Ayşegül Yüksel

Yüz yüze eğitimde sevgi paylaşımı

31 Mart 2020 Salı

2017 Haziran ayından bu yana ders vermekten emekli ettim kendimi. 1966’dan başlayarak -ABD’de olduğum 1969-70 dönemi dışında- hiç ara vermeden tam 50 yıl boyunca her ders döneminde sınıfa girmişim. Önce İngilizce öğretmeni, hemen ardından da tiyatro ve İngiliz edebiyatı hocası olarak, İstanbul ve Ankara’da, ortaöğretim sınıflarından doktora sınıflarına dek binlerce öğrenciyle yüz yüze ve göz göze iletişim kurmuşum. Bu yönde oluşan enerji, bir öğretmenin “bilgi ve beceri” aktarma görevinden çok daha dramatik bir yoğunluk içerir. Ders yılı boyunca öğrencileriniz yaşamınızın vazgeçilmez bir parçası olur, siz de onların… En güzeli, onlara “öğretirken” bir yandan da onlardan “öğrenir”siniz. Dahası, aranızda kurulan bağ “bilgi” paylaşımını aşar, “sevgi” paylaşımına dönüşür. Sınıfta yapılan eğitim, hem öğrenciler hem de öğreticiler açısından vazgeçilmez bir “toplumsal olgu” niteliği taşır.

Bilgi ve sevgi alışverişi

50 yıl boyunca yaşadığım bilgi ve sevgi alışverişinden çok kazançlı çıktığımı söyleyebilirim. Emekliliğimin ayırdına hiç varamadım. Koronavirüs dünyayı sarana dek –ilerlemiş yaşıma karşın- birçok üniversite ve kültür - sanat kuruluşu tarafından konferans, panel, sempozyum gibi akademik etkinliklerde sürekli olarak görevlendirildim. Birkaç yıl önce Çankaya Üniversitesi’nde katıldığım bir konferansta, fen bilimci olan Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı’nın yıllar önce ODTÜ’de bir tiyatro dersinde öğrencim olduğunu anımsatması beni çok şaşırtmış, bir o kadar da sevindirmişti. (Son yıllarda eski öğrencilerim arasında rektör yardımcısı ve dekan/dekan yardımcısı/bölüm başkanı olanların sayısının epeyce arttığını söyleyerek övüneyim). Bir zamanlar öğrencilerim olan meslektaşlarımla ilişkilerim hemen hemen hiç kesintiye uğramadı diyebilirim. Türkiye’nin her yanında, çeşitli alanlarda hizmet veren öğrencilerimle de karşılaştıkça ya da onlar e-posta, telefon, yazı aracılığıyla iletişim kurdukça- sevgi alışverişimizi tazeliyoruz.

Bilgiyi aktarırken insan sıcaklığını da korumak

Koronavirüs salgını nedeniyle evlerimize kapandığımız şu günlerde, öğretmen ve öğretim üyesi olarak çalışan bini aşkın eski öğrencim “uzaktan” (“on-line”) eğitimin uygulayıcıları oldu. Onların yerinde olmadığıma seviniyorum. Her sabah öğrencilere farklı görünmek için farklı küpe ve yüzükler takmak, farklı renklerde giyinmek, dersleri daha öncekilerden farklı şakalarla süslemek, gerektiğinde söz ve davranış düzeyinde şaşırtıcı işlere girişmek, bir tarihi ya da ismi ya da bir sözcüğün anlamını unutunca öğrencilerden yardım istemek gibi, “bilgi”yi aktarırken insan sıcaklığını da korumaya adanmış biri olarak, göz göze gelemediğim, soluğunu duymadığım bir öğrenci kitlesi karşısında ne yapardım bilemiyorum.

Yüz yüze eğitim toplumsal dinamiğin vazgeçilmez parçasıdır

Uzaktan” (“on-line”) eğitimin, gerekli/ zorunlu koşullarda büyük yarar sağlayan bir sistem olduğunu çok uzun yıllardır biliyoruz. Yine de “eğitim” denince odalarına kapanıp “yalnızlaşmış” gençlerin, karşılarındaki cansız “monitör” içindeki öğretmenin ses ve görüntüsüyle baş başa geçireceği saatlerin sağlıklı bir eğitim süreci oluşturmayacağı da bir gerçek... Dileğim bu geçici sürecin sürekli bir “eğitim sistemi”ne dönüşmeden noktalanması. Bilgi ve becerilerini bir de bu zorunlu koşullarda sınayan öğretmenlerimize kolay gelsin. Okullar, öğretmenler ve öğrenciler, insanlar arasında enerji alışverişini sağladıkları için toplumsal dinamiğin vazgeçilmez bir parçasıdır. Toplum sağlığı açısından öyle de kalmalıdır.


Yazarın Son Yazıları

Ne Savaş Ne Salgın 17 Mart 2020
Yeni bir Lüküs Hayat 29 Ekim 2019