İran’da özgürlük arayışı!

İran’da özgürlük arayışı!

15.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İran’da yaşananlar gerçekten korkunç. Canlı yayında maç seyretmiyoruz. Yanan evler, meydanlarda yan yana dizilmiş ceset torbalarında bedenler, silah sesleri, yaralılar, hastaneler, ağlayan anneler... İran halkı ile empati kurmaya mecburuz, hem de en acil şekilde! Hiçbirimizin “Bölge için hangisi daha iyi, Türkiye için ne daha iyi olur” gibi hesaplara girme hakkımız yok. Aynen Gazze halkıyla özdeşleştiğimiz gibi, sürekli şiddet uygulayan yobaz bir rejime karşı savunma hakkını kullanan İran halkını da desteklemeliyiz. Neredeyse 70 yıldır arzuladığı özgürlük ve demokrasi dolu günlere bir türlü kavuşamayan, hayalleri sürekli örselenmiş ama yılmadan mücadeleye devam eden bu halkın yanında yer almalıyız! Ortadoğu’da Türklerle beraber en zengin kültüre sahip İranlılar, cesur ve mert bir halktır. Son üç haftada ortada gezen çelişkili rakamlarla 2500 veya çok daha fazla devrim şehidi verdiler, ama korkusuzca yollarına devam ediyorlar (bazı İranlı iç kaynaklar, 12500 protestocunun öldürüldüğünden söz ediyorlar). Hem de yarım asırdır hiç hak etmedikleri korkunç olaylar, iç ve dış savaşlarla karşı karşıya kalmalarına rağmen!

YOBAZ REJİM NERELERDEN GÜÇ ALARAK GELDİ?

1979’da Ayetullah Humeyni’nin Paris’ten İran’a dönüşüyle gerçekleşen yobaz rejime geçişine ben kesinlikle “devrim” demiyorum. Benim gözümde Fransa 1789, Rusya 1917 ve Türkiye 1923’e yaşananlar birer devrimdir.

İran olayı ise 1979’dan itibaren göçük altında kalmaktan ibarettir. İran halkı o günden itibaren korkunç bedeller ödemiş, ülke Şah’ın baskıcı ve totaliter rejiminden kurtulmak isterken daha büyük bir felakete düşmüş, özellikle kadınlar zorla orta çağa itilmiştir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak deyimi, işte tam olarak budur!

İran halkının şanssızlığı, Humeyni’den önce de Şah rejiminde, 1957’den itibaren monarşinin gizli polisi ünlü SAVAK operasyonlarında binlerce ölü vermek, hapishanelerde esir kalmak, demokrasiyi ulaşamadıkları bir rüya olarak görmektir. Pehlevi hanedanının kurucusu Rıza Şah Pehlevi, 1925-1941 arasında İran’ı yönetmiş, 1934’te Türkiye’yi ziyaret ettikten sonra Atatürk devrimlerinden çok etkilenmiş olsa da bunları ülkesindeki ağır tutucu odaklar nedeniyle yaşama geçirememiştir. Ardından görevini 2. Dünya savaşı sürecinde İngiltere ve Rusya baskısıyla oğluna, henüz 22 yaşında olan Muhammed Rıza Pehlevi’ye devretmiştir. 1951 yılında İran’da Şah’a rağmen başbakan olan Mohammed Musaddık petrol endüstrisini devletleştirerek İngiliz çıkarlarını yerle bir etmiş, AIOC İran-İngiliz petrol şirketine el koymuştur. Batının büyük çıkarlarına çomak sokmanın bedelini üç yıl sonra aleyhine yapılan bir darbeyle ödemiş, Şah’ın da desteklediği MI6 ve CIA çıkışlı bir operasyonla alaşağı edilip ömrünün sonuna kadar ev hapsine alınmıştır. İran, Musaddık ile, monarşiyi İngiltere’de olduğu gibi sembolik olarak bırakıp demokratik bir rejime geçme şansını kaybetmiştir. Oğul Şah Pehlevi, statüsünü korumak için acımasız SAVAK yapısını kullanma yolunu tercih edince, rejimden rahatsız solcular, fakir halk kitleleri, dinciler, milliyetçiler, aydınlar hepsi Şah’a giderek daha çok diş bilemiştir.

