve insanların başlarına gelebilecek en korkunç kâbusları anlatmak için kullanılır.

\n

Roth ve yanındaki parlamenter arkadaşlarıyla karşılıklı sohbet ortamında gelişen uzun, düşündürücü görüşmemizden çıkarken; posta kutumda Tuncay Özkanın Hapiste Yatacak Olana Öğütlerkitabını buldum

\n

‘Yaşamakta ayak direyeceksin!’

\n

Rothun Kafka göndermesi üzerine, ellerimin arasında bulduğum Özkanın kitabı bana bir işaret gibi göründü. Bu, üzerinde illa konuşulması gereken bir işaretdiye düşündüm! Alman parlamenter heyetiyle yaptığımız değerlendirmelerin gerisini bir yana bırakarak, biraz burada Özkanın yürek burkan, iç kanatan, tüyler ürperten kitabından söz etmek istedim

\n

Kitap; adına esin kaynağı olan Nâzım Hikmetin, Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütlerşiiri ile başlıyor. O hani; ipe çekilmeyip de atılırsan içeriye

\n

/yatarsan on yıl on beş yıl/daha da yatacağından başka/sallansaydım ipin ucunda/bir bayrak gibi keşke/demeyeceksin/yaşamakta ayak direyeceksin…” diyen şiir var ya.

\n

O şiir!

\n

Nâzım bu dizeleri ta 1949 yılında, 62 yıl önce yazmış

\n

Türkiyenin en büyük şairine bu trajik dizeleri yazdıran Kafkavari şartlar, o gün bugün hafifleyeceğine -dışardan gelen konukların da artık ayan beyan gördüğü üzere!- büsbütün ağırlaşmış.

\n

Sıradan ülkelerde Kızıma, oğluma öğütler”; “Mutfağa girecek yeniyetme ahçılara öğütler”, “Yeni evlilere öğütler”; “Dağcılara öğütler”, “Kuş gözlemcilerine öğütlerfilan gibi kitaplar çıkar.

\n

Bizde, şairler ve yazarlar;Hapiste yatacak olanlara öğütyazıyor ve bu bir gelenek halinde artık kuşaktan kuşağa devrediliyor.

\n

Garabet buradan başlıyor. Ve bunun adıileri demokrasioluyor.

\n

Havalandırmada on bin adım

\n

Özkan; Silivrinin işte bu müthiş ileri demokrasi ortamında hayata nasıl tutunulacağını anlatıyor.

\n

Temizlikten yiyeceğe”, “spordan sağlığa”, “ziyaret günlerine dek hapishane yaşamının düşünülebilecek her alanına el atıyor.

\n

Hapiste Yatacak Olana Öğütler kitabı, kimi meslektaşımızın iddia ettiği gibi bir ironifilan değil.

\n

İçerde hâlâ hangi suçtan yattığımı bilmeden 28 Eylül 2008den beri tutukluyum” -gelin şimdi Kafkayı anmayın!- sözleriyle açılan satırlarında Özkan; sağlığını ve benliğini kaptırmadan demir parmaklıklar ardında nasıl var olunabiliri anlatıyor.

\n

Kendinize hemen bir hobi yaratın”, “yalnızlığı sevin”, “susmayı öğreningibi bir düzine altın kuralla hapis yaşamını anlatmaya başlayan Özkan; çamaşırdan bulaşığa günlük gailelerin ötesinde, üç önemli konunun sağlığı korumak, spor yapmak ve okumak, yazmak olduğunu söylüyor.

\n

Minicik bir hücrede insan ne kadar spor yapabilir?

\n

Tuncay Özkan, kantinden tedarik edilen temizlik malzemeleriyle nasıl halteryaptığını tarif ediyor. 13 adım uzunluğunda, 6 adım enindekihavalandırmadagünde iki buçuk saat nasıl yürüdüğünü (10 bin adım!) açıklıyor

\n

Mahpusluk okuya okuya”, “yaza yaza biterdedikten sonra; demir parmaklıklar ardında geçen 3 yılda iki bin kitap hatmettiğini, 6 kitap kaleme aldığını anlatıyor.

\n

Cezaevinde kitap okumanın da meğer bir raconu, sırası varmış. İçeri giren herkes mutlakaönce Kuranı okurmuş. Sonraromanlar, hikâyeler, anılar gelirdiyor Özkan. Kendisi,hukuk, şiir kitaplarıyla başlamış. Ve ne bulsa okumuş!”

\n

Bu denli yoğun entelektüel faaliyet, sporun yanında; cezaevinin neredeyse bir tatil ortamı olduğu sanılmasın.

\n

Cezaevi yemeklerinden zehirlenmeden ve hastalanmadan hayatta kalmanın bile başlı başına bir mücadele gerektirdiği anlaşılıyor Tuncay Özkanın satırlarından.

\n

Özkanın hapiste başa gelen/gelebilecek hastalıklar listesinden yaptığı sıralamayı okumak bile, başka söze gerek bırakmıyor.

\n

En kolay kapılan hastalıklar; ilk beş sırada mantarlar, bağırsak sorunları, psikosomatik rahatsızlıklar, enfeksiyonlar ve intihara dek varabilen psikolojik sorunlardan başlıyor, kansere dek uzanıyor. \t

\n

Kader utansın demeyin. Yüreğiniz el veriyorsa mutlaka bu kitabı okuyun.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020