ABD’nin Venezuela’yı basıp Başkan Maduro ve eşini alıp götürmesi, bütün dünyada “İç cephenin güçlendirilmesi” sorununu gündeme getirdi.
Bir ülkenin en büyük gücü hiç kuşkusuz, vatandaşlarının Bağımsızlık, Özgürlük, Eşitlik Laiklik, Dayanışma, Adalet ve Barış ilkelerindeki duygu ve düşünce birliğidir.
Ama ne yazık ki, İktidar, Emperyalizmden de destek alarak, vatandaşlar arasında, din, mezhep ve ırk ayrımcılığı yapmak konusunda kararlı görünüyor.
Bizzat kendileri tarafından dile getirilen projeye göre siyaset, Türk, Kürt, Arap ırkçılığı ve Alevi, Sünni mezhepçiliği üzerinden düzenlenmeye çalışılıyor...
Bu siyasal proje ile Üniter Cumhuriyet de istikrarını yitiriyor ve Devlet, önümüzdeki Yugoslavya ve Lübnan örneklerinin başına gelen felaketlere açık hale getiriliyor.
Hem AB baskısı ve nüfus ithalatı yoluyla Arap ırkçılığı (dinciliği? milliyetçiliği?) hem de ABD ve PKK aracılığıyla, DEM’in de desteğiyle, Kürt ırkçılığı (dinciliği?) ön plana çıkarılıyor ve Süreç, amacının tam tersi olan “Barış” ve “İstikrar” sloganları ile sunuluyor.
Bütün bu Süreç, İktidarın, Emperyalizmden de aldığı büyük destekle yürütüldüğü için, engellenmesi son derece zor.
Çünkü İktidar, aldığı dış destekle birlikte, Anayasa Mahkemesi kararlarına bile uymayarak, Anayasa’ya aykırı söylem ve eylemleri açıkça uygulamaya sokmuş, adaleti bile emrine almış görünüyor.
İktidarı değiştirmenin yolu olan adil ve şeffaf seçim süreci ise 16 Nisan 2017 Halkoylamasında görüldüğü gibi, geçersiz oyların geçerli sayılmasıyla, daha başlamadan şaibeli bir örnekle sakatlanmış görünüyor.
Bu ortamda, “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti”ni tanımlayan Anayasa’nın uygulanması, bunun için de İktidarın değiştirilmesi için adil ve şeffaf seçimlerin kullanılması hayati bir önem kazanıyor.
Ama varlıklarını bu Anayasa’ya borçlu olan siyasal partiler, 2007’de Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığından ayrılmasıyla başlayan ve 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra doruğa çıkan Anayasa ihlallerine boyun eğmekle ve hatta bazen destek vermekle “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti”ni savunmakta hiç de başarılı olamamışlardır.
Üstelik Cumhuriyeti kuran, Atatürk’ün Partisi CHP de bu sınavda başarısız kalan partiler arasındadır.
Baykal zamanındaki hizipçilik ve Kılıçdaroğlu zamanında partinin yapısal ve organik olarak sağa kaydırılması, bu başarısızlığın altında yatan temel nedenlerdendir.
Bir başka temel neden, Sosyalistlerin bir bölümünün, tarihten gelen Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlıkları olmuştur.
Bugün ilk seçimlerde İktidarın Anayasa karşıtlığını önlemek ve Cumhuriyet’in istikrarını korumak için muhalefet partilerine önerilen ideolojik ve siyasal ittifakın adı olarak, sevgili köşedaşım Mehmet Ali Güller tarafından Kemalizm ve Sosyalizm ortaya atılmıştır.
Salı günü bu ittifakı tartışmaya çalışacağım.