Paris’te sürgünde olan dini lider Ayetullah Humeyni, İran’da protestolar arttıkça aranan figür haline gelmiş ve sonunda Pehlevi 16 Ocak 1979’da İran’ı terkederken, kendisi 15 gün sonra 1 Şubat’ta milyonların sevinç gösterileri altında Tahran’a dönmüştür.

Cicim ayları yavaş yavaş yerini bir taktik savaşına bırakmış, mollalar tarafından resmen kullanılan Marsist-Leninist Tudeh Partisi mensupları, adeta son raf tarihlerinin ardından korkunç şekillerde infaz edilmişlerdir. Molla rejimiyle doğal bir ortaklık rüyası gören bu “saf sosyalistler”, vinçlerle asılırken şeriatçılarla ne anlaşma ne de pazarlık yapılamayacağını geç de olsa son anlarında öğrenerek bu dünyaya veda etmişlerdir.

HİÇBİR GÜN HUZUR YÜZÜ GÖRMEYEN İRAN HALKI…

1980-1988 arasında kendi “sözde devrim ortakları” olan komünistleri, gücü ellerine geçirdikten sonra on binlerle yok etmeyi seçen mollalar, bununla da yetinmedi. Irak’ın başlattığı savaşı 1982’de bitirebilecekken tam 8 yıl sürecek şekilde uzatma yolunu tercih etti. Her iki tarafta 1 milyon ölüye ve ekonomik sosyal yıkıma neden olan bu savaş, uygarlık değerlerinden uzaklaşmanın, inatlaşmanın veya devrim ihracı ısrarının ağır bedeli olarak tarihe kaydedildi. Bu savaş 38 yıl önce bitmiş olsa da, İran halkı hiçbir zaman huzur yüzü görmedi. Ülkenin geçmişinde bir Atatürk olmadığı için barış, demokrasi, huzur, medeniyet hep uzak kavramlar olarak görüldü. Uygar bir yaşam arzulayan İranlı kadınların, tatil için Türkiye’ye gelirken uçakların tualet kabininde çağdaş kılıklara büründükleri bilinir. Son 30 yılda İranlı kadınlar, birkaç tel saçlarının bile kendilerine kırbaç, hapis, para cezası ve her türlü şeriat yasası baskısı olarak dönmesine aldırış etmeden özgürlük ve çağdaşlık arayışlarına devam ettiler.

2022’de Mahsa Amini’nin yine sözde başörtüsünü “doğru takmadığı” için başlayan esareti ve cezaevinde dövülerek öldürülmesiyle başlayan olaylar, zaten korkunç gerilim hatları üzerinde yaşayan ülkeyi birden patlama noktasına taşıdı. İran o günden bu yana kendi normları dahilinde bile bir normalleşme yüzü göremedi. Molla rejimine karşı sabrının son kırıntılarını da harcamış ve iki-üç kuşağını bu uğurda yok etmiş olan halk kitleleri, artık geri dönüşü olmayan bir direniş ve başkaldırma yoluna girdi.

PEKİ ŞİMDİ NELER OLABİLİR?

Şimdi İran halkının ve ülkenin önünde duran alternatiflere hızla bir göz atmamız lazım. Amerika’da oturan 65 yaşındaki üçüncü kuşak monarşi temsilcisi Rıza Pehlevi, bugünlerde sık sık televizyonlarda ülkesindeki muhalif protestoculara seslenen potansiyel bir lider gibi davranıyor. Her ne kadar rolünü “demokrasiye geçiş sürecinde önderlik yapmak ve halkın bu molla rejiminden kurtulmasına yardım etmek” olarak tanımlasa da, Şah rejimlerinin geçmişteki sert, baskıcı hatta işkenceci kimlikleri, ismi etrafında tereddütler ve itirazlar yükselmesine neden oluyor. Ama şu gerçeği unutmayalım ki, birçok lider vasıflı İranlı ya öldürüldü ya da hapiste… Şu anda İran’da görünen potansiyel bir farklı lider olmasa da hareket kendi liderini içinden, sokaktan çıkarır belki, kim bilir? Bütün bunlara karar vermesi gereken, yalnız İranlıların kendileridir.

ULUSLARARASI ÇELİŞKİLERİ SORGULAMA ZAMANI DEĞİL

Bu arada, uluslararası siyasi dengeler açısından bakacak olursak, konu daha da karmaşık hale geliyor. Dünyada sicilleri bozuk ülkeler de dahil olmak üzere birçok ülke, İran’daki molla rejiminin bir an önce düşmesini gerektiğini yüksek sesle dile getiriyor. Dünyada ve özellikle Türkiye’de, birçok solcu ve insan haklarına duyarlı siyasiler ve aktivistler bazen ana tabloyu gözden kaçırıyorlar. Şöyle ki, 70 yıldır İran’da ağır bedeller ödeyen o asil halk, artık hak ettiği insanca yaşama geçiş yapmak için bu rejimden kurtulmaya mecbur. Bu yaşananların bedelini en az yarım asırdır ödemiş İranlı solcular, sokaklarda yıllardır ölümü göze alarak mücadele eden, hatta ölen İranlı gençlerin ailelerinin hiçbiri size “keşke şu ya da bu ülke bizi desteklemese” demeyecekler! Öte yandan bu kriz bize Birleşmiş Milletler’in bir kez daha görevlerini yapamayan, sorumluluklarını üstlenemeyen bir sözde uluslararası dev organizasyon olduğu gerçeğiyle baş başa bırakıyor. Çünkü ABD, veto haklarını çoğu zaman sadece İsrail çıkarları için kullandığından, BM işlevsiz bir enkaz haline geliyor.

İran halkı, kurtuluşuna belki ilk defa bu kadar yaklaştı. Kendi demokrasi arayışında hayati günler yaşıyor. Bu harekette kadınların büyük bir ağırlığı var, her şeyi göze almışlar zincirlerini kırmak için. İran, binlerce yıllık medeniyet mirasını hiçe sayan 47 yıllık süreci gerçekten kötü bir kabus olarak tarihe gömüp 21. yy’a bütün gücüyle gecikmeli bir giriş yapmak istiyor. Peki halk desteği gerçek anlamda ne kadar? Görüştüğüm bazı İranlı sanatçılar, belki nüfusun yalnız %10 civarının doğrudan ekonomik çıkarlarla rejime bağlı olduklarını, son ağır olaylardan sonra bu rakamın dahi çok tıraşlanmış olabileceğini söylüyorlar. Yani anlayacağınız, şu andaki durum Elvis Presley’in şarkısına bağlanmış gibi: “It’s Now or Never” (Ya Şimdi Ya Hiçbir Zaman). İran halkı bunun farkında ve o yüzden olaylar durulmuyor…

Atatürk’ün temel söylemlerinden “Yurtta sulh, cihanda sulh”, “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ve “Bağımsızlık benim karakterimdir” felsefelerine gönülden inanan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak dünyada çıkan her kriz için tutarlı ve samimi yorumlar yapabiliyorum. Putin’e de Trump’a da Netanyahu’ya da Hamaney’e de aynı sebeplerle şiddetle karşı çıkarken bir tereddüt taşımıyorum. İşte bu yüzden de onların kendi aralarındaki çıkar arayışlarından kaynaklanan çelişkiler veya zıtlaşmalar, ezilen, öldürülen halkları düşünürken hiçbir zaman benim ana gündemim olmuyor. Halkların demokrasi, insanca yaşam ve özgürlük arayışlarına destek vermek, daima bizim ana pusulamız olarak kalmalı…

İlgili Konular: #İran #rejim

Yazarın Son Yazıları

İran’da özgürlük arayışı!

İran’da yaşananlar gerçekten korkunç.

Devamını Oku
15.01.2026
Bari BM ve NATO’yu kapatın!

Venezüella haberleri üzerimize yağıyor; dünya gündemini unutulmaz bir şekilde değiştiren günler yaşıyoruz.

Devamını Oku
08.01.2026
İmamoğlu’ndan Özel’e, Brigitte’ten Edip’e 2026!

Yeni yıla günaydın sevgili okurlarım!

Devamını Oku
01.01.2026
Kılıçdaroğlu ve sosyal medya kampanyaları!

