Özdemir İnce

Şu mektepler olmasaydı (2)

15 Mart 2020 Pazar

Neresi “milli” kaldıysa Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, liselerde sınıf geçme sistemine ilişkin olarak “Velilerimizin ‘Tamam, çok güzel’, öğretmenlerimizin ‘Böyle olursa eğitimde gerçekten büyük bir sıçrama olur’, yöneticilerimizin ‘keşke’ dediği bir yönetmelik geliyor” demiş. Her bir öğrencinin liseyi bitirdiğinde sahip olması gereken yeterlilikler konusunda standartlar oluşturulmasının önem taşıdığını anlatan Selçuk, bu yeterliliğe ulaşılmaması halinde, 4 işlem bilmeyen, okuduğunu anlama-yazma konusunda sıkıntı yaşayan çocuğun liseden mezun olabildiğini belirtmiş. (Oluyor zaten!)

Bakan, bu konuşmasıyla, güya, olumlu ve iyileştirici bir program uygulayacaklarını dile getiriyor. Bakan Ziya Selçuk’un öğretimciliğinden, eğitimciliğinden, içtenliğinden derinlemesine kuşku duyuyorum. Kuşku duyduğuma göre yaşamöyküsüne bakacağım:

***

“Ziya Selçuk (1 Mayıs 1961) 10 Temmuz 2018’den beri Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanı olarak görev yapmaktadır.

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Yüksek lisansını gelişim psikolojisi alanında yaptı. 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde psikolojik danışmanlık ve rehberlik alanında doktorasını tamamladı. Daha sonra Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde doçentlik ve profesörlük unvanlarını aldı.

TED Üniversitesi’nin yanı sıra birçok özel eğitim-öğretim kurumunun kuruluşunda yer aldı. Türkiye Zeka Vakfı Yönetim Kurulu üyesi ve TÜBİTAK Grup Yürütme Komitesi üyeliği görevlerinde bulundu. 2003-2006 yılları arasında Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı yaptı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat reformu sürecini yürüttü. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik müzakereleri kapsamında yer alan otuz beş başlıktan birisi olan ‘bilim ve eğitim’ başlığının görüşmelerinde Türkiye’yi temsil etti.”

***

Akademisyen kökenli Prof. Dr. Ziya Selçuk, Maya Okulları’nın sahibi olmak gibi önemli bir sakıncanın dışında “Eğitim-Öğretim Bakanı” olmak için gereken bütün niteliklere sahip. Ama böylesine donanıma sahip birinin AKP’nin Cumhuriyet karşıtı okul programını uygulamayı kabul etmesi çok şaşırtıcı. Çünkü gerçekten mesleğine saygılı biri olsaydı bu görevi kabul etmek için birçok koşul öne sürmesi gerekirdi. Meğer, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik müzakereleri kapsamında yer alan otuz beş başlıktan birisi olan “bilim ve eğitim” başlığının görüşmelerinde Türkiye’yi temsil etmiş. Daha önce AKP hükümetlerinin, şimdi de Saray hükümetinin uyguladığı MEB öğretim-eğitim programının neresi bilimsel?

Mesleğine ve kendine saygılı bir akademisyenin görevi alırken: “Bu görevi ancak Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu tam anlamıyla uygulamak ve imam hatip okullarını yasanın buyurduğu kimliğine döndürebilmek koşuluyla kabul ederim” demeliydi. Demediği ama Saray’ın talimatlarını harfi harfine uyguladığı belli. Bu ne biçim bilimsellik?

Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanı olan (olacak olan) bir ölümlünün Necati Bey, Dr.Reşit Galip ve H.Âli Yücel’i kendisine örnek alması gerekir.

***

Bakan Ziya Selçuk, sistemin değiştirilmemesi durumunda dört işlemli aritmetik bilmeyen, okuduğunu anlama-yazma konusunda sıkıntı yaşayan çocuğun liseden mezun olabildiğini belirtmiş. Bu ne biçim mantık ve Türkçe? Demek ki halen uygulanmakta olan sistem ile liselerden, dört işlemli aritmetik problemi çözemeyen, Türkçeyi anlama ve yazma konusunda yeterli olmayan öğrenciler mezun oluyor. Peki, bu öğrenciler nasıl oluyor da cebir, geometri, fizik ve kimya okuyorlar? Demek ki bunları da okuyamıyorlar!

***

Biz dört işlemli problem çözmeyi ilkokul üçüncü sınıfta (1944-1945) sağlama yöntemiyle birlikte öğrendik. Buna aritmetik denir. Kerrat cetvelini (çarpım tablosunu), bütün zamanlarda fiil çekimlerini biliyorduk. Köylerin çoğu okulsuzdu, elektriksizdi. Her mahallede bir lise yoktu. Ama öğretmen okulları, Köy Enstitüleri, eğitim enstitüleri, parasız yatılı sistemi vardı ve bu okullarda dünya standartlarında öğrenci yetiştiriliyordu.

***

Sayın Bay Bakan, acı gerçeği ve yıkılışın nedenlerini hiç düşündünüz mü? Bakanlığını yaptığınız zihniyetin temsilcileri, eşit koşullar içinde yarışmak varken, neden kopyacılığa ve mülakat yöntemine başvurdular; “kazanmak” için neden Milli Eğitim Bakanlığı’nı yıktılar, hiç düşündünüz mü?


Yazarın Son Yazıları

Dinin vesayeti 22 Mayıs 2020
Üç Silahşörler 19 Mayıs 2020
Orkestra ve hükümet 17 Mayıs 2020
Darbe, ihtilal, isyan 12 Mayıs 2020
Kuran’da korona 28 Nisan 2020
İşleyen yara 26 Nisan 2020
Evet, 100 yıl oldu 24 Nisan 2020