Özdemir İnce

Gül kokar, soy çeker

14 Şubat 2021 Pazar

Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkmenistan’a giden ilk büyükelçisi Selçuk İncesu, anılarını Anavatan Türkmenistan (İleri Yayınları, Aralık 2020) adıyla yayımladı. Bu kitabın “Türkmenistan’ın Kuruluşu” bölümünü (s.37-39) yazıma konuk ediyorum.

***

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni oluşturan 15 cumhuriyetten biri olan Türkmenistan’ın yönetimi, birliğin dağılma sürecinde gelişmeleri endişeli bir bakışla izliyordu. Türkmenlerin çoğunluğunun bu süreç başlayıncaya kadar birlikten ayrılmak gibi bir istekleri yoktu. Birliği kurtarmak için 17 Mart 1991’de yapılan referandumda Türkmen halkı cumhuriyetler arasında en yüksek oran olan yüzde 98.26 ile birlikte kalma yönünde oy kullandı. Ancak 19 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı gerçekleşen başarısız darbe girişiminden sonra birliğin devam etmesinin mümkün olmayacağı anlaşılınca, Türkmenistan bağımsızlığını ilan etmek zorunluluğu ile karşılaştı.”

 “26 Ekim 1991’de yapılan halkoylamasında halkın yüzde 99.51’i bağımsızlık lehinde oy kullandı. (...) Uygulanmakta olan Sovyet modelinden esinlenen düzene 22 Haziran 1992’de kabul edilen anayasa ile hukuki dayanak oluşturuldu. Eski anayasadan farklı olarak Komünist Partisi ile ilgili hükümler metinden çıkarıldı, başbakanlık kaldırıldı. Bu iki önemli değişiklik dışında yeni anayasa eskisine benzer hükümler içeriyordu.”

“Başbakanlığın kaldırılmasıyla bütün yönetim doğrudan başkana bağlandı. Anayasanın 54. maddesi, 5 yıl için (2016’da 7’ye çıkarıldı, 70 yaş sınırı kaldırıldı) halk tarafından seçilen başkanı devletin başı ve ülkenin en üst makamı olarak tanımlıyordu. Hükümet başkanlığı görevini de üstlenen başkan, fevkalade yetkilere sahipti. Dokuz başbakan yardımcısı, çok sayıda bakan ve komite başkanı doğrudan başkana bağlı olarak görev yapıyordu. Böylece Türkmenistan’a özgü bir model oluşturulmuştu.

Başkan Niyazov, yeni anayasa ile bütün yetkileri şahsında topladı. Ülkede otoriter bir tek adam rejimi kuruldu. Yürütme, yasama ve yargı başkana bağlandı. Başkanın yetkileri sonsuzdu. Örneğin bir bütçe yapılmasına karşın, devletin gelirlerinin bir bölümü yurtdışında başkanın adına açılmış bir hesaba aktarılıyordu. (...)”

 “Üst Meclis olarak nitelendirilen Halk Maslahatı, yılda bir kez ülkenin değişik bölgelerinde açık havada panayır ortamında toplanıyor, önceden görevlendirilmiş bir iki konuşmacıya söz verildikten sonra yönetim tarafından getirilen öneriler alkışlarla kabul ediliyordu. (...) Katılımcılar ellerinde plastik hediye torbalarıyla toplantıdan mutlu ayrılıyorlardı. Niyazov’a ömür boyu başkanlığın verilmesi gibi önemli kararlar da önce bu mecliste alınmıştı.”

 “Halk maslahatlarının üst meclis niteliğindeki yasal statüsüne Berdimuhammedov (Gurbanguli) başkan seçildikten sonra son verildi. Yerini, yetkileri artırılan, Türkmen Halk Maslahatı adlı kurul aldı.

Ülkede muhalefete yaşama hakkı tanınmıyordu (...) Komünist Parti’nin yerini alan Türkmenistan Demokrat Partisi’nin başında başkanın kendisi bulunuyordu. 2006 yılında başkanın ölümü üzerine yerine geçen Berdimuhammedov, ilk başlarda bazı açılımlar yaptıysa da daha sonra Niyazov’un yolunu tuttu. Otoriter rejim günümüzde de sürüyor. 

Anayasa hükümlerinin ayrıntılı olarak irdelenmesinin gerekli olacağını düşünmüyorum. Başkanın istediği gibi değiştirebileceği bu hükümlerin herhangi bir önemi yoktu. Ülke, başkanın buyruklarıyla yönetiliyordu.”

***

Şimdi bir durum değerlendirmesi yapalım: Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra birliğin Avrupa yakasında bulunan devletler (cumhuriyetler) kısa zamanda, iyi-kötü, genel seçimli, çok partili parlamenter demokrasiye geçti. Aralarında, Macaristan örneğinde görüldüğü gibi komünist parti geleneğini sürdürmek isteyenler çıktı ama yeni düzen işlemeye devam ediyor.

Ne var ki aralarında Azerbaycan olmak üzere Asya’daki Sovyetik cumhuriyetler “oba” tarzı Yağbulu geleneksel devlet düzenini tercih ettiler, çünkü parlamenter düzen deneyimleri yoktu. Ne demişler “güldür kokar, soydur çeker.

Türkmenistan ve Türki cumhuriyetlerde olanlar bana Necip Fazıl’ın AKP’nin özendiği Başyücelik Devleti’ni anımsatıyor. Yazdığım nedenlerden dolayı bu mümkündür. Ancak AKP iktidarının yeni bir Vatan Cephesi kurmaya niyetlendiği şu günlerde bu girişim, zaman saatini ters çevirmeye benzer.


Yazarın Son Yazıları

Atatürk diyor ki - 3 (*) 26 Şubat 2021
Atatürk diyor ki - 2 (*) 23 Şubat 2021
Atatürk diyor ki (1) (*) 21 Şubat 2021
Demir Özlü’ye veda 16 Şubat 2021
Gül kokar, soy çeker 14 Şubat 2021
İki büyük yanlış 5 Şubat 2021