Meriç Velidedeoğlu

‘Ölmeden Hakkımızı Verin!’

28 Kasım 2014 Cuma

Başlık, “24 Kasım” günü Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen binlerce “taşeron işçi”nin artık çığlığa dönen seslenişi.
“Üç” yıldır kendilerine bir türlü verilmeyen “haklar”ını isteyen taşeron işçiler, duyuramadıkları seslerini duyurmak için bir haftadır yürüyorlardı.
17 Kasım’da, türlü illerden yola çıkan binlerce demiryolu taşeron emekçisi, sonunda “24 Kasım Pazartesi” günü Ankara’ya vardılar.
“Karayolları Genel Müdürlüğü” önünde toplanıp; “Haklarımızı vermek için Soma, Ermenek’te olduğu gibi başımıza bir şey gelmesini mi bekliyorsunuz?”, “Bu insanların köle gibi çalıştırılmalarını mı izleyeceksiniz?” diye haykırarak “AKP” iktidarına seslendiler.
Ankara’da bu sesler yükselirken, “R.T. Erdoğan” da “Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi”nde konuşuyordu; tıpkı cuma günleri camide “minber”e çıkıp “hutbe” okuyan tam bir hutbeci kimliğiyle: “Kadın erkek eşit olamaaaz!” diye keyifle sesleniyordu...
Ayrıca dile getirdiği bu “eşitsizliği”, “fıtrat”a, “yaratılmış”a, dolaysiyle “yaratan”a bağlıyor ve “yaratan” böyle istemişse, “önüne geçemezsiniz ki” demeye getiriyordu.
Ama hemen ardından da: “Ancak kadın özellikle ‘adalet’ karşısındaki eşitliği asıl olandır. Kadınların ihtiyacı olan eşitlikten ziyade eşdeğer olabilmektir. Yani ‘adalettir!” dedi ve bunun altını çizdi.
Peki, bu nasıl bir “adalet”ti? Hem kadın-erkek “eşit” olmayacak hem de “adalet”in karşısında “eşit” olacaklar...
Nasıl olacak bu?
Değerli dostlar, “Erdoğan”ın sözünü ettiği “adalet”, çağdaş evrensel hukukun ve bunun içinde yer alan hukukumuzun dayandığı “adalet” olmadığı ortadadır; çünkü bu “hukuk”ta “adalet”in anlamı “eşitlik”tir.
“Adalet”in “temel direği” olan bu “eşitlik”, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nde yer alan: “Irk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal görüş, ulusal ve toplumsal köken, doğuş ya da benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin” kabul edilen “eşitlik”tir.
Dolaysiyle ancak böyle bir “eşitlik” görüşüne dayandığında “adalet”ten söz edilebilir; “fıtrat”ın geçerli olduğu bir bağlamda bu “adalet”in sözü edilemez.
“Fıtrat”a dayatılan “ayrım”ı içeren böyle bir “adalet” anlayışını, ancak “Referansımız İslamdır!” ve “Elhamdülillah şeriatçıyım!” diyen “R.T. Erdoğan” gibilerinden çıkar...
Kısacası böyle bir “adalet”in, “kadın-erkek eşitsizliği” üzerine kurulu “adalet”in ancak “şeriat”ta, İslam hukukunda yer aldığının anımsatılmasına bilmem gerek var mı?
“R.T. Erdoğan”ın “yasa” (kanun) önünde “eşitlik”ten değil de “adalet” karşısındaki “eşitlik”ten söz etme kurnazlığının anlamı bu...
Aldığı eğitimde kendisine öğretilen, “tenzil-tevil”, “tefsir”, “cedel” gibi “öğretiler”in ona bu gibi yutturmalar, “yapay gündemler” yaratmada ne denli kolaylıklar sağladığı açıkça görülmektedir.
Kuşkusuz bu tür oyalamalarda, cambazlıklarda, insan “karakter”inin de büyük payı olduğu unutulmamalıdır...
Bilmem katılır mısınız?
“Erdoğan”, kadınlara böyle bir alalama yapmayı sürdürürken; “taşeron işçiler” de, onun Başbakanlığı sürecinde “hukuk” yoluyla ancak savaşa savaşa kazandıkları “kadro” haklarının hâlâ kendilerine tanınmadığı için: “Ölmeden hakkımızı verin!”; artık, “Ölü toplayıcısı haline geldik!” diye haykırarak seslerini duyurmaya çalışıyorlardı.
“Erdoğan”ın, maden ocağında çalışan “301 işçi”nin toplu ölümlerini: “Bu işin fıtratında ölüm var!” diyerek “fıtrata sığınıp” rahatça karşılamasını anımsayınca, demiryolu emekçileri için de, “Ölü toplayıcılık bu işin fıtratında var!” diyebileceğini insan -haklı olarakdüşününce irkiliyor...
Dolaysiyle, “yaratılmış”a, “yaratan”a sığınarak “inanç”ı, siyaseti için bu ölçüde kullanıp, “pazara” çıkarması karşısında da insan irkiliyor...
Öte yanda, Batı’ d a , Almanya’da, maden ocağı işçilerinin yıllardır “bir tek kayıp” vermemelerinin nedeni ne olabilir?
“Fıtrat”ında, “insan”ı bu denli “değersiz” görmenin yer almadığı -halkın söylemiyle- “insan gibi insan”ı başlarına getirmek mi?
Bu bağlamda kuşkusuz, “fıtrat”ında “kadın”ı, “ikinci sınıf” insana indirgeyen bir yapısı olmayan bir insanı seçmeleri, artık kadınların da bilincinde yer alması gerekmez mi? Hiç olmazsa bu “indirgeme”yi yadsıyanların...
Ne dersiniz?
Yarın “Beşiktaş”ta olalım, üstelik çoğalarak.  


Yazarın Son Yazıları

‘Kıht-ı Rical’ 23 Ekim 2020
‘Quo vadis?’ 16 Ekim 2020
‘Torpil’ 18 Eylül 2020
İlahiyatçı ne diyor? 11 Eylül 2020
Yine mi? 4 Eylül 2020
‘Ağustos’ ayı 28 Ağustos 2020
‘Mecelle’ 14 Ağustos 2020
Lozan’dan Lozan’a! 7 Ağustos 2020
86 yıllık... 17 Temmuz 2020
Düğme 10 Temmuz 2020