Onlar bize yüksek teknoloji ürünü satıyor, biz onlara ancak mermer... Ya da başka bir ifadeyle onlar bize kilosu 170 dolardan laptop satıyor, biz onlara kilosu 19 cent’ten mermer. Üstelik artık onu bile satamayacağız, çünkü Türkiye’deki mermer ocaklarının çoğu onların eline ya geçti ya geçmek üzere.
The Economist dergisinin bu haftaki sayısında kapağa Çin’i taşıdığını görünce uzun zamandır yazmak istediğim Çinli şirketlerin Türkiye’deki mermer ocaklarına ilgisini bu hafta ele almaya karar verdim. Biliyorsunuz Çin’de sistem, piyasa yerine devlet kapitalizmi üzerine kurulu. “Çin Ne İstiyor” sorusunu ortaya atan The Economist, kendi liberal duruşu çerçevesinde Çin’in hem ekonomik ve askeri açıdan nasıl güçlendiğini, hem de ilgilendiği bölgelerde özellikle Güney Asya ve Afrika’da nasıl bir hegemanya kurduğunu anlatıyor. Çok değil birkaç yıl içinde Çin ekonomisinin büyüklüğünün ABD ekonomisini aşacağını vurgulayan dergi, uzay çalışmalarından bilime, teknolojiden eğitime her alanda Pekin yönetiminin yaptığı atılımları irdeliyor.
Küresel güç olma yolunda hızla ilerleyen Çin’in Türkiye’ye ilgisiz kalması beklenemezdi. Onlar da kendi ihtiyaçları çerçevesinde mermere yöneldiler. Mermer Türkiye’nin önemli doğal kaynaklarından biri, ancak kıymetini bilmiyoruz... Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün raporlarına göre Türkiye, 5 milyar metreküp mermer rezervi ile dünya mermer potansiyelinin yüzde 40’ına sahip. Ancak bugüne kadar bir marka yaratılabilmiş değil. Mermer deyince İtalyan markaları geliyor akla. Bunun nedeni, Türkiye’nin çıkardığı mermerin büyük kısmını işlemek yerine blok halde satması. Türkiye’nin mermer ihracatı 2 milyar 150 milyon dolar. Bunun önemli kısmı Çin’e gidiyor. Mermercilik sektöründe yaklaşık 800 ocak, 1500 fabrika ve 7 bin civarında atölye faaliyet gösteriyor. Sadece son bir yılda Çinli girişimciler, satın alma veya ortak olma yoluyla 100’e yakın mermer ocağına sahip oldular. Çoğu Burdur, Antalya, Isparta ve Denizli bölgelerinde konuşlanmış durumda. Hem işlenmediği için katma değeri olmadan elimizden çıkıyor mermerler, hem de içi boşaltılan mermer ocakları hiçbir ağaçlandırma yapılmadan rezil halde terk ediliyor. Üstelik blok mermeri satıp 10 misli bedel ödeyerek işlenmiş mermer ithal ediyoruz. Oysa işlenmiş mermer ihracatı cari açığın düşürülmesi için de önemli bir fırsat.
Mermer konusu Türkiye’nin kendi kaynaklarını nasıl doğru yönetemediğini gözler önüne seren örneklerden sadece biri. Tarım ve hayvancılık aynı şekilde... Ya da lojistik sektörü... Doğru bir ulaştırma planı ile mal ve ürünlerin hızlı sevkıyatında bugün olduğumuz noktadan çok daha ileride olabiliriz. Ama 12 yıllık AKP iktidarında Türkiye hiçbir uzun vadeli stratejik karar almadı. Pardon! Kentsel dönüşüm, inşaat ve plansız HES’ler dışında. Ve tabii doludizgin özelleştirmeler...
Üretim başıboş piyasa koşullarına terk edildiği için ülkedeki tüm girişimlerin yüzde 99’unu oluşturan, toplam katma değerin yüzde 54’ünü, üretimin yüzde 56’sını, istihdamın yüzde 76’sını, yatırımların yüzde 50’sini ve ihracatın yüzde 60’ını gerçekleştiren, maaş ve ücretlerin yüzde 53’ünü ödeyen KOBİ’ler, sıkıntılı bir dönem yaşıyor. Bankaya borcunu vadesinde ödeyemediği için icra takibine düşen KOBİ sayısı 210 bin 203’e ulaştı, takipteki borç miktarı 10 milyar liraya yaklaştı.
Çin’e geri dönersek... Küresel dünyaya her boyutuyla açılan bir ülke; üniversiteleri, bilimi, girişimciliği, kültürü, sporu ve sanatı ile... Türkiye ise kendi dar siyaseti içinde kapandıkça kapanıyor. Yeni Türkiye’yi 12 yıldan beri şekillendirmeye çalışan zihniyetin bedelini daha ödemeye bile başlamadık...
Mermeri Çinliye Kaptırınca...
Yazarın Son Yazıları
Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
Yılın son günü.
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün
Siz gidene kadar...
Deprem ensemizde: 40 milyar A dolarlık sessizlik
Yüzde 3.5 kuralı: Değişim kaç kişiyle başlar?
Tarife savaşının şifreleri
Uyanış...
Yeni bir siyaset... Ama nasıl?