Devlet aklı ve ölüm orucu
Tayfun Atay
Son Köşe Yazıları

Devlet aklı ve ölüm orucu

30.06.2017 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Solun Yüzyıllık Öyküsü”nü anlattığı “Popüler Türkiye Solu Sözlüğü” adlı kitabında İnönü Alpat, “Açlık grevi” maddesinde, bunun cezaevlerine özgü bir eylem biçimi olduğunu belirtir. Hatta der ki Türkiye’nin cezaevleri tarihi aynı zamanda açlık grevlerinin tarihidir.
Bu tarihin miladı da yine Alpat’ın kaydettiklerine bakılırsa “12 Eylül” (1980) sayılabilir. O dönemde Metris ve Mamak başta olmak üzere askeri cezaevlerinde hak talebi için ya da ülkedeki siyasal gelişmelere müdahil olma hedefiyle açlık grevleri gerçekleştirilmiştir.
1980-1995 yılları arasında cezaevlerinde gerçekleştirilen açlık grevlerinde 26 kişi canından olmuş. Tabii açlık grevi, herhangi bir sonuç alınamadığı, siyasi otoriteye “hitap edemediği” durumda ölüm orucu şeklini alıyor.
Fakat açlık grevi, cezaevleri ve solsosyalist mahkûmiyet denince bu memlekette asıl akla gelen olay, 2000 yılında F-Tipi cezaevi uygulamasına karşı başlatılan ve ölüm oruçlarına dönüşen eylemlerdir. Bir yılı aşkın sürmüş ve 97 insanın hayatını kaybettiği “Hayata Dönüş” operasyonu ile noktalanmıştır!..
Sonrasında da cezaevlerinde bu eylemler devam etti. Açlık grevi/ölüm oruçlarına gidenlerin örgütsel künyesine baktığımızda elbette belirginleşen başlıklar var: DHKP/C, TKP (ML), TKEP/L, TKİP, MLKP gibi... Bir de bunlara eklenebilecek TAYAD, yani “Tutuklu ve Hükümlü Aileleleri İle Dayanışma Derneği” üyesi olan ve cezaevlerindeki yakınlarının eylemine destek amacıyla “dışarıda” ölüm orucuna başlayıp hayatını kaybedenler söz konusu.

***

Türkiye’de “ölüm orucu” dendiğinde karşımıza böyle çıkan tablo, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın artık göz göre göre trajik bir “son”a yaklaştıkları açlık grevine “resmi” refleksi de;
Bu refleksin insanlık adına bu eyleme kulak verilmesi çağrısında bulunan toplum kesimlerine sergilediği tavrı da açıklamaya imkân veriyor.
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, bir örgüt adına bu eyleme başlamadılar. Yukarıda özetlediğimiz üzere, cezaevlerinde propaganda yapma veya birtakım uygulamaları protesto etme yolunda böyle bir eyleme yönelenler zaten örgütsel aidiyetlerini hiç sakınmaksızın dışa vuruyorlar.
Gülmen ve Özakça, OHAL sürecinde KHK ile işten atılan iki eğitimci olarak, işlerine geri dönme talebiyle gittiler açlık grevine..
Gel gelelim “devlet aklı”, belli ki açlık grevi dendiğinde “yasadışı sol örgüt”, “terör” ve “cezaevi” yankısına yatkın olduğu için, bambaşka bir bağlamda ve “sokakta” kendisini gösteren, kamuoyunda da ses getirmeye başlayan eylemi, kendi yerleşik algısına uyarlı mecrada “cezaevi”ne çekmeyi tercih etti!..

***

Nuriye ve Semih, yıllarca bu ülkenin resmi eğitim kurumlarında çalışmış iki eğitimci aidiyetiyle karşımıza çıktılar.
Onca yıllık meslek yaşamları boyunca haklarında örgüt üyeliği ya da sempatizanlığı iddiasıyla açılmış bir soruşturma, tutuklama, dava var mı, yok.
Ne zaman ki KHK ile işten atılıp kendileriyle birlikte on binlerce eğitimcinin mağduriyetlerine dikkat çekmek üzere açlık grevine başladılar, devlet, onları anlama yerine suçlama yolunda “ölüm orucu” denince aklına ne geliyorsa ona göre bir izlek oluşturdu.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tam da bu izlek doğrultusunda Nuriye ve Semih için devlete belki de “son” kez seslenip uyarıda bulunmaya çalışan 111 imzacıyı tehdit etti. “DHKP/C terör örgütünün talimatlarına eksiksiz uyan, bu örgütün mensupları için gerçekleri saptırarak ilan verenler” olmakla itham etti onları.
Neyin altına imza attığınızın farkında mısınız” diye de sordu.

***

115 gündür açlık greviyle ölmeye yatmış iki insanın canı için;
İnsanlık onurumuz ve namusumuz için;
Ama en önemlisi demokratik hukuk devleti olmanın gereğini size hatırlatmak için imza attık!..
Peki, siz nasıl bir tweet attığınızın farkında mısınız?
Onlar insan değil, terörist, bırakalım ölsünler” mi yani?..
Öyle mi?!  

Yazarın Son Yazıları

Kalacak bir türkü söyler gideriz

Kalacak bir türkü söyler gideriz

Devamını Oku
10.09.2018
Kovboylar yetmez, kotu da yasaklayın!

Kovboylar yetmez, kotu da yasaklayın!

Devamını Oku
05.09.2018
Betona tapanların mabedi yapıldı

Betona tapanların mabedi yapıldı

Devamını Oku
03.09.2018
Bir insanlık ibadeti: Cumartesi Anneleri

Bir insanlık ibadeti: Cumartesi Anneleri

Devamını Oku
20.08.2018
‘Eşkıya’nın namusu Deniz’den soruldu!