Geçen hafta detaylıca yazdığım, Twitter’ın (X demek bana çok anlamsız ve içeriksiz geliyor) siber zorbalarının dev bir ablukası ile karşı karşıyayız.

Devamını Oku
25.12.2025
Twitter’ın utanmaz zorbaları ve Manifest!

Merak ediyorum, özellikle Twitter’da cirit atan bu siber zorbaları kimler yetiştirdi?

Devamını Oku
18.12.2025
Hangi hatalar zinciri bu uçurumu hazırladı?

İnsanlarımız şaşkın.

Devamını Oku
11.12.2025
CHP kurultayı: Kazananlar ve kaybedenler

1970’lerde, İstanbul’da Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü’nde eski şampiyonlarımızdan Fehmi Kızıl vardı.

Devamını Oku
04.12.2025
CHP kurultayı demokrasiyi aydınlatacak!

CHP kurultayı, bu hafta sonu her zamanki gibi büyük bir medya ilgisi altında yaşanacak.

Devamını Oku
27.11.2025
Mustafa Kemal’i hazmedemeyen solcular!

İddianame açıklaması yüzünden geçen hafta yazamadığım konuya hemen giriyorum.

Devamını Oku
20.11.2025
İddianame ve kritik yönlendirme

Pek de sürpriz olmadı.

Devamını Oku
13.11.2025
Sahte dünyalar kuşatması

Paranın sahtesi vardır, kalpazanlar basar.

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyet, iki kahraman ve yarınlar

Dün Cumhuriyet Bayramımızı kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
CHP davasına dikkat!

Siyaset, insanların daha iyi yaşaması için yapılır, dünyanın neresinde olursa olsun.

Devamını Oku
23.10.2025
Yok olan Nobeller ve edepler

Trump bozulmuş, “Nasıl olur da Nobel Barış Ödülü bana verilmez?!” “Ben yedi savaş durdurdum, gidip hiçbir şeyi yapamamış birine verecekler o ödülü” deyip duruyordu.

Devamını Oku
16.10.2025
Özel-Bahçeli düellosu, cevapsız sorular

Sinan Ateş cinayetinin dumanı tütmeye devam ederken bu cinayetin bir numaralı sanığı 90’lı yılları anımsatan bir şekilde güpegündüz öldürüldü.

Devamını Oku
09.10.2025
‘Bombalı Nobel’ ve barış!

Bugünlerde, Trump ve Netanyahu’nun anlaşarak Ortadoğu’ya ve Filistin’e dayattıkları yeni düzenin ve “sözde” barışın hangi hızda yaşama geçip geçemeyeceğini öğreneceğiz, tabii yeni sürprizlerle karşılaşmazsak...

Devamını Oku
02.10.2025
Fenerbahçe, Türkiye ve demokrasi dersi!

Fenerbahçe Spor Kulübü’nde nöbet değişimi oldu.

Devamını Oku
25.09.2025
Misyonlarını tamamlayamayan kayyumlar!

Daha iki yıl önce kazanması için elimizden geleni yaptığımız, uğruna 24 saat koşturduğumuz Kılıçdaroğlu’nun, o gece kendisine umut bağlayan milyonların neredeyse tamamını karşısına alacak pasif duruşu ve agresif sessizliğiyle, Vito’larına binip kaybolmasına şahit olmak bize nasipmiş...

Devamını Oku
18.09.2025
Demokrasimizin açık yarası ve vazgeçilmez ikazlar

Türkiye, darbe günlerinde gördüğü sahneleri yaşadı.

Devamını Oku
11.09.2025
Kayyuma karşı halk, partisiyle direniyor!

Bunu da gördük.

Devamını Oku
04.09.2025
Anne Frank bana Gazze hakkında mektup yollamış…

Dün aldığım bu mektubu sizlerle paylaşmak istedim.

Devamını Oku
28.08.2025
Cerahatin içinde yüzüyoruz...

Haftada bir köşe yazısı kaleme alarak gündemi yakalamak için, şapkadan üç değil, beş tavşan çıkarmanız lazım!

Devamını Oku
21.08.2025
Diyanet İşleri Başkanı’na açık mektup

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş...

Devamını Oku
14.08.2025
Komisyon başladı: Ufukta neler olabilir?

