Türkiye tükeniyor!

01 Ağustos 2021 Pazar

Tam bir felaketler zincirini yaşıyoruz. Karada, havada, denizde, kentte, kırda her alanda artık nefes alıp vermeyi bile güçleştiren akıl almaz olaylarla karşılaşıyoruz.

Orman yangınları, “ciğerimiz yanıyor” sözünün yetmediği bir yoğunlukta. “Son dakika”lar büyük ölçüde yeni bir yerde çıkan orman yangınını ya da büyüyen yangınları haber veriyor. Böylesi felaketler iki boyutludur; yangının büyüklüğü, söndürme çalışmaları... Biri ötekinden kötü. Türkiye’de hangi dönemlerde orman yangını çıktığı belli, hassas bölgeler belli. Ancak iktidarın ne kadar önlem aldığı belli değil! Türk Hava Kurumu’nun bir asra yaklaşan birikimi mahvedildi. Erdoğan dün dedi ki:

Uçak konusundaki sıkıntının nedeni Türk Hava Kurumu’nun kendini yenileyememesidir!

Bunun sorumlusu kim?

Bu kurum, iktidara bağlı değil de başka bir ülkenin kurumu mu?

Devlette iyi giden her şey bunların, kötü giden hiçbir şeyden sorumlu değiller!

Cumhurbaşkanlığı’na 13 uçak alıp THK kendini yenileyemedi demek, halkı akla gelen her şey yerine koymak demek!

İtibardan tasarruf olmaz ama yangın söndürme uçaklarından olur!

***

Ormanlarımız yanarken...

Denizlerimiz salyalanmış can çekişiyor. Marmara’da suyun yüzünü temizleyip her şey tamam diyorlar. Ölüye makyaj yapmak gibi!

Türkiye’nin bütün nehirleri dünya kirlilik ölçütlerinin en kötüsü olan dördüncü seviyede. 

Nehirlerden zehir akıyor!

Göl deyince akla artık öl geliyor. Nasrettin Hoca, Akşehir Gölü’ne maya çaldığında 400 kilometrekareden büyüktü. Bugün on kat küçüldü. 

Nasrettin Hoca gelse, eşeğine biner göl armaya çıkardı! Maya çaldığı göl çalındı.

Bu iktidar için dağların tek anlamı var: Altındaki maden! Maden ruhsatı verilmemiş tek dağ yok. Kimi dağlar komple maden arama sahası. Her yıl orman kanununda değişiklik yapıyorlar. Geldikleri günden beri gözlerini zeytin kanununa diktiler. Atatürk döneminde zeytinliklerin korunması için yapılan düzenlemeyi defalarca değiştirmeye giriştiler. Başarsalar 170 milyon zeytin ağacının 120 milyonunu bitirecekler!

Ülkenin içi böyle, ya sınırları? 

Sınırlar olmuş kevgir...

Her gelene gel gir!

Suriyeliler için “sınırı aşıp girdiler” deniyor. Afganistan’dan yola çıkanlar İran topraklarında bin kilometre kat ediyor, Türkiye sınırında kıyafet yeniliyor, koşarak içeri giriyor. Öylesine rahat, öylesine kavuşma heyecanı ile koşuyorlar ki “Bir ilkbahar sabahı kırlara uzandın mı hiç” şarkısına klip olur!

Türkiye’deki siyasal tablonun yine bu topraklardaki insanlar tarafından yenileceğini anlatmak için eskiden şöyle derdik:

Yurtdışından seçmen ithal edecek halimiz yok!

Şimdi bunu da tartışır hale geldik. İktidar, gerekirse ithal seçmenle de yürüyebilmenin yollarını arıyor!

***

Yukarıda aktardığımız tüm sorunların öznesini, iktidarın Türkiye’nin bütün değerlerine yönelik acımasız saldırısı oluşturuyor.

İş, salt rejim sorunu olmaktan çıktı.

İş, ülke kaynaklarının kime gittiği tartışmasının ötesine geçti.

Nefes aldığımız hava, ayağımızı soktuğumuz deniz, içtiğimiz su, bastığımız toprak tükeniyor.

Buna karşı ortak bir mücadele ruhu oluşturmak gerekiyor.  

Bu ülkenin kaygısını taşıyan herkesi içine alacak bir hareket...

Bu memleket gerçekten bizimse!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları