‘Dur bakalım Ne Olacak?’

09 Ekim 2013 Çarşamba
Türkçe güzel bir dildir. Üstelik pek
çok sınavı başarıyla geçen bir dil.
Gelip geçtiği coğrafyalarda giderek
kendini olgunlaştırmış, pek çok saldırıyı
da başarıyla atlatmış bir dil. Anadolu
Türkçesinden söz ediyorum. Sovyet
cumhuriyetlerindeki Türklerin konuştuğu
Türkçe eni konu Rus dilinin etkisinde gelişti.
Anadolu Türkçesi ise Arapça ve Farsçanın
entelektüel dünyamızdaki etkisinden ancak
cumhuriyet döneminde kurtulabildi. Şimdi
hızla gelişen dilimiz, bu kez de Batı dillerinin
özellikle tıp ve teknoloji alanındaki saldırısı
ile karşı karşıyadır. Türkçemiz bu saldırının
da bilime yüz çevirmeden üstesinden
gelebilecek gizilgüce; potansiyele sahiptir.
Dilde bağnazlık olmaz. Anlamın,
söylemin, ifadenin zenginliği ve güzelliği,
dilin estetiği, hayatın içinde edebiyatın
derinliği ile, şiirin harfi, kelimeyi, cümleyi
imbikten geçiren müthiş gücü ile olabiliyor.
Ama sonunda elimize öyle güzel metinler,
yazılar geçiyor ki, işte diyoruz, bu bizim
güzel dilimizdir. Batılılar da Doğulular da
çevirdikleri zaman o dilde yazılan eserin
gücünün yalnızca anlatılan hikâyede değil,
aynı zamanda dilde olduğunu fark ediyorlar.
Türkçenin güzel kelimelerinden birisi
de aymazlıktır. Olup biteni anlamamayı,
tehlikenin farkında olmamayı, gafleti anlatır.
Hiç kuşkusuz aymazlığın taşıyıcısı halk
değil, toplumun düşünsel yapısına biçim
veren, özüyle sürekli alışverişe girerek onu
çağa uyduran, değiştiren, zaman içinde
yönlendiren aydınlar, entelektüellerdir.
Tersini söyleyen de çıkacak;
entelektüellerin geleceğe doğru
ilerlemeyi kolaylıkla benimsemeyen
yığınların beğenilerine yenilerek
muhafazakârlaştıklarını savunanlar
olacaktır. Belki bunda da gerçek payı
var, ama aydının, entelektüelin tanımı bu
etkilenmeyi üst noktalara çıkarmamızı bize
yasaklar.
Bunca sözü niye söyledim? Aymazlık
kelimesinin Türkçedeki derinliğini
anlatabilmek, hayatın ta içinden bir kelime
olduğunu söyleyebilmek için.
Siyaset ile aymazlık arasındaki
ilişkide entelektüelin sevabını, günahını
tartışacaksak bu kelimeye ihtiyacımız var
bizim.
Kavramlarla düşünen ve sevdiğini
aldatan insanlar gibi sık sık o kavramlara
ihanet eden entelektüel, bin dereden
su getirmenin de ustasıdır. Aymazlığın
savunusunu o nedenle kolayca yapabiliyor.
Görünen gerçeğin gerçeklikle, hakikatle
ilişkisinin derin girdaplarında dolanırken
kendini yitirdiğinde, elini uzatıp uçurumdaki
ilk dala tutunuyor. Neye tutunduğunun,
neyin hizmetine girdiğinin farkına bile
varmıyor. Oysa kendini bıraksa, gerçekle
gerçeklik arasındaki ilişkide geçmiş
ile geleceğin hikâyesinin boydan boya
anlatıldığını fark edecek, geçmişe değil
geleceğe doğru uçmanın derin hazzını
tadacaktır.
Ama aymazlık tatlı bir cennet meyvesidir.
Enteli günümüzün her türden nimetleriyle
kandırabiliyor. Günümüzün kimi aydınlarının
merakı da, büyük yazar ve bence filozof
Aziz Nesin’in “Dur Bakalım Ne Olacak?”
hikâyesindeki, karısının peşinden yatak
odasına kadar giren adamın cüretini
merak eden kocanın, “erkekliğine toz
kondurmayan” Fıtık amcanın merakına
dönüşüyor. Fıkra söylemek herkesin harcı
değildir; o fıkraları birer felsefe dersine
çevirmeyi ise en iyi Aziz Nesin bilirdi.
Onun bu hikâyesini okuyanlar kahkahanın
arkasındaki gerçeği kavramak için fazla
zorlanmazlardı. Ama zamanın ruhuna
kendini kolayca kaptıran aydının hali
başkadır. Bizim aymaz aydınımız da o
hikâyedeki Fıtık amca gibi kıvranıp duruyor,
kuşkusunu bir türlü isimlendiremiyor,
odanın içinde dört dönüyor ve söyleniyor:
“Dur bakalım ne olacak?”
Aymazlık Türkçenin güzel ve derin
anlamları olan bir kelimesidir. Günümüzün
moda olmuş kimi entelini anlamak,
anlatmak istiyorsanız bu kelimeyi sık sık
hatırlamalısınız.

 


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018