Buzu sobanın üstüne bırakıyor, erimesini izliyorsun.
Bir iki değil. Dünya listelerinde Türkiye’deki üniversiteler hep geriliyor. Bu yokuş aşağı gidiş tesadüf olabilir mi?
Önümde, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde yaşananları anlatan ve cevap verebilecek bir dosya duruyor. Geçmişini haberlerde gördünüz. Ama sonu ilginç!
Şöyle anlatayım...
Her şey, 2018 yılının aralık ayında, Anadolu Üniversitesi’ne Ertan Çomaklı’nın rektör olarak atanmasıyla başladı. Hemen hemen aynı tarihlerde, üniversitenin hukuk fakültesine Prof. Dr. Hüseyin Özcan ve Dr. Öğr. Üyesi Ferhat Uslu başka üniversitelerden getirildi. 2019 yılının şubat ayında, Özcan, hukuk fakültesi dekan vekili, Uslu ise dekan yardımcısı olarak görevlendirildi. Üniversitede “güvenlik” adı altında bambaşka bir rüzgâr esmeye başladı. “Üniversiteye format atacağız”, “Elimizde atılacaklar listesi var”, “Herkes ayağını denk alsın” lafları havada uçuştu. İlk hedef, okulda solcu olduğu düşünülen hocalardı.
OLMAYAN ÖRGÜTE ÜYELİK
Aynı yılın ağustos-eylül aylarında, hukuk fakültesindeki hocalar hakkında soruşturmalar başladı. Soruşturmacı olarak Doç. Dr. Mesut Aygün atanmıştı.
Soruşturmada, hocanın ifadesinin alınacağı gün, üniversitenin koruma müdürlüğüne yazılan, Mesut Aygün imzalı yazı önümde:
“PKK/KCK/YPG/PYD ile DHKPC terör örgütleri işbirlikçisi veya üyesi şüphelisi B.I’nın savunması alınacaktır. (...) Mekânın kapısında bekleyecek, yakın koruma becerisi ve tecrübesi olan, teçhizatlı 1 özel güvenlik personelinin görevlendirilmesi, mekânın yaklaşık 200 metre yakınında 30 kişilik acil müdahale timi görevlendirilmesi ve kolluk kuvvetleriyle koordine edilmesi...”
Bir kişi bu kadar terör örgütüne nasıl aynı anda üye olabilir? Hakkında bir mahkeme kararı olmadan üniversitenin hocası nasıl terörist ilan edilir? Burası nasıl hukuk fakültesi? Bu soruları kimse sormadı tabii...
Okulun 4 hocası ile yolları ayrıldı. Kararın gerekçesi ancak karara karşı açılan davalar sırasında anlaşıldı. Soruşturmacı Mesut Aygün, hukuk fakültesinde Masonik-FETÖ’cü-Marksist cephe diye gizli bir örgüt olduğunu, hocaların ise kilit figürler olduğunu söylüyordu. Ne Türkiye’de ne de dünya tarihinde böyle “renkli” bir örgüt vardı.
HUKUKÇU YERİNE İLAHİYATÇI
Başkaları hakkında da soruşturmalar, atılmalar devam etti.
Gerekçeler aynı tuhaflıktaydı: “... Kendisine atanan tez danışmanını beğenmeyip sürekli olarak değişiklik talep ettiği, bu bitmez tükenmez talepleri karşısında kamu kurumlarında kaos yarattığı...”
Üniversitenin havası günden güne değişti. Örnek olsun, atılanlardan M.B.A. hukuk felsefesi dersi veriyordu. Yerine bir ilahiyatçı getirildi. Tepkiler de yükseldikçe yükseldi. Barolar açıklama yaptı. Yönetime gelip operasyon yapan hocaların geçmişteki FETÖ ilişkilerinden haklarındaki yolsuzluk davalarına kadar çeşitli skandalları haber olmaya başladı. Çomaklı, Özcan ve Uslu istifa edip görevlerini bıraktı.