Cumhuriyet Halk Partisi, tabanından ve partinin ileri gelenlerinden yapılan bütün uyarılara rağmen komisyona katıldı.

Devamını Oku
07.08.2025
CHP komisyona katılmamalıdır, tersine...

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve MYK’sının bu ikazları dikkatle değerlendirmeye alacaklarına inanıyorum.

Devamını Oku
31.07.2025
Bir "Altan Bey" geçti bu topraklardan

Yıl 1955, genç gazeteci Altan Öymen ve iki polis Ankara kışının ortasında…

Devamını Oku
24.07.2025
15 Temmuz’dan terörsüz Türkiye’ye...

Gündem aşırı yoğun. Ekrem İmamoğlu’na açılan en akıl almaz davalardan biri dün karara bağlandı.

Devamını Oku
17.07.2025
Satranç oynarken şahınızı veremezsiniz!

Gündem belli: AKP’nin “muhalefetsiz demokrasi modeli” için yaptığı çalışmalar...

Devamını Oku
10.07.2025
Sivas'tan bugüne... Karanlıklar ve tehditler devam ederken

Dün, 2 Temmuz’du… 32 yıl önce yobazların 35 aydınımızı yakarak katletmesinin yıldönümü...

Devamını Oku
03.07.2025
‘Mutlak butlan’a karşı CHP kararlılığı!

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu sayesinde CHP’nin birinci parti konumuna yükseldiğini gören AKP, ne yapıp edip bu iki lideri durdurmak için her şeyi yaptı ve yapmaya da devam ediyor.

Devamını Oku
26.06.2025
Cahil ve faşist liderlerin savaşı

Aslında bu köşe yazısını kaleme almanın hiçbir anlamının olmayacağı 36 saatlik süreç yaşıyoruz...

Devamını Oku
19.06.2025
Özgür Özel’in samimi gözyaşları

Her ölüm dayanılmaz bir acıdır. Şayet o ölüm, kalp krizi, trafik kazası, elektrik çarpması, cinayet veya intiharla gelmiş ise insan nefes alamaz hale gelir.

Devamını Oku
12.06.2025
Hiçbir şey, göründüğü gibi değildir

Yaşam akıp giderken, siyasi olaylara karşı yorumlar -tahminlerim bazen çok emin görünseler de- altüst olabiliyor.

Devamını Oku
05.06.2025
Çağdaş Türkiye mutlulukları ve üzüntüleri

Hayat, iyi ve kötü olaylar arasında oluşan düğümler şeklinde akan öznel bir film gibi. Seviniyoruz, üzülüyoruz, kahroluyoruz, âşık oluyoruz, şaşırıyoruz, kâh siyasetçilere kâh en yakınlarımıza kâh tuttuğumuz takıma kızıyoruz.

Devamını Oku
29.05.2025
Hayatınızda kaç tıkanıklık var?

Bazen içiniz tıkanır ya, nefes alamaz gibi olursunuz. Uyumak istersiniz ama uyuyamazsınız. İçiniz isyanlardadır, konuşacak kimseniz yoktur. Bütün bunları yaşarken bir de kapana kısılmış fare gibi trafikte kalmışsınızdır mesela!

Devamını Oku
22.05.2025
Yoksa bu bir savaş bildirisi mi?

Hayatı terör yüzünden kararmış aileler için acaba 12 Mayıs 2025 itibarıyla acılar son bulacak mı, yoksa bu tarih iç ve dış siyasetimizi daha da büyük kargaşaya taşıyacak kritik bir eşik mi olacak?

Devamını Oku
15.05.2025
Sokaktaki kediden lidere kadar her yer şiddet!

Sokaktaki kediden lidere kadar her yer şiddet!

Devamını Oku
08.05.2025
Dünyanın sahte demokrasi parodileri (Trump ve ötesi)

Dünyanın sahte demokrasi parodileri (Trump ve ötesi)

Devamını Oku
01.05.2025
Subianto-Nutuk-Abdullah amcamız!

Subianto-Nutuk-Abdullah amcamız!

Devamını Oku
24.04.2025
Erdoğan’ın, yenilmez bir İmamoğlu’na katkıları

Erdoğan’ın, yenilmez bir İmamoğlu’na katkıları

Devamını Oku
17.04.2025