‘Folia’-Doğa ve biz

‘Folia’-Doğa ve biz

15.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

“Folia” Latince, tarih boyunca akılla delilik arasındaki o ince çizgide dolaşmış bir kavram. Ortak delilik. Bulaşıcı hal. Toplumsal bir taşkınlık, aşırılık...

“Folia” aynı zamanda yaprak demek. Bitkilerin en kırılgan, en canlı, en çoğalan parçası. Yani doğayla, botanikle ilgili bir kavram.

Bu iki kavram arasında dolaşan ve aynı adı taşıyan sergi, Bağlarbaşı’ndaki Abdülmecid Efendi Köşkü’nde bir süreden beri, geniş izleyici kitleleriyle dolup taşmakta. Ben gecikmeli olarak gidip görebildim. Gördüm ve çılgına döndüm! Muhteşem! Olağanüstü!

Image

“Güllük Gülistanlık”, Mehtap Baydu

BÜYÜLÜ BAHÇE

Küratörlüğünü Selen Ansen ile Eda Berkmen’in yaptığı, bu sergi fikri Ömer Koç’tan geliyor. “Büyülü bir bahçe neden olmasın?” Zaten serginin birçok eseri onun koleksiyonundan. Ama ayrıca çok geniş yelpazeye, 19. yüzyıldan günümüze yayılmış, dünya ve yerli sanatçılarının hem daha önce yapılmış, çeşitli koleksiyonlardan ödünç alınmış hem de salt burası, bu sergi için üretilmiş eserleri var.

Öncelikle belirtmem gereken nokta şu: Abdülmecid Efendi Köşkü ve bahçesi bence zaten büyülü bir mekân. Restorasyonu, bahçesi, konumuyla mükemmel ve sergi köşkün tarihi ve mimarisiyle bütünleşiyor.

Serginin içerisi-dışları akışkanlığı, seçimlerin dengelenmesi, kimi eserlerin odadan odaya, bir kattan diğerine, içeriden dışarıya taşması, kimi eserin yapının özellikleriyle kaynaştırılması, eserlerin birçoğunun birbiriyle “konuşması”... Bunlar çarpıcı.

Ve bir bölümden ötekine, bir odadan diğerine geçerken, her köşeyi dönerken, farklı malzemeler ve mecralar arasında, farklı kültürler arasında, hayallerle geçekler arasında, yeryüzüyle gökyüzü arasında, en bildik en aşina olduğumuzla en bilinmedik, en tuhaf arasında dolaşmamız... En çok, en çok da şaşırmamız. Yaratıcılığın sonsuzluğuna bir kez daha inanmanız.

Image

“Rosa”, Fatoş Irwen

YARATICILIĞIN SONSUZLUĞU

Farkındasınız herhalde, sanatçı adı vermemeye, çoğu meslektaşım gibi eserleri “tarif etmemeye” çalışıyorum. Çünkü bu sergi bir bütün. Bu bütünlük doğayla benim, doğayla bizim ilişkimize odaklanıyor.

Belki de serginin en güçlü yanı burada: Aklın inceldiği yerle, doğanın yaralandığı yerin aynı noktada buluşması.

Yaprak, çiçek, ağaç... Nefes alan. Ama en çabuk koparılan. İnsan aklı da öyle değil mi? Baskı altında kıvrılan, fazla rüzgârda yırtılan ama yine de çoğalmaktan vazgeçmeyen.

Sergi boyunca botanik imgelerle karşılaşırken şunu düşünmeden edemiyorum: Doğayı tahrip eden zihniyetle, aklı ve vicdanı tahrip eden zihniyet aynı kökten beslenmiyor mu?

Folia, hep, “ortak delilik” olarak tanımlanmış. Ama doğaya baktığımızda bugün yaşadıklarımız da bir kolektif delilik değil mi? Ormanları kesip, betonu çoğaltıp sonra “Neden nefes alamıyoruz?” diye sormak...

Öyleyse neden şaşıralım ki çocuk tabutlarının, (Polly Morgan) yavru kuşların tabutuna dönüşmesine; çocukluktaki pembe elbisemizin dikenlerle kaplanmasına ya da Zaman Hasadı’nda (Fatoş İrwen) pamukların kapkaraya dönüşmesine; “Bana bunu yapma” dediğimizde (Sena) içimizdeki yılanlarla boğuşmamıza; “Canlı Taklit” buketlerle (Ahu Akgün) avunmamıza ya da “Günlük Gülistanlık”ta porselen çiçeklere (Mehtap Baydu) kanmamıza?

Zaten gördüklerime değil, yaratıcılığın sonsuzluğuna şaşırıyorum sergi boyunca.

Her eser kâh bir metafor kâh bir uyarı kâh bir sorgulama. Şimdi bulutların üzerinde uçuyorum derken ardından kayıplarımıza ağıt yakıyorum, içim acıyor.

Sergi bize şunları soruyor: Doğaya yapılan şiddetle insana yapılan şiddet farklı mı? Doğayla bağını koparmış bir uygarlığın hangi aşamasındayız? Kuruyan topraklar, kirlenen sular, zehirlenen hava mı yoksa kırılan akıl, yorulan vicdan, normalleştirilen şiddet mi?

Sergi, doğayı kaybederken aklımızı da nasıl yitirdiğimizi hatırlatıyor.

Neyse ki hâlâ sorabiliyoruz. Hâlâ rahatsız olabiliyoruz. Hâlâ durup bakabiliyorsak, hâlâ doğanın ve sanatçıların dilini duyabiliyorsak... Demek ki her şey bitmiş değil. Ve belki de asıl umut burada.

Sergiye katılan, katkıda bulunan herkesi kutlarım. 1 Mart’a dek sürüyor sakın kaçırmayın.

Serginin muhteşem bir de kitap katalogu var. O da ayrıca bir değer...

İlgili Konular: #sergi #Sanat

Yazarın Son Yazıları

Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025