“Saçma sapan nedenlerle atıldık” diyen hocalar ise hukuk mücadelesine devam etti. Birer birer görevlerine iade edildiler. Ancak bu kadar saçmalığın olduğu yerde çalışacak hevesleri de kalmamıştı. Manifesto gibi açıklamalarla istifa edip başka okullarda işe başladılar.
EŞİNİN İNTİHALİ ÇIKTI
İşte tam bu süreçte...
“Masonik-FETÖ’cü-Marksist cephe” buluşunu yapan, hocaların okuldan uzaklaşmasını sağlayan soruşturmacı Mesut Aygün profesör oldu. Hukuk fakültesine dekan olarak atandı. Eşi Gözde Çağlayan Aygün de aynı fakültede öğretim üyesi olarak çalışıyordu.
“Allah’ın sopası yok” derler ya...
Gözde Çağlayan Aygün’ün 2023 yılında yayımlanan hakemli bir makalesinde intihal yaptığı ortaya çıktı. Makalenin yayımlandığı Batı-Der (Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi), geçen haziran sayısında bunu resmen açıkladı. Dergi, “yayından kaldırma ve geri çekme” başlıklı duyuruyla, Aygün’ün makalesinin daha önce yayımlanmış başka bir makaleden türetildiği, etik ilkelere aykırı olduğu gerekçeleriyle yayından çektiğini ilan etti.
Herkes doğal olarak şunu sordu: Peki şimdi ne olacak?
Zira olay hakkında üniversitenin idari soruşturma başlatması ve durumu da YÖK’e bildirmesi gerekiyordu. YÖK Kanunu’na göre intihalin cezası meslekten çıkarmaktı. Ayrıca üniversitenin sayfasında Aygün’ün ceza almak bir yana doçentliğini aldığı açıkça görülüyordu. Yönetmeliğe göre intihal yapmak doçentliğe de engeldi.
Gelgelelim... Dekanın eşi hakkında böyle bir soruşturma nasıl yapılacaktı?
‘GEREKEN YAPILIR’ DEDİ
Üzerinden neredeyse bir yıl geçen olayla ilgili dekan Mesut Aygün’ü aradım. Kendisinin yönettiği fakültede doçentlik yapan eşinin, intihal olduğu kabul edilen makalesiyle ilgili bir soruşturma olup olmadığını sordum.
Aramızda nahoş bir konuşma geçti. Israrlı sorularım karşısında, eşinin makalesinin intihal olduğunu kabul ettiğini, geri çekilmesine onay verdiğini, YÖK-ÜAK-rektörlüğün durumdan haberdar olduğunu, incelemenin yapıldığını, gerekli görülmesi durumunda soruşturma açılacağını söyledi.
Konuşmamız sırasında eşini o kadar savundu ki “Bu soruşturmada tarafsız olamayacağınız görülüyor, istifa etmeyi düşünüyor musunuz” diye de sordum. “Neden edeyim, düşünmüyorum” yanıtını verdi. Konuşmamız sırasında Aygün’ün “kişilerin akademik itibarı söz konusu”, “İnsanların yıllarını vererek yarattığı itibarını elinden almak doğru değil”, “Kimseyi rencide etmeye hakkınız yok” cümlelerini ibret olsun diye not ettim. Öyle ya dün o itibar nasıl da kolay alaşağı edilmişti!
Konu üzerine YÖK’ü de aradım. YÖK’ün yeni basın müşavirinden yine bir yanıt alamadım.
Özetle böyle...
Okullarda uyduruk gerekçelerle hocaları yıldır! Yerlerine eş dost, akraba doldur! Onların üniversiteye yakışmayacak her türlü hareketini görmezden gel! Sonunda nitelik düşüp üniversite kaybetsin! Okullar niye bu halde sorusunun cevabı belli değil mi?
Üzerine bin hikâye anlattığın su uçup gidiyorsa belki de sen onu izlediğindendir.