Doğrusu bu!

05 Haziran 2020 Cuma

Önümüzdeki günlerde AKP’nin kendi içinden çıkmış olan iki partiyi, siyasal yaşamın dışında tutmak için yoğun çaba harcayacağına ve bu arada Siyasi Partiler Kanunu’nun da sıkça gündeme geleceğine tanık olacağız.

Anayasanın 68. maddesinin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğunu belirttiği siyasi partilerimiz, ne yazık ki siyasi yaşamımıza demokrasiyi getirmekte bugüne kadar başarılı olamamışlardır.

Bu sonuç Türkiye’nin sosyo kültürel yapısının, ülkede henüz bir demokrasi kültürünün yerleşmemiş olmasının ürünüdür. O yüzdendir ki soruna bu açıdan eğilmekte yarar vardır.

Ama bu demek değil ki siyasal partiler ile ilgili yasalar ve yasal düzenlemeler ile ilgilenmeye hiç gerek yoktur. Tabii ki öyle olmaması ve bu alandaki düzenlemelerin de demokrasinin gelmesi ve yerleşmesi açısından yeniden ele alınması zorunludur. Siyasal Partiler Yasası da bunlardan biridir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 3 gün önce yayımlanan Saygı Öztürk ile söyleşisinde bu konuda çok önemli bir noktaya parmak basıyor ve vekil adaylarının da SPY’de yapılacak bir değişiklikle, parti liderlerince değil, halk tarafından seçilmesini öneriyor.

***

Aslında SPY’nin orijinal halinde de ilk düzenleme öyleydi. Olay şöyle gelişti:

12 Eylülcülerin, eseri olan 22 Nisan 1983 tarihli Siyasi Partiler Yasası’nın 37. maddesi, siyasi partilerin milletvekili adaylığına talip olanlar arasında yargıç denetiminde bir önseçim ile saptanması düzenlemesini getirmekteydi. Bu düzenlemeyle, milletvekillerinin, seçilmelerinin siyasi parti başkanının değil seçmenin iradesine bağlı olmasıyla siyasi partiler içindeki lider sultasına son vermek isteniyordu. “Odunu aday göstersem seçtiririm” diyen Menderes’in bir zamanlar egemen olduğu ülkemizde, lider sultası bir türlü demokrasiye geçemeyişimizin nedenlerinden biri olduğuna göre partinin bütün üyelerinin (dikkat yalnız delgeler değil!) katılımıyla yapılacak bir önseçimin zorunlu olması, demokrasi yolunda tabii ki olumlu bir adım olacaktı.

12 Eylülcülerin 2820 sayılı yasası işte bir hususu düzeltmeyi amaçlıyordu.

Kendi çıkardıkları Siyasi Partiler Yasası’nda böyle demokratik bir çözümü öneren Kenan Evren taifesi, adayların teker teker Kenan Evren’in onayı ile saptandığı kendi yaptıkları 1982 seçim ve referandumunda 2820 sayılı yasayı uygulamadılar. O yasa bir sonraki seçimde uygulanacaktı.

Ne var ki, 2820 sayılı yasanın önseçim öngören 37 maddesi “sivil!Özal’ın iktidarı sırasında parlamentodaki çoğunluğunun desteğiyle milletvekili adaylarının saptanmasının, tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslardan herhangi biri veya birkaçı ile yapılabileceği şeklinde 22 Nisan 1983’te değiştirilerek önseçim zorunluluğu kaldırıldı.

Meclis kürsüsünde dile getirilen “yapmayın, parti başkanının çantasını taşıyan milletvekilleri dönemini açacaksınız” uyarılarına kulak asılmayarak kabul edilen bu giri şim, “sivil politikacılarımızın, darbeci askerlerden” daha demokrat olmadıklarının kanıtıdır.

Bu açıdan, Siyasi Partiler Yasası’nın 37. maddesini ilk haline dönüştürmek en doğru davranış olacaktır.

***

Yalnız aradan geçen zaman içinde, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile Meclis o hale getirilmiştir ki, onu düzeltip Meclis’e ve de vekillere işlev kazandırmadan bu alanda hiçbir anlamlı adım atmak artık mümkün değildir.

İster parlamenter olsun, ister başkanlık sistemi, böylesine yetkisiz ve işlevsiz bir Meclis hiçbir yerde görülmemiştir. Meclis, gerçek bir Meclis niteliğine bürünmeden yapılacak bütün düzenlemeler anlamsız kalmaya mahkûmdur.

Yapılacak işler sırasıyla önce Meclis’i tek adam sultasından, sonra da üyelerini lider sultasından kurtarmaktır.


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020