‘Eşkıya’nın namusu Deniz’den soruldu!

Devamını Oku
15.08.2018
Doların da Allah’ı var!

Doların da Allah’ı var!

Devamını Oku
13.08.2018
‘Üniversite pazarı’nın düşündürdükleri

‘Üniversite pazarı’nın düşündürdükleri

Devamını Oku
08.08.2018
Üniversite pazarı

Üniversite pazarı

Devamını Oku
06.08.2018
Diyanet, sayende gidiyor din elden, dikkat et!

Diyanet, sayende gidiyor din elden, dikkat et!

Devamını Oku
01.08.2018
‘Topluma karşı devlet’ ve polisi

‘Topluma karşı devlet’ ve polisi

Devamını Oku
30.07.2018
‘En doğru, en hakiki tarikat’ hangisi?

‘En doğru, en hakiki tarikat’ hangisi?

Devamını Oku
25.07.2018
Bikinili Müslümanlık, tesettürlü münafıklık

Bikinili Müslümanlık, tesettürlü münafıklık

Devamını Oku
23.07.2018
Meşihat makamı

Meşihat makamı

Devamını Oku
18.07.2018
‘Adnan Hoca’ya da ne istediyse verdiler!

‘Adnan Hoca’ya da ne istediyse verdiler!

Devamını Oku
16.07.2018
Ters köşe (10.07.2018)

‘Cülus töreni’

Devamını Oku
10.07.2018
Düzyatan Gazi’nin ABD seferi

Düzyatan Gazi’nin ABD seferi

Devamını Oku
08.07.2018
Matbaa kapitalizmi ya da ‘Gutenberg Galaksisi’nin sonu

Matbaa kapitalizmi ya da ‘Gutenberg Galaksisi’nin sonu

Devamını Oku
04.07.2018
Şehit cenazesinde ‘protokol’ olur mu?

Şehit cenazesinde ‘protokol’ olur mu?

Devamını Oku
02.07.2018
‘Yüzde yedi’yi kim yedi?

‘Yüzde yedi’yi kim yedi?

Devamını Oku
26.06.2018
Bitmiş iktidarın uzun ölümü sürüyor

Bitmiş iktidarın uzun ölümü sürüyor

Devamını Oku
25.06.2018
‘Yüzde yedi'yi kim yedi?

‘Yüzde yedi'yi kim yedi?

Devamını Oku
25.06.2018
‘Antroposen’, ama umudu kesme Doğa’dan!

‘Antroposen’, ama umudu kesme Doğa’dan!

Devamını Oku
11.06.2018
Uçtuğunu zanneden şeyh: Aziz Yıldırım

Uçtuğunu zanneden şeyh: Aziz Yıldırım

Devamını Oku
06.06.2018
Kıyametin jeolojik adı: ‘Antroposen’

Kıyametin jeolojik adı: ‘Antroposen’

Devamını Oku
04.06.2018
Başkanın değil babanın Ali’sisin Ali Koç!

Başkanın değil babanın Ali’sisin Ali Koç!

Devamını Oku
30.05.2018
Markalaşıp ‘makara’laşan tarikatlar

Markalaşıp ‘makara’laşan tarikatlar

Devamını Oku
28.05.2018
İmam-hatipten kaçanlar Galatasaray kuyruğunda

İmam-hatipten kaçanlar Galatasaray kuyruğunda

Devamını Oku
23.05.2018
‘Allah ruhumu diğer bedene koymuş Hocam!’

‘Allah ruhumu diğer bedene koymuş Hocam!’

Devamını Oku
21.05.2018
Eğlenceli ciddiyet: İnce

Muharrem İnce’nin mevcut iktidar ağzı karşısında en büyük avantajı, yerli ve milli “mizah duyusu”na sahip olması. Sanki Erdoğan, hiç beklemediği bir “lügat”le karşı karşıya kalmış gibi geliyor bana. Öyle hissediyorum.

Devamını Oku
17.05.2018
İnanç borsası nefslere açılırken…

İnanç borsası nefslere açılırken…

Devamını Oku
16.05.2018
‘Rabia gösterdikçe adalet görünmez oldu’

‘Rabia gösterdikçe adalet görünmez oldu’

Devamını Oku
13.05.2018
‘Afrin Türküsü’nde kim başrolde?

‘Afrin Türküsü’nde kim başrolde?

Devamını Oku
09.05.2018
Eşeğe kurban olun!

Eşeğe kurban olun!

Devamını Oku
07.05.2018
Fenerbahçe ‘Türk takımı’ mı?

Fenerbahçe ‘Türk takımı’ mı?

Devamını Oku
02.05.2018
Hitler’i anıyoruz (!)

Hitler’i anıyoruz (!)

Devamını Oku
30.04.2018
Biz tarihin yüzüne bu fotoğrafla bakacağız

Eve dönüş yolunda...

Devamını Oku
25.04.2018
‘Çocukluğun ilanı’dır 23 Nisan!

‘Çocukluğun ilanı’dır 23 Nisan!

Devamını Oku
23.04.2018
Geçmişimizdeki yarın: Köy Enstitüleri

Geçmişimizdeki yarın: Köy Enstitüleri

Devamını Oku
18.04.2018
ABD ‘simülasyon’a dönüşürken…

ABD ‘simülasyon’a dönüşürken…

Devamını Oku
16.04.2018
Dört duvar arasında havadır sudur kâğıt kokusu!

Dört duvar arasında havadır sudur kâğıt kokusu!

Devamını Oku
11.04.2018