“Özgürlük nedir?” diye sorup biraz da felsefeden yola çıkalım mı?
Gerçi bunun toplumumuzda yaygın bir alışkanlık olduğu söylenemez.
Yüzyıllardır “düşünme alışkanlığı”ndan bile uzak tutulmuş bir toplumda felsefeden yola çıkmak diye bir alışkanlık, kök salamaz. Dahası, herhangi bir duruma çözüm aranması kaçınılmaz hale geldiğinde, daha açıkçası, bir tren artık kaçmak üzere olduğunda “felsefeden yola çıkmak”, bizim iklimlerimizde çoğu kez boşa zaman harcamak bile sayılabilir ve o zaman bu işe kalkışanların, yani felsefeden yola çıkmak isteyenlerin suratına birilerinin şu uyarısı bir tokat gibi inebilir: “Şimdi felsefe yapmayı bırak! Böyle şeylerle zaman yitirmenin sırası değil!”
Peki, böyle bir uyarı doğrultusunda düşünecek olursak eğer, ya neyin sırasıdır?
Düşünmekle zaman yitirmeksizin tartışmanınveya eyleme geçmenin sırasıdır. Öyle de yapılır. Çoktandır üzerinde düşünülmüş olması gereken, hiç düşünülmeden, sanki düşünülmüş de düşünsel düzeyde somut olasılıklara varılmış gibi tartışma masasına yatırılır. Ardından, günün birinde o masadan kalkıldığında, toplananlar uzun süre tartışmış olmanın mutluluğuyla sarhoş, eylemin yolunu tutarlar.
Arkalarına hiç bakmaksızın.
Oysa bir kez, yalnızca bir kez baksalar, “sorun” diye adlandırmış olduklarının masada olduğu gibi kaldığını göreceklerdir. Durum, cenaze namazının ardından ölüyü yanınaalmadan camiden çıkmak gibidir. Ölü musalla taşında öylece unutulmuşken cemaat çoktan mezarlığın yolunu tutmuştur.
Osmanlı’nın neredeyse yedi yüz yılı boyunca, ardından da şimdilerde “sağ”ın ve soldaki “entelektüel” kesimin büyük çoğunluğunun artık “son bulduğuna” hükmettikleri Mustafa Kemal Cumhuriyetinin “bitişinden(!)” sonra, bu topraklarda özgürlük, hep böyle ele alınan bir konu oldu.
Dikkat ettiyseniz, özgürlük için “konu” dedim, sorun sözcüğünü kullanmadım. Bilerek. Çünkü bir konunun bir soruna dönüşmesi, ancak o konu etrafında doğru soruların kümelenmesiyle gerçekleşir. Başka deyişle, sorun, yalnızca “sorun var” demekle varlık kazanmaz. Çünkü ancak artık ciddi biçimde sorgulanmasının bir ihtiyaç olarak algılandığı konular ve durumlar birer sorun niteliğiyle gündeme gelmiş demektir.
Oysa özgürlük bakımından bizde böyle olmadı.
Başka deyişle, bizim bir özgürlük sorunumuz,gerçekte hiçbir zaman olmadı. Özgürlüğü bir sorun edinenlere de hiçbir zaman yaşama hakkı tanınmadı. “Tam bağımsız Türkiye!” diye haykıran Deniz Gezmiş, devrimci yoldaşları Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la birlikte TBMM kararı ile 1972 Mayıs’ında ölüme gönderilirken onların idam kararları için Meclis’te parmak kaldıranlar adına yıllar sonra “Özgürlük ve Demokrasi” külliyeleri kuruldu.
Onları ölüme gönderen Meclis’ten ise bir darbe anayasasını darbe anayasası olduğu için bütünüyle yürürlükten kaldıran bir yasa ise hiçbir zaman çıkmadı.
Hayır. Bizim bir özgürlük sorunumuz hiç olmadı.
Çünkü, “Özgürlük nedir?” sorusu, bizde hiçbir zaman ciddi olarak sorulmadı!
Özgürlük Üzerine Sorular...
Yazarın Son Yazıları
Papa Francis’in yeni misyonu…
‘ne garip federico adında olmak…’
‘Sessiz savaşçı’lığın gürültülü yollarında…
Kültürde ‘geri kalan’ kavramı üzerine (2)
Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine (1)
Sermet Yeşil’den barış çağrıları…
‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında bir sahaf turu …
Bir tiyatro açmak…
Tiyatron, düşleyebildiğin kadardır…
‘Acil’de sabah saatleri…
‘Belki biraz sevgi verebilirsin …’
Müjdat Gezen’in yaktığı göz ışıkları...
Kirletilmemiş bir zaman parçası aramak…
Kediler tekin değildir…
Onat Kutlar’ın düşündürdükleri...
Engin Cezzar da yok artık!
Çevirmenin yalnızlığı…
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘küresel finans oligarşisi’ (2)
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (1)
Ressam Sadi Bey’in Son Tablosu…
Bir aydın: Bertan Onaran
İçimden yine tarih yazmak geldi de…
‘Ben’in sorumluluğu (2)
‘Ben’in sorumluluğu -1
Bendeki Fidel Castro…
Ataol’un çocukları...
Cumhuriyetin çizgileri…
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ C yanılsaması (2)
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ yanılsaması…
‘Hiç kimsenin kenti’nde yaşamak…
Akademisyenlik üzerine bir tartışma...
Göçmüş bir kültürün simgesi: Giovanni Scognamillo
‘Fırıldaklar Festivali’ne hoş geldiniz!
Deneme üzerine birkaç not…
Evet, Tarık Akan da Türkiye’dir…
Gündüz Vassaf’tan yarına atıflar...
‘Paylaşılmış yalnızlık’lara sığınmak…
Bir kez daha: Anayasa kültürü…
Sorun ‘Avrupalılık’ değil, uygar olmak...
Biz nasıl bu kadar cahil kalabildik?