Eğitimde ‘Dindar-Kindar’ Yetiştirme Seferberliği...

20 Eylül 2014 Cumartesi

Suriye sınırında can pazarı sesleri, görüntüleri... İlk aşamada kapıya dayanmış kadın-çocuk ağırlıklı 5 bin kişinin girişi... Uzun saatler güneşte kalmış çocukların suya saldırışları, kimi kadınların yorgunluktan yere düşüşleri... Bir yandan da arkalarında kalan köylerinden gelen çatışma seslerine, patlamalara kaygıyla kulakların dikilmesi... Sınır dışında tampon bölge kararlılığı ilan edilmişken, can güvenliği çaresizliğinde 24 saat geçmeden açılmak zorunda kalınan sınırdan girenlerin yüz bini bulabileceği öngörüsü... Saat geçmeden piyasalarda dolar, altın, enerji fiyatlarının patlaması... Yakıcı gündem kuşkusuz IŞİD ekseninde Irak-Suriye’deki çatışmalar üzerinden dünya çapında yaşanan en sıcak gelişmeler... Türkiye’nin, İktidarlarının izlediği tüm politikalarda iki arada sıkışıp kalmasının yeni hallerinin vahim boyutları... Sınır güvenliğine ilişkin alınmaya çalışılan tüm kararların, yaz-boz tahtasını aşan hızda geçersiz, değişmesi...
Ben inatla sınırdaki son gelişmelerden önce seçtiğim gündeme ilişkin atmış bulunduğum yazı başlığını, bugünkü önceliğimi değiştirmeyeceğim... Çünkü İktidarları, eski Başbakan, günümüz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “dindar ve kindar” gençlik olarak ilan etmiş olduğu eğitim politikalarından, bu amaca yönelik ilan etmiş bulundukları Milli Eğitim Bakanlığı eğitim seferberliğinde geri adım, duraksama şöyle dursun, atak icraatlarını, fırsat bu fırsat, yeni ders yılı icraatlarını uygulamalarının her alanında tam kadro uygulama yarışı içindeler...
Sorunlar yumağında kimselerin örgütlü, güçlü, moral değerleri ağır basacak hak arayışı içinde olamamasını, öğrenci ailelerinin çaresizliğini fırsata çevirmiş “Ne yaparsak yanımıza kâr kalır anlayışı içinde” bildiklerini okuyorlar... Milli Eğitim Bakanlığı olup bitenleri kaygı ile izleyenleri aptal yerine koyuyor. Sözde öğrencilerin yerleştirilmelerinde yüzde doksanları aşan ailelerin istemleri gerçekleştirilmiş... Hani başka dinden, mezhepten ailelerin çocukları, yaşadıkları kentler dışındaki kimi okullara bilgisayar oyunu olarak yerleştirilmişlerdi ya... Sonra onlardan ek başvurularla uygun okul seçmeleri istenmişti ya... Güya bu son başvurularına göre okullara yerleştirilmişler...
Bir okul ya da sıra bulunmuş çocukların hangi koşullarda eğitim yapmak zorunda olduklarının gerçeği saklanıyor... Yılların öğrenci ailelerinin parasal katkıları, bağışlarla da desteklenmiş en donanımlı okulların en avantajlı, az öğrencili, bol araçlı, donanımlı sınıfları, ayrıcalıklı olarak imam hatiplere verilmiş. Öğrenci birikimi ile bağlantılı en elverişsiz koşullarda, kalabalık, donanımsız sınıflara, yetersiz öğretmen kadroları ile kalan çoğunluk sıkıştırılmış...

***

Baştan imam hatiplere yönlendirme, kayırmacılık yetmemiş... İmam hatip yapılmış en olanaklı okullara eğitim kalitesini dibe vurduracak koşullarda diğer öğrencilerin sıkıştırılmış olmaları olgusu ile ayrımcılık az gelmiş... Baştan imam hatiplere tahsis edilememiş normal okullarda da ne yapıp edilip, formüller yaratılarak, imam hatip öğrencileri için sınıflar açılmış. Hesap, başka din ve Sünni mezhepten ya da koyu dindar olmayan ailelerin çocuklarının da etki alanına alınmaları... Aynı okul içinde anayasal hak olan eğitim birliği ilkelerine göre eğitimin yürütüldüğü okullarda da, imam yetiştiren sınıflar açılarak bu öğrencilere verilecek hizmetler adına, okullar içindeki yaşamın kökten değiştirilmesi...
Öğrendiğiniz üzere Bakanlık talimatı ile bütün okullarda namaz kılınacak mescitlerin en üst katlar, en havadar, iyi koşullarda mekânlarda olması öngörülmüş... Dershane derdi olan okullarda çoğunluk çocuklara en elverişsiz koşullarda sıkışık, kalabalık alt sınıflar kalmış. Aptes, beş vakit namaz, türban.. derken, ilköğretimden, kimilerinde anaokullarından başlanarak tüm çocuklar için aynı ortamda yaşam koşulları dayatılmış... Namaza gitmeyenler, seçmeli din dersi almayanlar, türban takmayanlar gözlere sokulacak, “dindar-kindar” genç olarak yetiştirilme koşulları beslenecek... Bir satır arası daha; beden, müzik, sanatın bütün alanları, felsefe, bilişim-teknik donanımlı eğitim, kızlı-erkekli sportif çalışmalar, satranç, yüzme.. için ne salon, ne çalışma koşulları, araç-gereç, ne de öğretmen donanımı olacak... Bol bol seçmeli din eğitimi kadrosu, donanımıyla baskı, yönlendirmeler katlanacak.
AİHM’nin zorunlu din dersini suç sayan kararının nasıl çarpıtıldığına bir bakın hele... Başbakan Davutoğlu uymak zorunda kalacakları kararı eleştiriken, akıl dışı bir çarpıtma ile “İnsan haklarının geçerli olduğu demokrasilerde din ve ahlak dersleri var..” diyor. Diyanet İşleri Başkanı bile Başbakan’ın çarpıtmasını düzeltme gereğini duyarak AİHM’nin bilgi yanılsaması içinde olduğunu söylemeye çalışıyor. Demokrasilerde başka dinler, mezheplerden çocuklar, dinsizler için genel kültür ve insan hakkı olarak dinler tarihi ve kültürünün öğretilmesinin, inanç baskısı, yasağı olamayacağını savunuyor... Zaten İktidarlarını zora sokan AİHM kararı tam da bunu söylüyor. Bir dinin bir mezhebi üzerinden zorunlu din eğitimi verilmesinin yasak, inanç özgürlüğüne aykırı suç olduğunun altını çiziyor... 


Yazarın Son Yazıları

Öğretmen öğretir 24 Kasım 2020
Deprem.. 31 Ekim 2020