AKP Düşük Yoğunluklu Savaşı Kalkışmaya Dönüştürdü...

13 Ağustos 2015 Perşembe

Kaçak Saray’ın niye 1000 küsur odaya sahip olduğunun gizemi yavaş yavaş çözülüyor.
Raflara ve bekleme odalarına gereksinim var.
Önce Cumhuriyet’in anayasada vurgulanan “Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” kuralı rafa kaldırıldı.
Ardından sıra, yine anayasaya AKP tarafından 2004 yılında eklenen “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar”a geldi.
Başkanlık hayali de “parlamenter sistemi” bekleme odasına aldırdı.
Söyleyenlerin ve savunanların dışarıda, içeriğini kimsenin bilmediği “çözüm süreci” önce bitirilmiş ve çöpe atılmıştı.
O da son gelişmeler üzerine tarihin çöplüğünden alınıp buzdolabına yerleştirildi.
Yazıverip geçiyoruz ama gerçek, kavramlarla sınırlı değil.
Her birinin binlerce ayrıntısı ve belgesi var. Doğal olarak da büyük bir yer gerekli.

***

AKP iktidarı aldığında PKK terörü azalmış ve “düşük yoğunluklu savaş” tanımı ile anlatılır olmuştu.
Çözüm süreci başlatıldığında asker kışlasına, polis karakollara kapatıldı. Oslo’daki görüşmelerde açıklandığı gibi. “Silahlar ve mühimmatı şehir merkezine yığıldı.”
İstihbarat derseniz nanay! Kim geliyor, kim gidiyor, anlaşılıyor ki hiç izlenmemiş...
Kimi günler al bayrağa sarılmış dört, beş şehit cenazesi birden kaldırılıyor.
“Ağlamasın” denen anneler “kırmızı tabut istemiyoruz” diye feryat ediyor.
AKP, IŞİD’i de eklersek terörün boyutunu düşük yoğunluklu savaştan kalkışmaya dönüştürdü.
Hâlâ daha ağzı olan masal anlatmayı sürdürüyor...

Tarık Ağabey’e Saygı...
Fikret Ağabey’i, Hacıbektaş’a; İlhan ve Turhan ağabeylerin yanına uğurlamış, Hikmet Çetinkaya ile dönüş yoluna koyulmuştuk.
Saat 18’i geçe, cep telefonu “ileti geldi” işareti verdi. Baktım Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden. Ustalarımızdan Tarık Dursun’u da kaybettiğimizi iletiyordu.
Yine yıllar öncesine döndük. Son Posta Gazetesi yazıişlerinde iki ustamız çalışıyor. Tarık Dursun K. ve Cengiz Tuncer. Cengiz Ağabey, bildiğim kadarıyla Babıâli’de, eseri cedid denilen (A4 henüz bilinmiyordu) boyuttaki üzerinde sütun çizgileri bulunan plan kâğıtlarına dönüştürerek sayfanın konumunu çizen ilk yazı müdürüydü. Şunu da açıklayayım. Bugün editör dediğimiz, sayfaları oluşturan meslektaşlarımızın kıdemlilerine o dönemde yazı müdürü denirdi.
Haber nasıl yazılmalı, röportaja nasıl hazırlanarak gidilmeli, sonra nasıl kaleme alınmalı gibi meslek konularının püf noktalarını, özellikle Tarık Ağabey’den öğrenmeye çalışırdık.
İkisi de aynı zamanda roman yazarıydı. Doğrudan yazımla ilgili olmayan gazete tefrikalarında Cengiz Tuncer; Sermet Puza, Tarık Ağabey; Hasan Göksu takma adlarını kullanırdı.
Ben kişisel bir şey istemeye çekinirim. Ama bir gün ünlü bir sinema senaristi ve yönetmeni olan Tarık Ağabey’e yüzümü kızartıp öneride bulundum.
“Abi beni de bir filmde oynatsana.” O da takılmamı anlayıp söz verdi. Ahmet Mekin’le bir filmde oynatacaktı...
Işıklar içinde yat Tarık Ustam...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları