Erdal Sağlam

İktidarın suskunluğu ve vergi afları ilişkisi

25 Mayıs 2021 Salı

Siyasi iktidarlar kendi bekalarını koruyabilmek için ülkenin çıkarlarını bir kenara bırakıp sürekli siyasi ve ekonomik aflara başvuruyor. Sonuçta da hem devlete olan güven kayboluyor hem de dürüst ve namuslu, kurallara uyan vatandaşlar ile mükellefler cezalandırılmış oluyor.

Daha geçen yıl vergi affı çıkaran hükümet, yine bir affa hazırlanıyor. Bu kez içinde matrah artırımı, sicil affı gibi daha kapsamlı maddelerin bulunduğu bir kanun teklifi TBMM’ye sunuldu. Görüştüğüm uzmanlar, gündeme getirilen teklif için ilgili taraflardan görüş alınmadığını söylüyorlar.

Yeni affın zamanlaması ve amacının çok önemli olduğu görüşündeyim. Son 20 yılda sayısı 10’u aşan, son üç yılda her yıl bir afla karşı karşıyayız. Yani vergi afları “istisna değil, kural” olmaya başladı. Böyle bir iklimde kimse artık mükelleflerin vergilerini, SGK primlerini, hatta banka borçlarını zamanında ödemesini beklememeli. 

Vergi affı derken sürekli çıkarılan siyasi afları da unutmamak lazım. Daha geçen yıl MHP’nin isteğiyle büyük mafya liderlerinden birinin hapisten çıkarıldığını hatırlayalım. Unutmayalım; o mafya lideri yeniden sisteme sokulduktan sonra son yılların gözde mafya lideri yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Şimdi yurtdışından gündem oluşturan videolar yayımlayıp, ifşalara başladı. İfşanın kontrollü yapıldığını, küçük itiraflarla birilerine mesajlar verilip, “Beni kullanmaya devam etmezseniz, bedeli ağır olur” denildiğini, rakiplerin temizlenmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Yani mafya liderleri “devlet bekası” gibi hamasi tanımların arkasına saklanıp, kendi pozisyonlarını ve bekalarını korumaya çalışıyorlar. Siyasi iktidar da kendi bekası için şimdilik bu iddialara karşı suskun kalmayı tercih ediyor. İktidara bağımlı yargı ve yaygın medya da aynı şekilde davranıyor tabii ki...

Suskunluğun ardında “iktidarın yanındaki sorun çıkaran kesimlerin yıpranması” amacının güdüldüğü tezlerine katılıyorum. Bu yoruma bağlı olarak yeterince yıpranma ardından iktidarın harekete geçmesi beklenmeli. Bu ne zaman olacak bilmiyoruz ama çok uzun süreceği tahmin edilmemeli. İktidar bu noktaya bilinçli mi geldi, yoksa yine yaşanan gelişmelerin ardından sürüklenip yeni bir pozisyon mu almaya çalışıyor, o konuda emin değim. Ama kimsenin şüphesi olmasın ki siyasi iktidar yine kendi bekasını sürdürmenin yolunu nerede görürse o yönde karar alacaktır. Tabii ki kendisi de yıpranacak ama durumu fırsata çevirmek için doğrudan kendisine bulaşmadan harekete geçecek diye tahmin ediyorum. 

DOSYALAR İKTİDARIN ÖNÜNE KONULACAK 

Bu iddiaların, çok daha kapsamlı haliyle uluslararası toplantılarda iktidarın önüne geleceğine inanmamak mümkün değil. Bunun ipuçlarını OdaTV’de ABD’den yazan Serdar Cebe hafta sonunda verdi. Sadece ABD değil, Rusya gibi istihbaratı güçlü ülkelerin iddialarda yer alan uyuşturucu trafiğine, bununla birlikte ele alınacak bölgedeki çatışmalar ve enerji ticareti detaylarına hâkim olmaması mümkün değil. Özetle; zaten ekonomik olarak zayıflayan bir Türkiye, mafya-devlet ilişkilerine ilişkin dosyaların önüne çıkarılıp pazarlık malzemesi yapılacağı bir döneme giriyor. Zaten S-400, Rıza Sarraf ve Halkbank dosyaları önündeyken, şimdi pazarlık gücü daha da zayıflayacak.

Gelelim asıl konumuz olan TBMM’ye sunulan vergi ve sicil affı konusuna. Şahsen, hem ekonomi başta olmak üzere son yıllardaki kötü yönetimin hem de mafya iddialarıyla iyice zayıflayan iktidarın siyasi tablosunun bu afta etkili olduğunu düşünüyorum. 

Yani içerideki siyasi bekasını koruyabilmek için iktidar bir ekonomik affa daha başvuruyor. Daha geçen yılın ikinci yarısında çıkardığı affı bu kez genişleterek tekrar gündeme getiriyor. Çünkü kendi tabanını oluşturan Anadolu’daki esnaf ve KOBİ’ler çok zor durumda. Aftan yararlansalar bile ödeyemedikleri af taksitleri şimdi yeniden taksitlendirilecek. Bu da yetmiyor; bu kez bu şirketlere bilançolarını makyajlayarak bankalardan kredi alabilmeleri için bilançolarını düzeltecek matrah artırımı maddeleri de af kapsamına alınmış. 

Kimse “bu şirketlerin çoğu makyaj yapsalar bile bu bilançolarıyla zaten sonunda batmak zorunda kalacak” diye düşünmüyor. Kimse mayıs sonuna kadar bankalara ödemedikleri taksit ve anapara cezalarına rağmen, “bankalar yeniden krediye vermeye zorlanınca, elimizde tek kalan bankacılık sistemini de kaybederiz” diye kaygılanmıyor. Kimse “kamu bankaları artık kâr edemez duruma geldi, geçen yılki maliyetten düşük faizle verilen krediler bile ödenemiyor, özkaynak sıkıntısı başlayacak” diye hesap yapmıyor. 

Daha da önemlisi, kimse “kurallara uyan vatandaş, vergisini zamanında ödeyen mükellef sürekli çıkarılan bu aflarla cezalandırılmış oluyor, artık bunlar da kurallara uymazsa bu sistem nasıl sürdürülecek” diye düşünmüyor.

İktidarların Soğuk Savaş dönemi kurulan mekanizmayı temizlemek yerine bunu kullanmayı seçip kendi bekalarını sürdürmek için şaibeli yöntemlere başvurmaları ve sürekli çıkardıkları aflarla iktidarlarını sürdürmeye çalışmalarının ülkenin bekasını tehlikeye soktuğu, acaba ne zaman görülecek?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları