Hikmet Altınkaynak

İki İstanbul...

01 Temmuz 2021 Perşembe

Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul romanı için şöyle yazmıştım: “...Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma sürecini anlatır. Romanın adıyla belirlenen ‘Üç İstanbul’, gerçekte İstanbul’un üç ayrı zaman dilimidir ve romanda geçen üç ayrı mekânın insanlarını, bu insanların siyasal, sosyal ve kültürel yaşamını yansıtır. Bu dönemlerden ilki 2. Abdülhamitin baskıcı (istibdat) dönemi, ikincisi özgürlüklerin elde edildiği Meşrutiyet dönemi, üçüncüsü de ateşkes (mütareke) dönemidir.” (Cumhuriyet, 2 Ocak 2009) 

Şimdi de bundan esinlenerek diyorum ki, bir yazarımız da İki İstanbul diye bir roman yazsa, Kanal İstanbul’u isteyenlerle istemeyenleri roman olarak anlatsa, edebiyat tarihine geçse, ne güzel olur!

Görüldüğü, yorumlandığı gibi siyasal iktidar siyasal gücünü yitiriyor, yitirdikçe de İstanbul’un doğasını, güzelliğini, tarihini, uygarlığını, iklimini, güvenliğini, insanlarını düşünmeden; yalnızca kendi siyasal geleceğini, rantını düşünüyor; İstanbul’u parçalıyor; Katarlılara, Araplara, rantçılara satıyor!

Oysa İstanbul ne büyük mücadelelerle kazanıldı. Evet, İstanbul’u Osmanlı Devleti’ne katan 7. Padişah II. Mehmet’ti. Bu nedenle ona Fatih Sultan Mehmet dendi. Ama 36. Padişah Vahdettin de İstanbul işgal altındayken kaçtı, İngiliz zırhlısıyla ülkeyi terk etti. Kurtaran Mustafa Kemal oldu.

Biz ki İstanbul şehriyiz...

İşte İstanbul’un bu işgalini Nâzım Hikmet, Kuvayı Milliye destanının “2. Babı”nda şöyle anlatmaya başlar:

Biz ki İstanbul şehriyiz,

Seferberliği görmüşüz:

Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,

vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi

bir de İttihatçılar,

bir de uzun konçlu Alman çizmesi

914’ten 18’e kadar

yedi bitirdi bizi.

100 yıl önceki İstanbul gerçeği böyleydi. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının İstanbul’u ve yurdu kurtarışıyla her şey değişti. Atatürk devrimleriyle de çağdaş Türkiye kuruldu. Ama bunu yıkmaya çalışıyorlar.

Günümüz İstanbul gerçeği ise mutlusu mutsuzu, işçisi işsiziyle 16 milyonluk dev bir kent konumunda. İşte bu güzel kentin Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da diyor ki; “Biz ki İstanbul şehriyiz” 16 milyon adına Kanal İstanbul’u istemiyoruz! 

Kanal İstanbul, 16 milyonun varlığına, 84 milyonun güvenliğine yönelik bir felaket projesidir.

İsteyen taraf ise yalnızca “İsteseniz de istemeseniz de Kanal İstanbul’u yapacağız” diyor.

Demokrasi varsa, böyle bir durumda İstanbulluya sormak gerekmez mi? 

Doğa yoksa

İmamoğlu, Kanal İstanbul’u “kente ihanet projesi” olarak görüyor ve bunu 15 maddede sıralıyor:

1) Susuzluk getirecek. DSİ ve İSKİ raporlarına göre, su kaynakları yitirilecek. 

2) Deprem riskini tetikleyecek. 

3) Doğayı katledecek. 

4) İstanbul’un tarihi talan edilecek. 

5) En az 110 milyar liralık vergi yükü gelecek. 

6) İBB’nin sırtına 35 milyar liralık maliyet yüklenecek. 

7) İktidarın gelir rüyası boşa çıkacak.

8) İstanbullular trafikte iki kat perişan olacak. 

9) 50 yıl hafriyat çıkarılacak. 

10) 1.2 milyon ek nüfus gelecek. 

11) 8 milyonluk nüfus bir adaya hapsolacak. 

12) Montrö ihlal edilecek.  

13) Balıkçılık yok olacak. 

14) Mezarlıklar yok olacak. 

15) Ülkemizin onca sorunu varken, önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz. 

15. maddeyi de İmamoğlu şöyle açıklıyor: “(Kanal İstanbul) Milleti sevmemektir. Kendini sevmektir. Kamu adına karar verenlerin önceliği milletin canını, malını, geleceğini korumaktır. Öyle olmalıdır. Kamu adına iş yapanlar, siyasetçiler, bürokratlar çevreyi, tabiatı, denizleri, sahilleri, tarihi, kültür ve tabiat varlıklarını korumak zorundadır. Milletini seven bir siyasetçinin önceliği milletinin mutluluğunu sağlamaktır. Bunca genç işsizlikten inlerken, bunca insan yoksulken, sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir istihdam ve sürdürülebilir refah için bunca fabrika kurma ihtiyacı varken, 16 milyonluk bu şehrin geleceği olan çocuklar yeterince beslenemezken, bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz.” 

Umarım bu inatlaşma biter. Nâzım Hikmet’in; 

“Biz ki İstanbul şehriyiz,

güzelizdir,

dört yanımız mavi mavi dağdır, denizdir.”

dizeleriyle dile getirdiği gibi, İstanbulumuz binyıllarca güzel kalır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Şiirin sultanları... 16 Eylül 2021
Zafer haftasında... 26 Ağustos 2021
Edebiyatımızda Anadolu 19 Ağustos 2021