O çok dillendirilen ‘askeri darbe olur mu’ konusu

27 Mart 2016 Pazar

Türkiye’de AKP iktidarındaki kadar darbe konusu gündeme gelmemişti. İktidara geldikleri günden beri darbe de darbe. Bu öncelikle bir oy toplama vesilesi. Ama arka planda da anayasaya ve yasalara karşı tezgâhlanan hukuksal/sivil darbe ile rejimi değiştiriyorlar.
Buraya kadar söylediklerim resmin çok genel bir çerçevesi. Ama ben damardan konuya gireceğim bir yazı ile. Önce güncelden girelim. En son laf, “Ordudaki Fethullahçı generaller darbe yapar mı?” oldu!
Tabii bu bağlamda, ABD’nin darbe ile Erdoğan iktidarını tepelemek istediği yorumu da dolaştırılıyor. Bunlara da çıplak mı çıplak gireceğim, ama öncelikle darbenin mekaniği üzerine:

Askeri darbenin dış desteği
Darbe ile şüphesiz askeri darbe kastediliyor. AKP/Erdoğan’ın rejime karşı uygulamalarıyla siyaset pratiğine soktuğu “sivil darbe” de var.
Ülkemizde, seçilmiş iktidarı silah gücüyle devirmek bağlamında, 3 kesin darbe oldu. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980... 28 Şubat 1997’de de yine askerin siyaset sahnesinde boy göstermesi ve yarattığı toplumsal baskı sonucu “postmodern darbe” gerçekleşti. Bu sonuncusu, hukuki süreç içinde Erbakan’ın Demirel’e istifasını vermesi ile oldu. Arka planda zor vardı.

Desteksiz darbe olmaz
Bu askeri darbelerin temel mekanizması, arkasında uluslararası güç desteğinin, ABD’nin olması ile çalıştı. Ama bu destek, askerlerin “en kısa sürede” iktidarı sivillere tesliminin de garantisi oldu.
Bu “dış destek” olmasaydı, ordu darbe yapabilir miydi? Tartışmalı olsa da, bana göre yüzde 90 hayır. Mesela, ABD ve Batı, 28 Şubat 1997’de Erbakan hükümetinden ne kadar rahatsız olsa da, postmodern darbenin bile arkasında durdu denemez.
Birinci savım: Dış destek şartı. Önemli nedeni: Batı, ekonomik cendere ile darbecileri anında kımıldayamaz hale getirir. Hele Türkiye gibi NATO üyesi, AB ortaklığı içinde bir ülkeyi.

Darbe zamanları geçti mi?
Batı (ABD-AB) geçmişteki gibi bugün de bir askeri darbeye destek çıkar mı? Batı “artık demokratik” oldu, günümüz dünyasında darbeleri desteklemez diye düşünebilirsiniz. Ve küreselleşen ekonominin Türkiye özelinde böyle bir askeri darbeyi asla kaldıramayacağını ve ülkeyi ve darbecileri çökertebileceğini söyleyebilirsiniz.
Bu düşüncede 2 haklılık payı, 1 de yanlış var:
İlki, ABD’nin 1980’lerden, özellikle de 1990’lardan sonra askeri darbelerle coğrafi bölgelerde tutunma ve Rusya’ya karşı mevzi inşa etme politikasını değiştirdiğidir. “Portakal devrimleri” gibi, Rusya’ya karşı devreye sokulan mekanizmalar, askeri değil “sivil toplum inisiyatifleri ve partileri” oldu.
Bu, “demokrasi”, “parlamenter rejim”, “insan hak ve özgürlükleri” gibi, Batı’nın üzerinde yükseldiği değerlere dayalı meşru bir politika temeline dayandı. Batı bu değerlerle, örneğin Rusya’nın dağılan parçaları üzerindeki egemenliğini sarsıp kendisiyle özdeşleşmiş, “Batı yandaşı” iktidarlar inşa etmeye girişti.

Arap Baharı dün istenir miydi?
Aslında, “Arap Baharı” isyanının altında/ardında da benzer Batı mekanizması yatıyordu. Bu ülkeler yeniden Batı’nın kurbanı oldu. Özgürlükler tabii ki çok önemli, ama Batı’nın tankı topu tüfeği uçağı işin içine girince, İslam ülkeleri bir 50 yıl daha geriledi, bazıları da ortadan kalktı.
Libya, Irak, Suriye, Yemen mi var?!
Bugün bu ülke milletleri, bugün içinde bulundukları koşulları bilseler, yaşadıklarını yeniden yaşamak isterler miydi? “Batı türü özgürlük” için böyle silahla parçalanıp yok olmak mı, yoksa daha evrimsel bir mücadele ve geçiş mi?!
Ama aslında böyle sorular yoktur ve sorulmaz. Burada ortaya çıkar temele soru şu oluyor: Sanal bir özgürlük mü, yoksa maddi bir yok oluş mu?!

Binlerce ekonomik bağ
İkincisi, küçülen dünyanın yüzlerce değil artık binlerce iplikle birbirine bağlandığı ve bir askeri darbe rejimi altına giren ülkelerde keyfiliğin dünya ekonomisi tarafından kaldırılamayacağıdır.
Böyle ekonomik olarak çökertilen bir ülkenin yeniden ayağa kaldırılması, kalkması şüphesiz ki çok zordur, yeniden daha derin sefalet ve bağımlılıkları da beraberinde getirir... “Darbe olur mu”ya yarın devam...  


Yazarın Son Yazıları