Özdemir İnce

Varoluş(çuluk)

11 Ağustos 2020 Salı

Bizim kuşağı (Demir Özlü, Ferit Edgü, Onat Kutlar, Erdal Öz, Leyla Erbil…) yani otuzlu yıllarda doğan yazar, şair, ressam ve tiyatrocuyu Rilke, Sartre ve Camus adam etti. Özellikle de Jean-Paul Sartre.

***

Varoluşçuluk insanın özünü hedefleyen neredeyse tek felsefedir. Hele bir de Marksizmle yedeklenirse. Yeme de yanında yat. Ama kolay değil: Yan Yatarsın ama ayağa kalkamazsın: Varlık özden önce geliyorsa sen kendi özünü kendi ellerinle yapıyorsan bu, “sen kendinden ve her şeyden sorumlusun!” demektir ki artık yan gelip yatamazsın, fırlayıp ayağa kalkacaksın. Van Gölü kıyısında yiten kuzunun da kendini bir hödük olarak inşa et(tir)miş herifin öldürdüğü Sevda’nın da sorumlusu sensin! Varoluşçuluk bir hümanizmadır!

***

“Varlık özden önce gelir” (l’existence précède l’essence). Bunun insan bağlamında harbi anlamı şudur: İnsan önceden tasarlanmış bir masa, sandalye, otomobil değildir. Bu görüş tektanrılı ya da çoktanrılı bütün dinsel görüşlere aykırıdır. Felsefe bağlamında ise Platon amucamızın görüşünün (sadece idealardan oluşan ve bu ideaların yansımasını madde olarak algıladığımız evren kavramı) tam tersidir. Marx’ın Hegel’e yaptığını Sartre, Platon’a ve dinlere karşı yaptı. Yani somut varlığı öne çıkararak baş aşağı durmakta olan şeyi ayaklarının üstüne oturttu.

***

Kıvırtmaya gerek yok. Bu şu demek: İnsan doğduğunda insan değildir, elbette eşek de değildir ama insan da değildir; insan kendi kendinin mimarı ve duvar ustasıdır. Kendini nasıl yaparsa, nasıl inşa ederse öyledir. İyi de Türkiye memleketindeysen seni sana bırakmazlar. Ama biz kendimizi kimseye bırakmadık: Ne devlete, ne hükümete, ne dine, ne kitaba, ne tarikata… Ama Cumhuriyetin devrimleriyle uzlaştık, uyuştuk, kafa dengi olduk!

***

Okumakta olduğunuz yazıyı oluşturmak için Sartre’dan, Marx’tan, Althusser’den bir iyilik beklerken Yılmaz Özdil’in 6 Ağustos 2020 tarihli Sözcü’de yayımlanan yazısı imdadıma yetişti. Özdil’in 10 satırlık yazısı şöyle: “ ‘Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan, oysa yapacak ne çok şey vardı ve ne kadar az zaman’ diyor büyük usta Murathan Mungan… Pandemi nedeniyle ertelemek zorunda kaldığım özel işlerimi halletmek, ekim ayında çıkacak yeni kitabımın okumasını yapmak ve yaz bitmeden biraz tatil için izninizle, vakit tamam.”

***

Murathan Mungan’ın cümlesi Gülten Akın’ın “Ah, kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya” dizesinden (cümlesinden) farksız… Gülten Akın’ın, bence içi boş cümlesini şimdiye kadar binlerce insan kendisine slogan ve referans yaptı ve önemli bir şey yaptığını sandı. Ama kendilerine sormaları gereken bir soru vardı: “Gülten Akın, ince şeyleri anlamak için ‘vakti’ zorladı mı, kendisine bir vakit yarattı mı?” Örneğin, ince şeyleri düşünmek için vakit bulan, vakit yaratan insanlar da vardı(r) bu dünyada.

Murathan Mungan’ın “büyük ustalığı”nı Yılmaz Özdil’e bırakalım. Murathan Mungan, bir bakıma Gülten Akın’ın söylediklerini tekrarlıyor. Murathan Mungan’ın söylediği de içi boş bir cümle. Murathan Mungan yaz geçerken hiçbir şey yapmamış ama Yılmaz Özdil yapmış. Yeni kitabını düzeltmelerini yapıyor… Ayrıca 80-100 arası gazete yazısı yazdı mayıstan bu yana…

***

Jean-Paul Sartre’ın Varoluşçuluk Nedir? (MEB Yayınevi) kitabını Oktay Akbal çevirisiyle okuduğum zaman 17-18 yaşımdaydım. O yaşta belki kitabın yüzde doksanını anlamamıştım. Ama şu cümleyi çok iyi anlamıştım: “Madem ki kişioğlu dünyaya atılmıştır, kendi başına bırakılmıştır. Öyleyse yaptıklarından sorumludur. Nitekim o kendini nasıl kurarsa öyle olacaktır. Tasarılarına, seçmelerine, eylemlerine göre varlığına bir öz kazandıracaktır. Edimleriyle, kendisini gerçekleştirecektir. Gerçekleştirmelidir.”(A. Bezirci, Varoluşculuk)

Bunu her insan yapabilir. Aydın olması, filozof olması, işçi olması durumu değiştirmez. Bir işçinin solu seçmesi, ona oy vermesi, kendini doğru gerçekleştirdiği anlamına gelir. Bunu yapabilmesi için kendi durumunu düşünerek var olması gerekir. Descartes, “Cogito ergo sum” dememiş miydi? Düşünüyorum o halde varım. Var olmak için sadece düşünmek yetmez, eylem de gerekir. 

***

Bu yaşımda artık insan varlığının özünden önce geldiğine kesinlikle inanıyorum. Muhalif filozofların ne dediği umurumda bile değil. Bilinçlenen her insan, kendini kendi elleriyle yaratabilir. Bunun için önünde tek bir engel vardır: Dinsel bağnazlık!


Yazarın Son Yazıları

Milli Eğitim (4) 8 Eylül 2020
Tarih 4 Eylül 2020
Dünya Barış Günü 1 Eylül 2020
Dış güç olarak doğa 28 Ağustos 2020
2007 yılının büyüsü 23 Ağustos 2020
Milli Eğitim (3) 21 Ağustos 2020