Kanlı ve korkak

14 Ekim 2015 Çarşamba

Yıllardır aynı yöntemi kullanarak aynı kötülüğü yapıyorlar.
Katil hep aynı... Maktul hep aynı.
Şüpheler değişmiyor. Sorular değişmiyor.
Aynı şiddet mütemadiyen meydanları kana, aklı sise buluyor.
Belli ki terör denen şey lanetlemekle yerin dibine gömülmüyor.
Belli ki başka bir şey yapmak lazım...
Şimdiye kadar ne yapmıyorsak onu yapmak lazım.
Olayın arkasında IŞİD var.
Olayın arkasında uluslararası enerji kaynağı avcıları var.
Olayın arkasında Ortadoğu planlamacısı çıkar grupları var.
Olayın arkasında çirkin zaaflardan bir imparatorluk kurmuş hükümet var.
Olayın arkasında kendi halkını bile ateşe atan bir terör örgütü var.
Olayın arkası...
Olayın arkası kalabalık; mahşer gibi kalabalık.
Olayın arkası karanlık; zifir gibi karanlık.
Peki ya bizim arkamız?
Bizim arkamız da bir o kadar kalabalık ve karanlık.
İnsan aklı her koşulda uysal ve kurbanlık.
Hükümetler gelsin gitsin; savaşlar çıksın bitsin; çatışmalar başlasın dinsin, umurumuzda değil.
İnceliksiz tercihlerimizle başımıza musallat ettiğimiz iktidarlar sırasıyla adımıza pazarlıklar yapsın ve kaderimize az kazançlı, bol yaralı çentikler atsın, itiraz etmiyoruz.
Küçük kazançlar uğruna büyük günahlara ortak olmaya eğitildik.
Sistemin tüm tehditlerine eyvallah diyoruz çünkü sistem yıkılırsa altında kalırız sanıyoruz.
Oysa altında kalmaktan korktuğumuz sistemin dibinde, en derininde çırpınıyoruz.
Tam ensemizde, kalbimizde ve beynimizde öğretilmiş, belletilmiş, içimize işletilmiş yapay bir korku; susuyoruz, bekliyoruz, göz yumuyoruz.
Zaman geçsin... Her şey bitsin.
Zaman patlayarak geçiyor.
Zaman her patlamada bizi daha da ufak parçalara bölüyor.
Ufaldıkça güçten düşüyoruz.
Bize vaat edilen sözde güvenli küçük gezegenlere tamah ediyoruz.
Bu güven ihtirasının girdabında evrendeki en büyük tehlikeyi o küçük gezegenlere ikna olarak inşa ediyoruz.
Cinayeti işleyenlerden daha kalabalık olmamız ve “güzel” hayaller kurmamız olanları ve olacakları değiştirmiyor.
Biz olanların arkasında ne var diye aranırken ve aklı evvel çıkarımlarla nafile varsayımlar denizinde oyalanırken, olanların arkasında, önünde, tepesinde, kalbinde, tam kalbinde tercihlerimizle bizzat duruyoruz.
Tüm savaşlar bizim korkularla güdümlü tercihlerimiz yüzünden çıkıyor ve o ardından ağıtlar yakarak gömdüğümüz insanlar, her seferinde bizim yüzümüzden ölüyor.
Çünkü gerçekten sahip olmamız gerekenlerin değil, sahip olmamız gerektiği öğretilen şeylerin peşinden gidiyoruz.
Ve bedelinin ne olduğunu umursamadan sistemin bir köşesine meşrebimizce siniyoruz.
Sonra bombalar patlıyor.
Meydanlar, sokaklar, köprüler, koridorlar, odalar, mutfaklar ve yataklar...
İnsanın kendini var saydığı her yer bir anda kana bulanıyor.
O kanın içinde eriye eriye yok oluyoruz.
Kurtuluş yok, cesetlerimizi bundan böyle hep parça parça gömeceğiz.
İsyan etmezsek biz olmayı, bir olmayı hiç beceremeyeceğiz.
Bu meydan kanlı meydan.
Bu insan korkak insan.  


Yazarın Son Yazıları

Welcome home Yankee 8 Ocak 2021
Fuhuş bir nedir? 18 Aralık 2020
İfşa ediyorum 11 Aralık 2020
Tek derste faşizm 2 Aralık 2020