‘Sarmal’ tutuklusundan mektup var

22 Mart 2020 Pazar

Mine ablam, demir parmaklıklarla örülmüş, mavi gökyüzünü kısmen görebildiğim kahverengi penceremin önündeki masada eski gazeteleri tekrar gözden geçirirken, senin köşe yazını tekrar okudum.

Sonra sebebini bilmediğim bir şekilde yüzüme tebessüm geldi. Fethiye’deki senin o insanın içini ısıtan şen kahkahaların aklıma geldi. Düşündükçe daha çok tebessüm etmeye, hatta gülmeye başladım. Hani gardiyanlar görse, bu adam kendi kendine gülmeye başladı diye, cezaevi yönetimine bildirirler... 

Bugün dokuzuncu günü tutukluluğumun. Neden burada tutulduğum sorusunun cevabı, kitabım SARMAL* ve yoksul halkın paralarının nerelere harcandığını sorgulamamdır. 

Beni tutuklayan 5. Sulh Ceza Mahkemesi, tutukluluk gerekçesi yaratabilmek için çok zorlanmış.

“Paylaşmış olduğum tweet’i gelen tepkiler nedeniyle silmek istedim, ancak yapamadım. Çünkü hesaplarım yasadışı şekilde ele geçirildi” dedim. Mahkeme Başkanı, delilleri karartmaya çalışmış, dedi. Oysa ki tüm tweet’lerimi, hesaplarımı ele geçirenler zaten silmişti. 

Bununla ilgili savcılığa suç duyurusu yaptığımı söyleyerek dilekçe örneğini sundum, “Ben UYAP’a giremedim” dedi. 

Bunlar benim tutuklanma gerekçem. Gülme, vallahi bu nedenlerle tutuklandım. Aklım almıyor, ama durum böyle. 

Şuradan bir çıkalım, hemen yanına geleceğim. Sıkı sıkı sarılacağım sana.

Bana kızsan da, öfkelensen de beni sevdiğini biliyorum. Çünkü ben de seni çok seviyorum. Harika yazılarını da okumaya devam ediyorum. 

Esaretten özgürlüğe selam olsun. 

Silivri 9. Kısım C3/No.18

MURAT AĞIREL

16.03.2020

***

Murat’cığım, 


Nasıl bir ah çektiysen; seni haksız, hukuksuz bir suçlamayla içeri aldıklarından beri Türkiye tutuklu... 

Hatta dünya tutuklu. 

Koronavirüs, yeryüzündeki hiçbir mahkemenin yaptıramayacağını yaptı ve insanlığı korkuya hapsetti. Ev karantinası kimi ülkelerde zorunlu, dışarı çıkan polis gücüyle içeri sokuluyor. Türkiye’de ise “gönüllü mahsurluk” biçiminde uygulanıyor. Ama göze görünmeyen düşman öylesine hızla yayılıyor ki, dışarı çıkmak zorunda olanlar içeride kalmak için yurt çapında, topyekûn dışarı çıkma yasağı istiyorlar.

İlahi adalete bakar mısın? 

Sana olduğu gibi kitap yazdı diye gazetecileri, “şahsıma hakaret tviti attı” gerekçesiyle her yaştan insanı ve iktidarın kayırdığı beleşçi süslümanlardan olmadığı için işsiz bırakılan gençleri gözlerini kırpmadan tutuklayan mahkemeler, çalışmıyor. Duruşmalar erteleniyor, 60 yaş üstü yargı mensupları evlerinde mahsur ve adliye bürolarında çalışanlar da virüs kaparım endişesiyle; demir parmaklıkları görünmez olduğu ölçüde dehşet verici bir korkunun mahpusları oldular.

Düşün ki camileri cuma namazlarına kapatmak, koronavirüse vesile ve bu iktidara nasip oldu, Murat’cığım!

Sokaklarda in cin top oynuyor, açık olan AVM’lere bile kimse gitmiyor. Elbette ki bin odalı sarayına kapanan ile tek göz kiralık odasına tıkılanın sıkıntısı aynı değil. Ama sonuçta hepsi, hepimiz aynı korkunun tutuklularıyız. Ve anladık, beşten büyük dünya tek virüsten küçükmüş aslında...

Bilirim, seni ne zulüm korkutur, ne ölüm. 2007 yılından beri büyümesini, olgunlaşmasını izlediğim yiğit oğlum, senin kara üzüm gözlerinde cömertliğin ışığı, bin yıllık bağ kökünün inatçı yaşam gücü, sınırsız cesareti vardır. O ışık söndürülemez, o cesaret bükülmez.

Ama bizler senin için, senin gibi yazdı, çizdi, konuştu diye yasaları hiçe sayarak, ileri tutarı olmayan uyduruk gerekçelerle, aslında hepimizi susturmak ve sindirmek için tutuklanan meslektaşlarımız için çok korkuyoruz. Maruz kaldığınız hukuksuzluğa derhal son verilmesini ve herkesin zaten gönüllü hapsolduğu şu salgın zamanı, en azından evinizde, ailelerinizle birlikte olmanızı istiyoruz. 

Sosyal medyada, #TutukluGazetecilereÖzgürlük kampanyası başladı. Yıllar önce beni de savunan ilkeli ve inançlı hukukçu Av. Celal Ülgen ile irtibattayız. Celal Hoca, senin tahliye edilmen için İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği’ne vereceği dilekçeyi bana “Bu karanlığı da yırtacağız!” notuyla gönderdi.

Kallavi bir hukuk dersi olan dilekçe, 18 maddede senin için verilen tutuklama kararının yasadışılığını kanıtlıyor. Dilekçenin en vurucu tümcesi, “Bu ülkede CMK ya vardır. Ya da yoktur. CMK var ise kimse kendi anladığı ve anlamak istediği şekliyle CMK’yi lafzından ve öğretideki kurallarından ayrı yorumlayamaz ve uygulayamaz” saptaması. Bakalım bu ülkede CMK mi üstün, yoksa kanunun üstünde tepinenler mi?

Geçen cuma, değerli Av. Onur Cingil de koronavirüs salgını ile ilgili olarak bir tahliye dilekçesi verdi.

Demir parmaklılar ardına kapatılan masumların biricik endişesi, unutulmaktır. Hele hücrede, yalnızlığıyla baş başaysa...

Gördüğün gibi unutulmadın! Unutturamazlar.

Sen, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Ferhat Çelik, Aydın Keser... Hepiniz gurur kaynağımız, taşıdığımız meşaleyi devralacak taze kan, dürüstler kuşağısınız. 

Hele bir çık, seni ev karantinasında doya doya güldüreceğim. 

Hele bir çık, kafamı yolsuzluk raporlarınla Fethiye koylarında yüzerken bile ütülemene ses çıkarmayacağım! 

Seni sevgiyle sarmalıyorum, canım Muratım. Tutuklatan Sarmal’ından, sevgi sarmalıma geçmeye hazır ol.    

Ablan

*Kırmızı Kedi, 2020


Yazarın Son Yazıları

Asla vazgeçme, asla! 5 Temmuz 2020
İman tamam, ya ahlak? 7 Haziran 2020
Bakteri yiyen virüsler 31 Mayıs 2020
Bir hâkim anlatıyor 10 Mayıs 2020
Kiralık iktidarlar 19 Nisan 2020
Kahreden çaresizlik 12 Nisan 2020
Despotun ölümü 5 Nisan 2020