AKP, AB ile ne pazarlığında?

15 Mart 2016 Salı

AKP yönetimi ile AB arasındaki pazarlıklar nedir, ne değildir: Ankara ile Brüksel arasındaki pazarlıklarda Suriye, AKP’nin geleceği, Kürdistan ve para konuları iç içe geçmiştir. Ancak bu pazarlıkların, Türkiye’nin AB üyeliği ile kesinlikle ilgisi bulunmamaktadır. Konu ile ilgilenen kamuoyunun her şeyden önce bir gerçeği hatırlaması gerekir:
AB, Türkiye’nin üyeliği konusunda 2005’te, müzakere sürecinin koşullarını belirledi;
- Türkiye’nin müzakere süreci, bütün diğer ülkelerden farklı olacaktır dedi ve oldu da.
- “Belirli bir sonuca varılması gerekmiyor, ucu açık olacak” dendi. Ben bunu, “bekleme odasında iğfal” olarak tanımlamıştım. Bir kitabımın da adı budur.
- Müzakereler sırasında herhangi bir AB üyesi müzakere sürecine vetoyu her safhada koyma olanağına sahiptir.
Ayrıntılara girmiyorum; ilgilenenler Dr. Engin Selçuk’un “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Katılımı; İmkânsızı Tanımlamak” başlıklı makalesini okuyabilirler.(*)
Ahmet Davutoğlu Brüksel’de bunlarla hiç ilgilenmedi. Kendisinin deyimi ile “Kayserili pazarlığı” ile meşguldü. Yani günü kurtarmak için AB’den üç beş kuruş daha fazla koparabilmek. Benim anımsadığım, bu tür pazarlıklara Kayserili değil, “Yahudi pazarlığı” denir. Aslında sürdürülen pazarlık Kürdistan, PKK, AKP’nin geleceği ve Türkiye üzerine yıkılan 2.7 milyon Suriyeli pazarlığıdır.
YPG sorunu, Suriye Kürdistan’ı sorunudur. Ankara yönetimi iç politikayı Suriye’nin içine dalarak Sünnici bir algılama ile yürütmeye kalkışında, ABD, AB ve Rusya faturayı Türkiye’nin üzerine yıkıverdi; hem de PKK’yi kalkışmaya götürecek siyaset ve silah desteğini kullanarak. 12 Mart 2016’da bütün Kürdistancı (ve Kürtçü) örgütler toplanarak ortak hareket kararı aldılar. Pazar günkü Ankara’daki son katliam, başkaldırı girişiminin sürdürüleceğini gösteriyor.

Suriye’de kazananlar
En yararlı çıkanlar Rusya, İsrail ve “Kürtçüler” oldular. ABD de AKP’yi (ve Erdoğan’ı) desteklemesinin faturasını bugün ödemeye başladı.
Ankara’nın Sünnici (ve dinci) politikası ABD’yi rahatsız etti. ABD çevreleri ve eski Ankara büyükelçileri Erdoğan’a aba altından sopa gösteriyorlar; “Seninle birlikte ABD’nin bölge politikası da zarar gördü: bunu ancak Kürt açılımı için bir U dönüşü yaparak telafi edebilirsin.”
Ankara (ve AKP) zor durumda; PKK ve diğer Kürtçü çevrelerin Güneydoğu’da çıtayı yükseltme başkaldırısına karşı sert tepki vererek PKK’yi vurması, AKP’yi geri dönemeyeceği bir noktaya getirdi. ABD ve AB’nin Kürdistan talepleri ile baş etmek zorunda. Üstelik AKP’nin bugünkü politikası kamuoyunda desteğini de artırıyor. Erdoğan memnun. İç dinamikler ile dış dinamikler karşı karşıya geldi. Oysa Yalçın Akdoğan 2003 ve 2004’te “Türkiye’nin iç dinamikleri ile dış talepler 200 yıldır ilk defa örtüşmeye başladı” diyordu. Bıçak Sırtı’nda birkaç defa yazmıştım.
AKP’nin, önce “Kürt açılımını aşırı ölçüde destekleyen; arkasından PKK ve Kürtçülere karşı sert duran uygulamaları”, iç dinamiklerle dış dinamikler arasında örtüşme olmadığını, hatta olamayacağını gösterdi. AKP (ve Erdoğan’ın) çelişkisi, işin odak noktasına İslamcılığı yerleştirmelerinden kaynaklanmaktadır.

Suriyeli göçmenler büyük sorun
2.7 milyon insan, yüzde sekseni ortalıkta, her yerde, aç, sefil. Türkiye’nin dev sosyoekonomik sorunlarına bir de bu eklendi.
Atsan atamazsın, satsan satamazsın, yarın ne olacak ülkenin hali? Açlık, hırsızlık, soygun, mafyalaşma, şeriatçılık, “IŞİD’cilik” kol gezmeyecek mi?
(*) Avrupa Birliği Çıkmaz Sokak, sayfa 117-133, Bilgi Yayınları, 2005  


Yazarın Son Yazıları