Gülengül Altınsay

Çocukların hakkı

15 Ekim 2016 Cumartesi

Hayıflanıyoruz ama yöneticisi, teknik direktörü, yorumcusuyla bizim futbolumuzun yapılanması bu. Öyle olunca sonuçlar da sürpriz değil. Yani hemen herkesin payı var dibe çökmemizde. Özellikle de futboldan maddi manevi büyük kazanç sağlayanların.
Milli Takım da insanların üzerinden güç sağlayabileceği önemli bir kalem.
Geçmişte de bu böyleydi şimdi de böyle. Bir zamanlar Hakan Şükür’lü, daha sonra da Emre Belözoğlu’lu dönemleri hatırlayın.
Onlar ne derse o olurdu.

İmparator da eleştirilirmiş
Düne kadar kimseler Fatih Terim’e de doğru dürüst eleştiri getiremiyordu.
“İmparator” lafı ağızlardan çıkmıyordu. Ne olduysa oldu ve birden oklar Terim’e yöneltildi. Hatta ona hiç toz kondurmayanlar bugün en ağır eleştirileri yapanlar. Garip mi? Hayır bizde değil. Çark böyle dönüyor çünkü.
Oysa ki perşembenin gelişi çarşambadan belliydi.
Kimsenin anlamadığı karman çorman bir futbol oynuyordu Milliler. Ve sürekli bir on bir arayışı vardı. Üç yıldır süren bir arayış.
Dahası eldeki önemli oyuncular da iyi değerlendirilemiyordu. Arda gibi olmazsa olmaz oyuncular ise iyi yönetilemiyordu.
Ve sahaya çıktığımızda rakiplerimiz başka bir futbol oynuyordu biz ise bambaşka anlaşılmaz bir şey.
Mesele kesinlikle 4-4-2 ya da 4-6-0 dizilişi değil. Bunlar kâğıt üzerinde kalınca hiçbir anlamı yok zaten. 4-4-2 de 4-6-0 da futbolda var. Önemli olan nasıl oynadığınız. Son örnek İzlanda maçı. Küçücük bir ülkenin sınırlı imkânlarla oynadığı futbola bakın bir de bize.
İnsan utanıyor. Bir takımın, takım olabilmesi için her şeyden önce belirli bir futbol anlayışıyla uzun süre birlikte oynaması gerek. Biz ise son üç yılda Milli Takım’a neredeyse 90 futbolcu çağırmışız.
Yani sürekli bir arayış var. Ama neyi aradığımız da belli değil.
Uzun vadeli bir takım mı yaratacağız, yoksa günü mü kurtaracağız o da belli değil.
Kısacası kafada bir futbol anlayışı yok.
Böyle bir futbol oynatmak için teknik direktöre ise hiç gerek yok.

Gasp var
Geçen zamana da havaya giden paralara da yazık, çok yazık.
Pardon havaya değil tabii bu işten menfaat sağlayanların cebine giden paralara.
Çocuklarımızın spor yapması için harcanması gereken paralar bunlar. Yani çocuklarımızın hakkını gasp ediyorlar.
Ondan sonra gözlerini başta Almanya olmak üzere Türklerin yaşadığı Avrupa ülkelerine çevirip onların emek ve para harcayıp yetiştirdiği oyunculara duygu sömürüsü yapıp Türkiye’yi seçmeleri için baskı yapıyorlar. İşin komiği bu konuda kim başarılı olmuşsa sırtının sıvazlanması, ikna gücünün takdir edilmesi, neredeyse milli kahraman ilan edilmesi.
Yani bir de böyle bir iş kolumuz var bizim; Avrupa’da yetişmekte olan Türk asıllı oyuncuları onların elinden almak gibi.

Yeter artık
Öyle veya böyle bugün bir çıkmazdayız. Sürekli kan kaybediyoruz. Yapılması gereken ise açık: Futbolun muktedirleri artık bu işi bırakacaklar. Belli ki onlarla olmuyor.
Yok eğer gelinen tablodan gurur duyuyor eserleriyle övünüyorlarsa da buyurun devam etsinler… Ama sonra da niye futbolun kalitesi düşüyor, niye futbola ilgi azalıyor, niye Milli Takım yeterince desteklenmiyor diye hayıflanmasınlar.. Yani hiç şikâyet etmesinler…


Yazarın Son Yazıları

Luce laneti mi? 23 Ekim 2020
Bir tek Rıdvan 5 Ekim 2020
Van der Sar ne bilir? 24 Eylül 2020
Puan futbolu 17 Eylül 2020
Kolay başlangıç 14 Eylül 2020
Messi de gelse 11 Eylül 2020
Bile bile Paok 4 Eylül 2020
‘Paradan kıymetli’ 23 Ağustos 2020
Tren kaçıyor mu? 17 Ağustos 2020
Yerli, milli ve yabancılı 10 Ağustos 2020
Başakşehir dersleri 23 Temmuz 2020
Teşvik nedir bilmeyenler 17 Temmuz 2020
Rus ruleti 10 Temmuz 2020